TBK ▸ Madde 197

TBK 197. Madde

I. Borcun üstlenilmesine ilişkin öneri alacaklı tarafından her zaman kabul edilebilir. Ancak, üstlenen veya önceki borçlu, kabul için bir süre koyabilir. Alacaklı bu sürenin bitimine kadar susarsa, öneri reddedilmiş sayılır.

II. Önerinin alacaklı tarafından kabul edilmesinden önce yeni bir iç üstlenme sözleşmesi yapılır ve bu ikinci üstlenmeye ilişkin olarak alacaklıya öneride bulunulursa, ilk öneride bulunan, önerisi ile bağlı olmaktan kurtulur.

TBK 197. Madde Gerekçesi

818 sayılı Borçlar Kanununun 175 inci maddesini karşılamaktadır.

Tasarının iki fıkradan oluşan 196 ncı maddesinde, dış üstlenme sözleşmesinin kurulması için yapılmış olan önerinin bağlayıcılığı düzenlenmektedir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 175 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan “2. İptal olunan icap” şeklindeki ibare, Tasarıda “II. Önerinin bağlayıcılığı” şekline dönüştürülmüştür.

818 sayılı Borçlar Kanununun 175 inci maddesinin birinci fıkrası iki cümleden, Tasarının 196 ncı maddesinin birinci fıkrası ise, üç cümleden oluşmaktadır.

Sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.

Açıklama

Türk Borçlar Kanunu’nun 197. maddesi, borcun üstlenilmesine ilişkin önerinin alacaklı tarafından kabul edilebilme süresini ve önerinin bağlayıcılığının sınırlarını düzenleyen önemli bir hükümdür. Bu madde, dış üstlenme sözleşmesi kurulması sürecinde zamanlama ve irade çekilmesi ile ilgili pratik kuralları belirler. 818 sayılı Kanun’un 175. maddesini karşılamaktadır.

Maddenin birinci fıkrasına göre borcun üstlenilmesine ilişkin öneri alacaklı tarafından her zaman kabul edilebilir. Bu hüküm, alacaklıya geniş bir kabul süresi tanır. Normal sözleşme hukukunda (TBK m. 5) belirli süreler öngörülmüştür; ancak burada alacaklı açısından özel bir esneklik sağlanmıştır. Alacaklı, borcun üstlenilmesi önerisini hemen kabul etmek zorunda değildir; uygun bir zamanda kabul edebilir.

Ancak bu esneklik sınırsız değildir. Aynı fıkranın devamına göre üstlenen veya önceki borçlu, kabul için bir süre koyabilir. Yani öneride bulunan taraf, alacaklıya belirli bir süre tanıyabilir ve bu süre içinde kabul etmezse önerinin geçersizleşeceğini belirtebilir. Bu yaklaşım, uygulamada önemlidir; çünkü ticari hayat belirsizliğe izin vermez ve taraflar makul sürede karar beklemek haklarına sahiptir.

Bir süre konulduğunda ve alacaklı bu süre bitimine kadar susarsa, öneri reddedilmiş sayılır. Bu hüküm, alacaklının pasif kalmasının olumsuz sonuç doğurmasını öngörür. Alacaklının bir süre içinde kabul etmemesi durumunda, öneriyi reddetmiş kabul edilir ve üstlenen/önceki borçlu başka çözümler arayabilir. Bu sistem, belirsizlikleri önler.

Süreye bağlı önerinin pratik işleyişi şöyledir: Üstlenen veya borçlu, alacaklıya ihtarname göndererek "30 gün içinde kabul etmezseniz öneri geçersiz sayılır" gibi bir mesaj iletir. 30 gün içinde alacaklı yazılı olarak kabulünü bildirmezse, öneri geçersiz olur. Alacaklı bu durumdan sonra kabul etmeye çalışırsa artık üstlenen bağlanmaz.

İkinci fıkra, daha karmaşık bir durumu düzenler: önerinin alacaklı tarafından kabul edilmesinden önce yeni bir iç üstlenme sözleşmesi yapılır ve bu ikinci üstlenmeye ilişkin olarak alacaklıya öneride bulunulursa, ilk öneride bulunan, önerisi ile bağlı olmaktan kurtulur. Bu hüküm, bir alacağın birden fazla üstlenme süreci yaşadığı durumları düzenler.

Pratik örnek vermek gerekirse: A’nın B’ye olan borcunu C üstlenmiş ve durum B’ye bildirilmiştir. B henüz kabul kararını vermemişken, A ve D arasında yeni bir iç üstlenme sözleşmesi yapılmış ve bu da B’ye bildirilmiştir. Bu durumda C’nin ilk önerisi geçersiz olur; C artık öneriye bağlı değildir. B’nin seçimi artık D’nin önerisi üzerinde olur.

Bu düzenlemenin mantığı, ilk üstlenenin (C) haklarının korunmasıdır. C, A’nın yalnızca kendisiyle üstlenme ilişkisinde kalacağına güvenerek öneride bulunmuştur. A, başka biriyle yeni bir üstlenme sözleşmesi yaparak bu güveni zedelemiştir. Kanun koyucu, bu durumda C’yi önerisinden kurtararak menfaatlerini koruyor.

Ancak bu kural, alacaklının bu ikinci önerinin farkında olmasına bağlıdır. Alacaklı ikinci önerinin varlığını bilmiyorsa ve ilk önerinin geçerli olduğunu varsayıyorsa, ilk öneride bulunanın bu öneriden çekilmesi alacaklıyı olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle iyi niyet prensibi gereği alacaklının bilgisi dikkate alınır.

Doktrinde bu madde, "çoklu üstlenme önerilerinin yönetimi" olarak değerlendirilmektedir. Modern ekonomik hayatta aynı borcun birden fazla potansiyel üstlenen tarafından ele alınması mümkündür; kanun koyucu bu durumu açık bir kural ile düzenlemiştir. Yargıtay kararları, önerilerin tarihi sırası, alacaklının bilgisi ve iyi niyet prensibi çerçevesinde değerlendirmeler yapmaktadır.

Uygulamada bu madde, konkordato süreçlerinde (birden fazla üçüncü kişinin borçların üstlenilmesini önerdiği durumlarda), şirket satın alma müzakerelerinde, kredi yeniden yapılandırmalarında, aile içi finansal düzenlemelerde karşılaşılır. Özellikle büyük projelerde alternatif üstlenici adaylarının olması durumunda bu hüküm belirleyici rol oynar. Bu düzenleme, karmaşık borç üstlenme süreçlerinin hukuki güvenliğini sağlayan kritik bir düzenlemedir.