TBK ▸ Madde 231

TBK 231. Madde

I. Satıcı daha uzun bir süre için üstlenmiş olmadıkça, satılanın ayıbından doğan sorumluluğa ilişkin her türlü dava, satılandaki ayıp daha sonra ortaya çıksa bile, satılanın alıcıya devrinden başlayarak iki yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Alıcının satılanın kendisine devrinden başlayarak iki yıl içinde bildirdiği ayıptan doğan def’i hakkı, bu sürenin geçmiş olmasıyla ortadan kalkmaz.

II. Satıcı, satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu ise, iki yıllık zamanaşımı süresinden yararlanamaz.

TBK 231. Madde Gerekçesi

818 sayılı Borçlar Kanununun 207 nci maddesini karşılamaktadır.

Tasarının iki fıkradan oluşan 230 uncu maddesinde, satıcının ayıptan sorumluluğu nedeniyle açılacak davaların tâbi olduğu zamanaşımının başlangıcı ve süresi düzenlenmektedir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 207 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan “9. Müruru zaman” şeklindeki ibare, Tasarıda “9. Zamanaşımı” şeklinde değiştirilmiştir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 207 nci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan “sakıt olur.” şeklindeki ibare, burada hak düşürücü sürenin söz konusu olmadığı göz önünde tutularak Tasarıda “zamanaşımına uğrar.” şekline dönüştürülmüştür. Aynı fıkrada öngörülen bir yıllık zamanaşımı süresi, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında olduğu gibi, Tasarıda iki yıla çıkarılmıştır.

818 sayılı Borçlar Kanununun 207 nci maddesinin ikinci fıkrası Tasarının aynı maddesinin birinci fıkrasına alınmış ve “bir sene geçmeksizin” şeklindeki ibare de, Tasarının birinci fıkrasında yapılan değişikliğe paralel olarak, “iki yıl içinde” şeklinde değiştirilmiştir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 207 nci maddesinin son fıkrasında kullanılan “Satıcı alıcıyı iğfal etmiş ise” şeklindeki ibare, Tasarının 230 uncu maddesinin son fıkrasında “satıcı… ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu ise” şeklinde; 818 sayılı Borçlar Kanununda kullanılan “bu bir senelik müruru zamandan” şeklindeki ibare de, Tasarıda “iki yıllık zamanaşımı süresinden” şekline dönüştürülmüştür. Ağır kusurun, kastı, dolayısıyla aldatmayı ve ağır ihmali de içerdiği göz önünde tutularak, Tasarının 230 uncu maddesinin ikinci fıkrasında “ağır kusurlu” teriminin kullanılmasıyla yetinilmiştir.

Açıklama

Türk Borçlar Kanunu’nun 231. maddesi, satıcının ayıptan sorumluluğundan doğan davaların zamanaşımı süresini düzenleyen kritik bir hükümdür. Bu madde, alıcının ayıp haklarını kullanabilme süresini ve bu sürenin dolması hâlinde hangi hakların devam edeceğini belirlemektedir. 818 sayılı Kanun’un 207. maddesini karşılamaktadır.

Maddenin birinci fıkrasına göre satıcı daha uzun bir süre için üstlenmiş olmadıkça, satılanın ayıbından doğan sorumluluğa ilişkin her türlü dava, satılandaki ayıp daha sonra ortaya çıksa bile, satılanın alıcıya devrinden başlayarak iki yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.

Bu hüküm üç önemli unsur içerir: zamanaşımı süresinin iki yıl olması, sürenin satılanın alıcıya devri anından başlaması, ayıbın daha sonra ortaya çıkmasının süreyi uzatmaması. Yeni kanun, 818 sayılı Kanun’un bir yıllık kısa süresini iki yıla çıkararak alıcıyı daha güçlü biçimde korumaktadır.

İki yıllık süre, hem ticari hem tüketici satışları için geçerlidir. Satılanın alıcıya devri (teslim veya tescil) anından itibaren işlemeye başlar; ayıbın tespit edildiği veya bildirildiği tarihten değil. Bu, özellikle gizli ayıplar açısından önemli bir sınırlamadır. Alıcı, ayıbı iki yıl sonra tespit etse bile zamanaşımı süresi dolmuşsa dava açamaz.

