TBK ▸ Madde 125

TBK 125. Madde

I. Temerrüde düşen borçlu, verilen süre içinde, borcunu ifa etmemişse veya süre verilmesini gerektirmeyen bir durum söz konusu ise alacaklı, her zaman borcun ifasını ve gecikme sebebiyle tazminat isteme hakkına sahiptir.

II. Alacaklı, ayrıca borcun ifasından ve gecikme tazminatı isteme hakkından vazgeçtiğini hemen bildirerek, borcun ifa edilmemesinden doğan zararın giderilmesini isteyebilir veya sözleşmeden dönebilir.

III. Sözleşmeden dönme hâlinde taraflar, karşılıklı olarak ifa yükümlülüğünden kurtulurlar ve daha önce ifa ettikleri edimleri geri isteyebilirler. Bu durumda borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat edemezse alacaklı, sözleşmenin hükümsüz kalması sebebiyle uğradığı zararın giderilmesini de isteyebilir.

TBK 125. Madde Gerekçesi

818 sayılı Borçlar Kanununun 106 ncı maddesinin ikinci fıkrası ile 108 inci maddesini karşılamaktadır.

Tasarının üç fıkradan oluşan 124 üncü maddesinde, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde temerrüde düşen borçlu karşısındaki alacaklının seçimlik hakları düzenlenmektedir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 108 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan “c. Feshin hükümleri” şeklindeki ibare, Tasarıda “c. Seçimlik haklar” şeklinde değiştirilmiştir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 106 ncı maddesinin ikinci fıkrası, Tasarının 124 üncü maddesinde, iki fıkraya bölünerek düzenlenmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununun söz konusu fıkrasında kullanılan “Bu mehil zarfında borç ifa edilmemiş bulunduğu surette” şeklindeki ibare, Tasarının 124 üncü maddesinin birinci fıkrasında “Temerrüde düşen borçlu, verilen süre içinde borcunu ifa etmemişse” şekline dönüştürülmüştür.

818 sayılı Borçlar Kanununun 108 inci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan “Akitten rücu eden alacaklı” şeklindeki ibare, Tasarının aynı maddesinin üçüncü fıkrasında “Sözleşmeden dönme hâlinde taraflar” şeklinde değiştirilmiştir. Gerçekten, karşılıklı edimleri içeren bir sözleşmede tarafların, birbirlerine karşı, aynı zamanda hem alacaklı ve hem de borçlu oldukları göz önünde tutulursa, Tasarıda kullanılan “taraflar” şeklindeki ibare yerindedir. Çünkü, böyle bir sözleşmede, kendi edimini ifa eden taraf, bir yandan “borçlu” sıfatıyla hareket etmekte, diğer yandan karşı edim alacağı yönünden “alacaklı” sıfatını kazanmaktadır.

Maddenin son fıkrasında, borçlunun temerrüdü nedeniyle sözleşmeden dönen alacaklının uğradığı zararın giderilmesini isteyebileceği belirtilmektedir. Burada, alacaklının giderilmesini isteyebileceği zarar, olumsuz zarar, yani sözleşme yapılmamış olsaydı uğramayacak olduğu zarardan ibarettir.

Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.

Açıklama

Türk Borçlar Kanunu’nun 125. maddesi, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde borçlunun temerrüdü karşısında alacaklıya tanınan üç ayrı seçimlik hakkı düzenleyen kapsamlı bir hükümdür. Bu madde, ifanın zamanında gerçekleşmemesi durumunda alacaklının ekonomik menfaatini koruyacak çeşitli hukuki araçları sistemli biçimde sunarak sözleşme hukukunun en önemli pratik düzenlemelerinden birini oluşturur. 818 sayılı Kanun’un 108. maddesinin birinci fıkrasını karşılamaktadır.

Maddenin birinci fıkrasında alacaklının ilk seçenek hakkı tanımlanmaktadır: borcun ifasını ve gecikme sebebiyle tazminat istemek. Bu seçenek, sözleşmenin sürdürülmesini arzu eden ve borçlunun geç de olsa ifada bulunmasını bekleyen alacaklı için uygundur. Bu durumda alacaklı, borçludan borcun aynen ifasını talep eder ve ayrıca gecikmeden doğan zararlarını (yoksun kalınan kâr, kira kaybı, alternatif giderler gibi) tazminat olarak isteyebilir. Bu seçenek özellikle ifasının alacaklı için hâlâ değerli olduğu, alternatif edim bulunmasının zor olduğu veya alacaklının sözleşmeye devam etmekte yüksek menfaati bulunduğu durumlarda tercih edilir.

İkinci fıkra, alacaklıya iki farklı seçim hakkı daha vermektedir. Birincisi, borcun ifasından ve gecikme tazminatından vazgeçerek borcun ifa edilmemesinden doğan zararın giderilmesini istemektir; ikincisi ise sözleşmeden dönmektir. Ancak bu seçeneklerin kullanılması için alacaklının vazgeçme iradesini "hemen" bildirmesi gerekir. "Hemen" kavramı, koşullara göre makul bir süreyi ifade eder; aşırı gecikme hâlinde alacaklı bu seçim haklarını yitirebilir. İfanın yerine tazminat istemek, alacaklının sözleşmeyi sürdürmek istemediğini ancak sözleşmeden de dönmek istemediğini; yani pozitif zararın tazminini istediğini gösterir.

Üçüncü fıkra, sözleşmeden dönmenin hukuki sonuçlarını düzenlemektedir. Sözleşmeden dönme hâlinde taraflar karşılıklı olarak ifa yükümlülüğünden kurtulur ve daha önce ifa ettikleri edimleri geri isteyebilirler. Bu, sözleşmenin geriye etkili olarak ortadan kaldırılması anlamına gelir. Ayrıca borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat edemezse alacaklı sözleşmenin hükümsüz kalması sebebiyle uğradığı zararın giderilmesini de isteyebilir; buna "menfi zarar" denir. Menfi zarar, sözleşme yapılmamış olsaydı alacaklının maruz kalmayacağı zararları kapsar: sözleşme müzakereleri için yapılan masraflar, kaçırılan alternatif fırsatlar, mahrum kalınan gelirler gibi.

Doktrinde seçimlik haklar sistemi, "alacaklı koruma" prensibinin en gelişmiş yansıması olarak kabul edilmektedir. Yargıtay kararları, alacaklının seçim yaparken dikkatli olması gerektiğini, sonradan seçimden geri dönülemeyeceğini vurgulamaktadır. Uygulamada özellikle konut alım-satımında, inşaat sözleşmelerinde, ticari mal teslim sözleşmelerinde, eser sözleşmelerinde alacaklı seçim hakları kritik öneme sahiptir. Hangi seçeneğin tercih edileceği, sözleşmenin niteliği, piyasa koşulları, alacaklının likidite ihtiyacı ve zararın büyüklüğüne göre belirlenir. Bu hüküm, sözleşme ihlalinden kaynaklanan menfaat kayıplarına geniş kapsamlı çözümler sunan Türk borçlar hukukunun omurgasını oluşturur.