TBK 196. Madde
I. Borçlunun yerine yenisinin geçmesi ve borcundan kurtarılması, borcu üstlenen ile alacaklı arasında yapılacak sözleşmeyle olur.
II. İç üstlenme sözleşmesinin, üstlenen veya onun izni ile borçlu tarafından alacaklıya bildirilmesi, dış üstlenme sözleşmesinin yapılmasına ilişkin öneri anlamına gelir.
III. Alacaklının kabulü açık veya örtülü olabilir. Alacaklı, çekince ileri sürmeksizin üstlenenin ifasını kabul eder veya onun borçlu sıfatı ile yaptığı diğer herhangi bir işleme rıza gösterirse, borcun üstlenilmesini kabul etmiş sayılır.
TBK 196. Madde Gerekçesi
818 sayılı Borçlar Kanununun 174 üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 195 inci maddesinde, dış üstlenme sözleşmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 174 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan “II. Nakil müteahhidi ile borçlu arasındaki akit / 1. İcap ve kabul” şeklindeki ibare, Tasarıda “B. Dış üstlenme sözleşmesi / I. Öneri ve kabul” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 196. maddesi, borcun üstlenilmesi sürecinin ikinci ve belirleyici aşaması olan "dış üstlenme sözleşmesi"nin nasıl kurulacağını düzenleyen temel hükümdür. Dış üstlenme sözleşmesi, borçlu ile üstlenen arasındaki iç üstlenme sözleşmesini alacaklıya karşı da etkili kılan işlemdir. 818 sayılı Kanun’un 174. maddesini karşılamaktadır.
Maddenin birinci fıkrasına göre borçlunun yerine yenisinin geçmesi ve borcundan kurtarılması, borcu üstlenen ile alacaklı arasında yapılacak sözleşmeyle olur. Bu hüküm, borcun üstlenilmesinin alacaklıya etki etmesi için alacaklı ile bağımsız bir sözleşme yapılmasını gerektirdiğini ortaya koyar. İç üstlenme sözleşmesi tek başına eski borçluyu borcundan kurtarmaz; alacaklının onayı ve kabulü gereklidir.
Bu kuralın dayandığı temel düşünce, alacaklının menfaatlerinin korunmasıdır. Alacaklı, borçlunun kim olduğunu seçmekte serbesttir; ekonomik gücü, güvenirliği, ödeme disiplini konularında eski borçluyu tercih etmiş olabilir. Yeni bir borçlunun otomatik olarak devreye girmesine izin verilmesi, alacaklının iradesine aykırı olur. Bu nedenle alacaklının açık veya örtülü kabulü gereklidir.
İkinci fıkra, dış üstlenme sözleşmesinin kurulması sürecini kolaylaştıran bir hüküm getirir: iç üstlenme sözleşmesinin, üstlenen veya onun izni ile borçlu tarafından alacaklıya bildirilmesi, dış üstlenme sözleşmesinin yapılmasına ilişkin öneri anlamına gelir. Bu hüküm, iç üstlenme sözleşmesinin varlığının alacaklıya bildirilmesini bir "icap" (öneri) olarak değerlendirir.
Bu pratik düzenleme, üstlenme sürecinin hızlanmasını sağlar. Üstlenen veya (üstlenenin izni ile) borçlu, alacaklıya "A’nın borcunu B üstlendi" şeklinde bildirimde bulunursa, bu bildirim dış üstlenme sözleşmesi için bir öneri niteliği kazanır. Alacaklı bu öneriyi kabul ederse, dış üstlenme sözleşmesi kurulmuş olur.
Üçüncü fıkra, alacaklının kabul şeklini düzenler: alacaklının kabulü açık veya örtülü olabilir. Bu esneklik, uygulamada büyük kolaylık sağlar. Alacaklı "kabul ediyorum, borcu B’ye devredebiliriz" diyebileceği gibi, çeşitli örtülü davranışlarla da kabulünü gösterebilir.
Örtülü kabul için madde iki spesifik örnek verir: Alacaklı, çekince ileri sürmeksizin üstlenenin ifasını kabul eder veya onun borçlu sıfatı ile yaptığı diğer herhangi bir işleme rıza gösterirse, borcun üstlenilmesini kabul etmiş sayılır. Yani alacaklı, üstlenenin borç ödemesini itiraz etmeden kabul ederse, bu zımni kabul sayılır. Aynı şekilde üstlenenin borçlu olarak yaptığı başka işlemlere (örneğin ödeme planı anlaşmasına katılma, ibra talep etme) onay verirse yine üstlenmeyi kabul etmiş olur.
Bu yaklaşım, uygulamada çok önemli bir pratik sonuç doğurur. Alacaklılar, dikkatli davranmak zorundadır. Eğer eski borçluyu borçtan kurtarmak istemiyorlarsa, üstlenenin ödemelerini "borçlu eski borçludur, bu ödeme üstlenenin kendi adınadır" gibi çekincelerle kabul etmelidirler. Aksi hâlde zımni kabul ile dış üstlenme sözleşmesi kurulmuş sayılır.
Doktrinde bu madde, "alacaklı iradesinin pratikleştirilmesi" olarak değerlendirilmektedir. Alacaklının karmaşık formal bir kabul prosedürüne bağlanması yerine, onun pratik davranışlarından irade çıkarılması yaklaşımı benimsenmiştir. Yargıtay kararları, örtülü kabulün tespitinde alacaklının davranışlarının açıkça borç üstlenmeyi onaylayıcı nitelikte olmasını aramakta; şüpheli durumlarda ise üstlenmenin kurulmuş sayılmayacağını vurgulamaktadır.
Uygulamada bu madde, banka kredi yeniden yapılandırmalarında, şirket birleşmelerinde (birleşen şirketin borçlarının üstlenilmesi), bayilik devirlerinde, franchise işletme devirlerinde önemli sonuçlar doğurur. Bankalar, kredilerin üçüncü kişilere devrinde dikkatli ihtar ve kabul prosedürleri uygular. Şirket satın alma işlemlerinde, alıcı şirketin devralınan şirketin borçlarını üstlenmesi bu hüküm çerçevesinde değerlendirilir. Bu düzenleme, modern ticari hayatın karmaşık borç devri ilişkilerini düzenleyen esnek ve pratik bir hukuki araçtır.
