TBK ▸ Madde 135

TBK 135. Madde

I. Alacaklı ve borçlu sıfatlarının aynı kişide birleşmesiyle borç sona erer. Ancak, üçüncü kişilerin alacak üzerinde önceden mevcut olan hakları birleşmeden etkilenmez.

II. Birleşme geçmişe etkili olarak ortadan kalkarsa, borç varlığını sürdürür.

III. Taşınmaz rehni ve kıymetli evraka ilişkin özel hükümler saklıdır.

TBK 135. Madde Gerekçesi

818 sayılı Borçlar Kanununun 116 ncı maddesini karşılamaktadır.

Tasarının üç fıkradan oluşan 134 üncü maddesinde, alacaklı ve borçlu sıfatlarının aynı kişide birleşmesi düzenlenmektedir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 116 ncı maddesinin kenar başlığında kullanılan “C. Alacaklı ve Borçlu Sıfatlarının Birleşmesi” şeklindeki ibare, sona erme hâllerinin düzenlendiği Tasarının 130 ve devamı maddelerinin kenar başlıklarında kısa sözcüklerin kullanıldığı göz önünde tutularak uyumluluğun sağlanması bakımından, Tasarıda kısaca “D. Birleşme” şeklinde ifade edilmiştir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 116 ncı maddesinin birinci fıkrası tek cümleden oluştuğu hâlde, Tasarıda aynı fıkraya, ikinci cümle olarak eklenen hüküm şöyledir: “Ancak, üçüncü kişilerin, alacak üzerinde önceden mevcut olan hakları birleşmeden etkilenmez.” Bu hükümle, birleşme sonucunda, borç sona ereceği için, üçüncü kişilerin birleşmeden önce mevcut olan haklarının kaybı önlenmek istenmiştir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 116 ncı maddesinin ikinci fıkrası, Tasarıda “Birleşme, geçmişe etkili olarak ortadan kalkarsa, borç varlığını sürdürür.” şeklinde değiştirilerek, hükme açıklık kazandırılmıştır.

Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.

Açıklama

Türk Borçlar Kanunu’nun 135. maddesi, alacaklı ve borçlu sıfatlarının aynı kişide birleşmesi (consolidation/confusion) durumunda borcun sona ermesini düzenleyen bir hükümdür. Birleşme, kişi aynı anda hem alacaklı hem borçlu konumunda bulunmanın mantıksal imkânsızlığından kaynaklanan özel bir borç sona erme sebebidir. Madde, 818 sayılı Kanun’un 116. maddesini karşılamaktadır.

Maddenin birinci fıkrasının ilk cümlesine göre alacaklı ve borçlu sıfatlarının aynı kişide birleşmesiyle borç sona erer. Bu temel ilke, bir kimsenin kendi kendine alacaklı veya borçlu olamayacağı mantıksal gerçekliğinin hukuki ifadesidir. Birleşme en sık miras yoluyla gerçekleşir: alacaklının borçlusuna mirasçı olması veya borçlunun alacaklısına mirasçı olması durumunda iki sıfat tek kişide toplanır. Ayrıca şirket birleşmeleri, alacakların temliki, satın alma işlemleri gibi yollarla da birleşme gerçekleşebilir.

Aynı fıkranın ikinci cümlesi önemli bir koruma hükmü getirmektedir: Ancak üçüncü kişilerin alacak üzerinde önceden mevcut olan hakları birleşmeden etkilenmez. Bu hüküm, üçüncü kişi menfaatlerini koruyarak birleşmenin mutlak etkisini sınırlandırır. Örneğin bir alacak üzerinde rehin hakkı bulunan üçüncü kişi varsa, alacak ile borç aynı kişide birleşse bile rehin hakkı devam eder. Benzer şekilde haciz konmuş bir alacak, birleşmeye rağmen haciz alacaklısının hakları açısından varlığını sürdürür. Bu yaklaşım, üçüncü kişilerin kazanılmış haklarını koruyan önemli bir istisna oluşturur.

İkinci fıkra, birleşmenin sonradan ortadan kalkması hâlini düzenler: Birleşme geçmişe etkili olarak ortadan kalkarsa borç varlığını sürdürür. Örneğin mirasın reddedilmesi, vasiyetin geçersiz sayılması, şirket birleşmesinin mahkeme kararıyla iptali gibi durumlarda birleşme retrospektif olarak ortadan kalkar. Bu durumda borç hiç sona ermemiş gibi değerlendirilir ve taraflar arasındaki alacak-borç ilişkisi yeniden canlanır. Bu hüküm, birleşmenin sadece devam ettiği süre boyunca etki doğurduğunu, geriye dönük iptal edildiğinde hiçbir zaman gerçekleşmemiş sayıldığını gösterir.

Üçüncü fıkra, taşınmaz rehnine ve kıymetli evraka ilişkin özel hükümlerin saklı olduğunu belirtir. Taşınmaz rehni bakımından Türk Medeni Kanunu hükümleri, ipotekin tapu sicilindeki varlığının birleşmeye rağmen korunması gibi özel kurallar içerir. Kıymetli evrak bakımından ise Türk Ticaret Kanunu, senedin dolaşım kabiliyetini ve bağımsızlık niteliğini gözeten hükümler getirir.

Doktrinde birleşme, "otomatik borç sona ermesi" olarak kabul edilmekte ve beyansız, kendiliğinden etki doğuran bir sebep olarak değerlendirilmektedir. Yargıtay kararları, birleşmenin gerçekleşmesi için alacak ve borç sıfatlarının aynı kişide tartışmasız biçimde bulunması gerektiğini; farklı sıfat, farklı hak veya farklı statüde bulunma hâlinde birleşme sayılmayacağını vurgulamaktadır. Uygulamada birleşme mirasçıların durumunda (mirasbırakanın borçlusu olan mirasçı, şirket birleşmelerinde birleşen şirketlerden birinin diğerine olan borcu, alacak temliki sonucu borçluya giden alacak gibi durumlarda) karşılaşılır. Tapuda ipotekli mülkü ipotek borçlusundan satın alan alıcının durumu, bu hüküm ile Türk Medeni Kanunu’nun ipotek hükümlerinin kesişim noktasında özel bir değerlendirme gerektirir.

Kaynak: https://mehmettokar.av.tr/tbk-madde/madde-135/ — © Tokar Hukuk Danışmanlık