TBK 195. Madde
I. Borçlu ile iç üstlenme sözleşmesi yapan kişi, borcu bizzat ifa ederek veya alacaklının rızasıyla borcu üstlenerek, borçluyu borcundan kurtarma yükümlülüğü altına girmiş olur.
II. Borçlu, iç üstlenme sözleşmesinden doğan borçlarını ifa etmedikçe, diğer taraftan yükümlülüğünü yerine getirmesini isteyemez.
III. Borçlu, borcundan kurtarılmamışsa, diğer taraftan güvence isteyebilir.
TBK 195. Madde Gerekçesi
818 sayılı Borçlar Kanununun 173 üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 194 üncü maddesinde, iç üstlenme sözleşmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 173 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan “1. Borçlu ve borcun nakli müteahhidi” şeklindeki ibareler, Tasarıda “A. İç üstlenme sözleşmesi” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 173 üncü maddesinin ikinci fıkrası ile diğer maddelerinde kullanılan “borcun nakli müteahhidi” şeklindeki ibare, Tasarıda “borcu üstlenen” veya kısaca “üstlenen” şeklinde ifade edilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 195. maddesi, borcun üstlenilmesi kurumunun ilk aşaması olan "iç üstlenme sözleşmesi"ni düzenleyen önemli bir hükümdür. Borcun üstlenilmesi, bir kişinin başkasının borcunu kendi üzerine alarak eski borçluyu borcundan kurtarması işlemidir. Bu madde, bu kurumun ilk basamağını oluşturan, borçlu ile üstlenen arasındaki ilişkiyi düzenler. 818 sayılı Kanun’un 173. maddesini karşılamaktadır.
Maddenin birinci fıkrasına göre borçlu ile iç üstlenme sözleşmesi yapan kişi, borcu bizzat ifa ederek veya alacaklının rızasıyla borcu üstlenerek borçluyu borcundan kurtarma yükümlülüğü altına girmiş olur. Bu hüküm, iç üstlenme sözleşmesinin temel yapısını ortaya koyar. İç üstlenme, borçlu ile üstlenen arasında yapılan ve sadece iç ilişkide etki doğuran bir sözleşmedir. Alacaklı bu sözleşmenin tarafı değildir.
Üstlenen, borçluyu borcundan kurtarma yükümlülüğü altındadır. Bu yükümlülüğü yerine getirmenin iki yolu vardır: birincisi borcu bizzat ifa etmek; ikincisi alacaklının rızasıyla borcu üstlenmek. Birinci yol, üstlenenin kendi parasıyla alacaklıya ödeme yapmasıdır; bu sayede borçlu borcundan kurtulur. İkinci yol ise alacaklı ile "dış üstlenme sözleşmesi" yaparak borcu üstlenmektir (TBK m. 196).
İkinci fıkra, sözleşmenin ifa sırası konusunda önemli bir kural getirir: borçlu, iç üstlenme sözleşmesinden doğan borçlarını ifa etmedikçe, diğer taraftan yükümlülüğünü yerine getirmesini isteyemez. Bu hüküm, karşılıklılık ilkesinin özel bir uygulamasıdır. Eğer iç üstlenme sözleşmesinde borçlu da üstlenene karşı bazı yükümlülükler üstlenmişse (örneğin üstlenme karşılığı bir bedel ödemek, mal devretmek gibi), borçlu bu yükümlülükleri yerine getirmedikçe üstlenenden de kendi borcunu ifa etmesini isteyemez.
Bu kural, uygulamada en sık karşılaşılan durumu düzenler. Borçlu A’nın B’ye olan 100 bin TL borcunu C üstlenmiş olsun. Bu üstlenme karşılığında A, C’ye bir taşınmazını devretmeyi taahhüt etmiştir. Eğer A taşınmazı C’ye devretmemişse, C de B’ye ödeme yapma yükümlülüğünden kaçınabilir. Bu, iki yükümlülüğün karşılıklı bağlılığını korur.
Üçüncü fıkra, borçluya ek bir koruma sağlar: borçlu, borcundan kurtarılmamışsa, diğer taraftan güvence isteyebilir. Bu hüküm, üstlenenin yükümlülüğünü yerine getirmekte ihmali varsa borçlunun endişelenmemesi için güvence talep edebileceğini gösterir. Borçlu, üstlenenin yükümlülüğünü yerine getirecek ekonomik güce sahip olup olmadığını değerlendirir ve şüphe duyarsa güvence isteyebilir.
Güvence teminat mektubu, rehin, kefalet, banka garantisi şekillerinde olabilir. Üstlenen güvence vermezse, borçlu iç üstlenme sözleşmesinden kaynaklanan haklarını kullanamama veya sözleşmeden dönme gibi yollara başvurabilir. Bu, üstlenen ile borçlu arasındaki güven ilişkisini dengeler.
Doktrinde iç üstlenme sözleşmesi, "alacaklının devre dışı olduğu üç taraflı ilişki" olarak değerlendirilmektedir. Alacaklı, bu sözleşmenin doğrudan tarafı olmasa da dolaylı olarak menfaat sahibidir. Borçlu ve üstlenen arasındaki ilişki iç ilişki; alacaklı ile üstlenen arasındaki ilişki ise dış ilişkidir. TBK m. 195 iç ilişkiyi düzenler.
Uygulamada iç üstlenme sözleşmesi çok farklı alanlarda kullanılır. Şirket devirlerinde devralan şirketin devralınan şirketin borçlarını üstlenmesi, inşaat projelerinde müteahhidin alt yüklenicilerin borçlarını üstlenmesi, aile içi finansal düzenlemelerde zengin ebeveynin çocuğunun borçlarını üstlenmesi, boşanma anlaşmalarında bir eşin diğerinin borçlarını üstlenmesi gibi örnekler sayılabilir. Bankalar, kredi yeniden yapılandırma işlemlerinde bu hükmü sıkça kullanırlar. Bu düzenleme, borç üstlenme kurumunun temel hukuki çerçevesini sağlayan kritik bir düzenlemedir.