Ancak "satıcı daha uzun bir süre için üstlenmiş olmadıkça" ifadesi, taraflara sözleşme ile daha uzun süre kararlaştırma imkânı verir. Garanti süreleri, uzatılmış sorumluluk anlaşmaları bu istisnayı oluşturur. Ticaretin pratiğinde birçok satıcı, iki yıldan daha uzun garanti süreleri vererek alıcı lehine koruma sağlar.

Aynı fıkranın ikinci cümlesi önemli bir ayrım getirir: alıcının satılanın kendisine devrinden başlayarak iki yıl içinde bildirdiği ayıptan doğan def’i hakkı, bu sürenin geçmiş olmasıyla ortadan kalkmaz. Bu hüküm, zamanaşımı ile def’i hakkı arasındaki önemli farkı düzenler.

Dava açma hakkı (talep hakkı) zamanaşımına uğrayabilir; ancak def’i hakkı (savunma hakkı) düşmez. Eğer alıcı, iki yıl içinde ayıbı satıcıya usulüne uygun biçimde bildirmişse, zamanaşımından sonra bile bu ayıbı savunma olarak kullanabilir. Örneğin satıcı bedel ödemesi için dava açmışsa, alıcı ayıp def’ini ileri sürerek ödeme yapmaktan kaçınabilir.

Bu ayrım, adil bir denge sağlar. Aktif olarak dava açma hakkı süreli olurken, kendini savunma hakkı ayıbın bildirilmiş olması koşuluyla korunur. Alıcı, sessiz kalmaz ve iki yıl içinde haklarını bildirmişse, zamanaşımından yararlanamaz; ancak def’i hakkını her zaman kullanabilir.

İkinci fıkra, ağır kusurlu satıcı için önemli bir istisna getirir: satıcı, satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu ise, iki yıllık zamanaşımı süresinden yararlanamaz. Bu hüküm, kasten veya ağır ihmalle ayıplı mal devreden satıcıyı prosedürel korumalardan yoksun bırakır.

Ağır kusurlu satıcı için, ayıptan doğan davalar genel on yıllık zamanaşımına tâbi olur (TBK m. 146). Bu uzatma, alıcıya daha geniş bir dava süresi tanır ve kötü niyetli satıcıyı uzun süre boyunca sorumluluk altında tutar. Ayrıca bu durumda TBK m. 72’deki haksız fiil zamanaşımı süreleri de uygulanabilir.

Ağır kusur, kasıt ve ağır ihmali kapsar. Bilerek ayıp gizleme, aldatıcı beyanlarda bulunma, önemli bilgileri saklama gibi davranışlar kasıt; normal özeni son derece ihmal etme ise ağır ihmal örnekleridir. Profesyonel satıcılar için "bilmesi gereken" ayıpları göz ardı etmek de ağır kusur sayılır (TBK m. 225).

Doktrinde bu madde, "ayıp haklarının zamansal sınırlanması ile alıcı korumasının dengesi" olarak değerlendirilmektedir. Yargıtay kararları, iki yıllık sürenin sıkı uygulanmasını; ancak def’i hakkı ve ağır kusur istisnalarının titizlikle korunmasını vurgular.

Uygulamada bu madde, her türlü satış uyuşmazlığında zamanaşımı hesabının temelini oluşturur. Otomobil alımlarında, gayrimenkul satımlarında, dayanıklı tüketim malı ticaretinde, inşaat malzemeleri alımlarında bu hüküm sıkça uygulanır. Ayıbın iki yıllık süre sonunda ortaya çıkması hâlinde alıcının hakları kaybı sıkça karşılaşılan bir sorundur. Bu düzenleme, ayıp sorumluluğunun pratik uygulanabilirliğini sağlayan kritik bir zamansal çerçevedir.

Kaynak: https://mehmettokar.av.tr/tbk-madde/madde-231/ — © Tokar Hukuk Danışmanlık