TBK 129. Madde
I. Kendi adına sözleşme yapan kişi, sözleşmeye üçüncü kişi yararına bir edim yükümlülüğü koydurmuşsa, edimin üçüncü kişiye ifa edilmesini isteyebilir.
II. Üçüncü kişi veya üçüncü kişiye halef olanlar da, tarafların amacına veya örf ve âdete uygun düştüğü takdirde edimin ifasını isteyebilirler. Bu durumda, üçüncü kişi veya ona halef olanlar bu hakkı kullanmak istediklerini borçluya bildirdikten sonra, alacaklı borçluyu ibra edemeyeceği gibi, borcun nitelik ve kapsamını da değiştiremez.
TBK 129. Madde Gerekçesi
818 sayılı Borçlar Kanununun 111 inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 128 inci maddesinde, üçüncü kişi yararına sözleşme düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 111 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan “C. Başkası Lehine Şart / I. Umumiyet itibariyle” şeklindeki ibareler, Tasarıda “C. Üçüncü kişi yararına sözleşme / I. Genel olarak” şeklinde değiştirilmiştir.
Üç fıkradan oluşan 818 sayılı Borçlar Kanununun 111 inci maddesi, Tasarıda iki fıkra hâlinde düzenlenmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 111 inci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan “üçüncü şahıs lehine bir borç şart etmiş ise” şeklindeki ibare, Tasarıda “üçüncü kişi yararına bir edim yükümlülüğü koydurmuşsa” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 111 inci maddesinin son fıkrasında kullanılan “alacaklının borçluyu ibraya hakkı kalmaz.” şeklindeki ibare, “alacaklı borçluyu ibra edemeyeceği gibi, borcun nitelik ve kapsamını da değiştiremez.” şeklinde yazılmıştır.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında, 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 129. maddesi, "üçüncü kişi yararına sözleşme" olarak bilinen ve klasik sözleşme doktrinine istisna teşkil eden önemli bir kurumu düzenleyen hükümdür. Sözleşmeler kural olarak yalnızca taraflarına hak ve borç doğurur (prevek eşliğinde "privity of contract" ilkesi); ancak bu madde, üçüncü kişinin sözleşmenin doğrudan hak sahibi olabilmesine imkân tanıyan özel bir düzenleme getirir. Madde, 818 sayılı Kanun’un 112. maddesini karşılamaktadır.
Maddenin birinci fıkrasına göre kendi adına sözleşme yapan kişi, sözleşmeye üçüncü kişi yararına bir edim yükümlülüğü koydurmuşsa edimin üçüncü kişiye ifa edilmesini isteyebilir. Bu hüküm, "alelade (normal) üçüncü kişi yararına sözleşme" veya "eksik üçüncü kişi yararına sözleşme" olarak adlandırılan türü düzenler. Burada üçüncü kişi, sözleşmenin doğrudan tarafı olmasa bile, edimi doğrudan kendisine ifa edilmesini alacaklı (lehtar) aracılığıyla talep edebilir. Ancak bu hakkı doğrudan talep etme hakkı henüz yoktur; bu hak alacaklıya aittir.
İkinci fıkra, üçüncü kişinin doğrudan talep hakkını düzenlemektedir: Üçüncü kişi veya üçüncü kişiye halef olanlar da, tarafların amacına veya örf ve âdete uygun düştüğü takdirde edimin ifasını isteyebilirler. Bu düzenleme, "gerçek üçüncü kişi yararına sözleşme" veya "tam üçüncü kişi yararına sözleşme" kategorisini oluşturur. Üçüncü kişinin doğrudan talep hakkına sahip olabilmesi için tarafların böyle bir irade taşıması veya örf ve âdetin buna işaret etmesi gerekir. Hayat sigortası sözleşmelerinde lehtar, bankacılık işlemlerinde hesap sahibi belirlenmiş kişi, nafaka sözleşmelerinde nafakayı alacak çocuk gibi durumlar tipik örneklerdir.
Aynı fıkranın devamında önemli bir koruma hükmü yer almaktadır: Üçüncü kişi veya ona halef olanlar bu hakkı kullanmak istediklerini borçluya bildirdikten sonra, alacaklı borçluyu ibra edemeyeceği gibi borcun nitelik ve kapsamını da değiştiremez. Bu hüküm, üçüncü kişinin kazanılmış hakkını korur. Üçüncü kişi bildiride bulunmadan önce alacaklı sözleşmeyi feshedebilir, değiştirebilir veya borçluyu ibra edebilir; ancak bildirimden sonra bu imkânlar ortadan kalkar ve üçüncü kişinin hakkı mutlak hâle gelir.
Doktrinde üçüncü kişi yararına sözleşme, "sözleşme serbestliği ile haklı menfaat korumasının kesişim noktası" olarak değerlendirilmektedir. Bu kurum, ekonomik hayatta pratik ihtiyaçlara çözüm sunar: bir kimse başkasının menfaatine sözleşme yapabilir, aile bireyleri için güvence sağlanabilir, karmaşık ticari zincirlerde doğrudan hak kurulabilir. Yargıtay kararları, üçüncü kişinin hak kazanmasının tarafların iradesine bağlı olduğunu; açık bir beyan yoksa işin niteliği ve örfün yol gösterici olması gerektiğini vurgulamaktadır.
Uygulamada bu hüküm hayat sigortası sözleşmeleri (sigortalı ölünce lehtarın tazminat alması), kredi mektuplarında belirlenen üçüncü kişi lehtarları, senaryo sözleşmelerinde yazar yararına belirlenen ödeme taahhütleri, bayilik sözleşmelerinde nihai tüketici yararına getirilen garanti hükümleri, vakıf kurma sözleşmelerinde belirli kişiler yararına edim yükümlülükleri gibi durumlarda sıklıkla uygulanır. Ailevi mali ilişkilerde çocuklar veya eşler lehine yapılan taahhütler de bu hüküm çerçevesinde hüküm doğurur.
