TBK 136. Madde
I. Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer.
II. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün dışındadır.
III. Borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa, bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür.
TBK 136. Madde Gerekçesi
818 sayılı Borçlar Kanununun 117 nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 135 inci maddesinde, borcun ifa imkânsızlığı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 117 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan “D. İfanın Mümkün Olmaması” şeklindeki ibare, Tasarıda “E. İfa imkânsızlığı / I. Genel olarak” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 117 nci maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan “haksız iktisaplara müteallik hükümlere tevfikan” şeklindeki ibare, Tasarıda “sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca” şeklinde düzeltilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun üç fıkradan oluşan 117 nci maddesi, Tasarının 135 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarına alınmış ve maddeye bir üçüncü fıkra eklenmiştir. Bu yeni hükümle, ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmeyen ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almayan borçlu, bundan doğan zararları gidermekle yükümlü tutulmuştur. Bu düzenleme dürüstlük kurallarının bir gereği olarak yapılmıştır.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 136. maddesi, borcun ifa imkânsızlığı kurumunu düzenleyen temel hükümdür. İfa imkânsızlığı, borcun konusunun objektif olarak ifa edilemez hâle gelmesi ve bunun sonucu olarak borcun sona ermesidir. Bu kurum, borçluyu ifa edemeyeceği yükümlülükten kurtarmakla birlikte, alacaklı menfaatlerini de dengeli biçimde koruyan bir düzenleme getirmektedir. Madde, 818 sayılı Kanun’un 117. maddesini karşılamaktadır.
Maddenin birinci fıkrasına göre borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa borç sona erer. Bu hüküm iki kritik unsur içerir: birincisi ifa imkânsızlığının var olması; ikincisi bu imkânsızlığın borçluya yüklenemez bir sebepten kaynaklanmasıdır. İfa imkânsızlığı, ifa konusunun yok olması (belirli bir tablonun yanması), yapılamaz hâle gelmesi (taahhüt edilen sanatçının ölümü), veya yasal olarak yasaklanmış olması (itacat eşyalarının satışının yasaklanması) gibi şekillerde ortaya çıkabilir. Borçluya yüklenemezlik kriteri ise mücbir sebep, beklenmedik hâl, üçüncü kişinin kusuru veya alacaklının kusuru gibi durumları kapsar.
İkinci fıkra, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde ifa imkânsızlığının özel sonuçlarını düzenler. İmkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Bu hüküm, karşılıklı sözleşmelerde imkânsızlık sonrası denge kurulmasını sağlar. Örneğin satıcının teslim edeceği tablo yandıysa, satıcı aldığı avansı iade etmek zorundadır ve alıcıdan kalan ödemeyi isteyemez. "Hasar borçluya aittir" ilkesinin temelini oluşturur. Ancak kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar istisna oluşturur.
Üçüncü fıkra, 818 sayılı Kanun’da bulunmayan yeni ve önemli bir hüküm getirmektedir: borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür. Bu hüküm, dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ve zararı azaltma külfeti (TBK m. 52) prensiplerinin özel uygulamasıdır. İmkânsızlığın borçluya yüklenemeyeceği gerçeği, borçluyu hiçbir yükümlülük altında bırakmaz anlamına gelmez. Borçlu, ifanın imkânsızlaştığını öğrendiği anda alacaklıyı bilgilendirmeli ve zararın büyümesini engellemek için gerekli tedbirleri almalıdır. Örneğin teslim edilecek mallar fabrika yangınında yok olduğunda, borçlu alacaklıyı hemen bilgilendirmeli ve alternatif tedarik imkânları varsa bunu bildirmelidir.
Doktrinde ifa imkânsızlığı, "sonradan ortaya çıkan objektif imkânsızlık" olarak tanımlanmakta ve sözleşme anındaki imkânsızlıktan (TBK m. 27/2) ayrılmaktadır. Yargıtay kararları, imkânsızlığın gerçekliği, objektifliği ve borçluya yüklenemezliğini titizlikle inceler. Uygulamada ifa imkânsızlığı mücbir sebep olayları (deprem, sel, salgın), idari tasarruflar (yasak getirilmesi, kamulaştırma), objektif iş göremezlik (borçlunun ağır hastalığı veya ölümü), yasal düzenleme değişiklikleri gibi durumlarda sıkça karşılaşılır. COVID-19 pandemisi döneminde birçok sözleşmenin akıbeti bu madde çerçevesinde değerlendirilmiştir.
