TBK 174. Madde
Koşul, taraflardan birinin bizzat yerine getirmesi gerekli bir davranış değilse, o tarafın ölümü hâlinde mirasçısı onun yerine geçebilir.
TBK 174. Madde Gerekçesi
818 sayılı Borçlar Kanununun 153 üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 173 üncü maddesinde, koşulun gerçekleşmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 153 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan “C. Müşterek Hükümler / I. Şartın Tahakkuku” şeklindeki ibareler, Tasarıda “C. Ortak hükümler / I. Koşulun gerçekleşmesi” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 174. maddesi, koşullu sözleşmelerde bir tarafın ölümü durumunda koşulun gerçekleşmesinin ne yönde etkileneceğini düzenleyen özel bir hükümdür. Bu madde, koşulun kişisel mi yoksa kişisellik taşımayan bir eylem mi olduğuna göre farklı sonuçlar öngörmektedir. 818 sayılı Kanun’un 154. maddesini karşılamaktadır.
Madde, koşulun taraflardan birinin bizzat yerine getirmesi gerekli bir davranış değilse, o tarafın ölümü hâlinde mirasçısının onun yerine geçebileceğini belirtmektedir. Bu hüküm, koşulun devir edilebilirliği sorunuyla ilgilidir ve iki farklı koşul kategorisi öngörür. Birinci kategori, tarafın kişisel eylemini gerektirmeyen koşullar. İkinci kategori ise, tarafın bizzat yerine getirmesi gereken kişisel eylemlerdir.
Kişisel olmayan koşullar, örneğin "hava uygun olursa", "belirli bir olay gerçekleşirse", "piyasa koşulları iyileşirse" gibi objektif durumlardır. Bu tür koşullarda, tarafın ölmesi durumunda koşulun gerçekleşmesi devam edebilir çünkü koşul, tarafın fiziksel varlığına bağlı değildir. Bu durumda ölen tarafın mirasçısı, sözleşmenin pasif veya aktif tarafında onun yerine geçer ve koşul gerçekleştiğinde sözleşme hüküm ifade eder.
Kişisel eylem gerektiren koşullar ise farklıdır. Örneğin "A, belirli bir tarihte Shakespeare oyununu oynarsa", "A, doktora tezini savunursa", "A, piyanoda belirli bir beste çalarsa" gibi durumlarda koşul tamamen A’nın kişisel becerisine ve eylemine bağlıdır. A ölürse, bu koşul artık gerçekleşemez ve mirasçısı onun yerine geçemez. Bu durumda sözleşmenin akıbeti, koşulun imkânsız hâle geldiği gerekçesiyle genellikle sona erer.
Bu ayrımın pratik önemi büyüktür. Uzun vadeli sözleşmelerde bir tarafın ölmesi, koşullu ilişkinin kaderini belirler. Kanun koyucu, kişisel nitelik taşımayan koşullarda mirasçıların yerini almasına izin vererek hukuki ilişkinin devam etmesine imkân tanımıştır. Kişisel koşullarda ise mirasçıların yerini alamayacağını dolaylı olarak belirtir.
Hükmün uygulanması, her somut olayda koşulun niteliğinin dikkatli değerlendirilmesini gerektirir. Örneğin "A’nın girişimi başarılı olursa" koşulu belirsizdir; A’nın kişisel başarısı mı, yoksa genel olarak girişimin başarısı mı kastedilmektedir? Bu sorunun cevabı, sözleşmenin lafzı, tarafların iradesi ve işin niteliği dikkate alınarak verilir.
Doktrinde bu madde, "koşulun kişisellik derecesi" açısından değerlendirilmektedir. Koşullar genellikle üç kategoride sınıflandırılır: tamamen kişisel, yarı-kişisel ve kişisel olmayan. Tamamen kişisel koşullar devredilemez; kişisel olmayan koşullar tam olarak devredilebilir; yarı-kişisel koşullar duruma göre değerlendirilir.
Yargıtay kararları, koşulun niteliği konusunda somut analiz yapılmasını, sözleşmenin amacının ve tarafların varsayımsal iradelerinin dikkate alınmasını vurgulamaktadır. Uygulamada bu madde özellikle miras hukuku ile iç içe geçen koşullu taahhütlerde, uzun vadeli ticari sözleşmelerde, kişisel hizmet içeren eser sözleşmelerinde önemli sonuçlar doğurur. Bir ressamın belirli bir eser yapacağı koşullu sözleşmede ressam ölürse koşul gerçekleşemez ve sözleşme sona erer; ancak "belirli bir tarihte bir tablo tamamlanırsa" gibi formüle edilmişse mirasçı başka ressam istihdam edip tabloyu tamamlatabilir. Bu düzenleme, koşullu sözleşme ilişkilerinin uzun vadeli güvenliğini sağlayan kritik bir kuraldır.
