TBK 235. Madde
I. Satılanın, ancak satış bedeli ödendikten sonra veya ödenme anında devredilmesi gereken durumlarda alıcı temerrüde düşerse satıcı, herhangi bir işlem gerekmeksizin satıştan dönebilir.
II. Bu hakkını kullanmak isteyen satıcı, durumu gecikmeksizin alıcıya bildirmek zorundadır.
III. Satılanın zilyetliği satış bedeli ödenmeden alıcıya devredilmişse, alıcının temerrüdü sebebiyle satıcının dönme hakkını kullanarak satılanı geri alması, bu hakkın sözleşmede açıkça saklı tutulmasına bağlıdır.
TBK 235. Madde Gerekçesi
818 sayılı Borçlar Kanununun 211 inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 234 üncü maddesinde, alıcının temerrüdü durumunda, satıcının sözleşmeden dönme hakkı düzenlenmektedir. 818 sayılı Borçlar Kanununun 211 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan “IV. Alıcının temerrüdü / 1. Satıcının fesih hakkı” şeklindeki ibareler, Tasarıda “IV. Alıcının temerrüdü / 1. Satıcının dönme hakkı” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 211 inci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan “hiçbir merasime muhtaç olmaksızın” şeklindeki ibare, Tasarıda “herhangi bir işlem gerekmeksizin” şekline dönüştürülmüştür. Bu ibareyle, fıkrada öngörülen durumlarda, satıcının, temerrüde düşen alıcıya Tasarının 122 nci maddesinde öngörülen ek süreyi vermek zorunda olmaksızın sözleşmeden dönme hakkını kullanabileceği kastedilmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 211 inci maddesinin ikinci fıkrasının sonunda kullanılan “mükelleftir.” şeklindeki ibare, bu fıkrada satıcıya düşen bir yükümlülük değil, bir yük (külfet) söz konusu olduğu için, Tasarıda “zorundadır.” şeklinde düzeltilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 211 inci maddesinin son fıkrasında kullanılan “Satılan alıcıya teslim edilmiş ise” şeklindeki ibare, Tasarıda “Satılanın zilyetliği satış bedeli ödenmeden alıcıya devredilmişse” şeklinde düzeltilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 235. maddesi, alıcının satış bedelini ödemekte temerrüde düşmesi durumunda satıcıya tanınan sözleşmeden dönme hakkını düzenleyen önemli bir hükümdür. Bu madde, satış hukukundaki önemli bir koruyucu mekanizma olarak satıcıyı haksız olarak uzun süre beklemek zorunda kalmaktan korur. 818 sayılı Kanun’un 211. maddesini karşılamaktadır.
Maddenin birinci fıkrasına göre satılanın, ancak satış bedeli ödendikten sonra veya ödenme anında devredilmesi gereken durumlarda alıcı temerrüde düşerse satıcı, herhangi bir işlem gerekmeksizin satıştan dönebilir. Bu hüküm, belirli bir satım türü için özel kolaylık sağlar.
Bu özel durum, "peşin satış" olarak adlandırılan satım türüne ilişkindir. Bu tür satışlarda satıcı, bedeli almadan malı teslim etmez. Alıcı bedeli ödemezse, ne mal teslim edilir ne de uzun bir temerrüt prosedürüne girilir. Satıcı, herhangi bir işlem (ihtarname, ek süre, dava) gerekmeksizin sözleşmeden dönme hakkını kullanabilir.
"Herhangi bir işlem gerekmeksizin" ifadesi çok önemlidir. Normalde sözleşmeden dönme için TBK m. 123-125 çerçevesinde ek süre verme, uyarı yapma, resmi bildirim gibi prosedürler gereklidir. Ancak peşin satışta satıcı, bu prosedürleri atlayabilir ve doğrudan dönme hakkını kullanabilir.
Bu kolaylığın ardında pratik bir mantık vardır. Peşin satış zaten eşzamanlı bir işlemdir; satıcı malı teslim etmek için bedel beklemiştir. Eğer bedel ödenmiyorsa, zaten satış gerçekleşmemiş sayılabilir. Satıcı, malı elinde tutarak başka bir alıcıya satabilir; uzun bir bekleme ekonomik zarar doğurur.
İkinci fıkra, satıcıya bir bildirim yükümlülüğü getirir: bu hakkını kullanmak isteyen satıcı, durumu gecikmeksizin alıcıya bildirmek zorundadır. Bu hüküm, alıcının aldatılmasını veya gereksiz yere şaşırtılmasını önler.
Bildirim yükümlülüğü, satıcının dönme kararının resmi ve kesin olduğunu göstermek içindir. Alıcı, satıcının tutumunu anlamalı ve kendisi için gerekli tedbirleri (alternatif arayış, hukuki yollar) almalıdır. Bildirim sözlü veya yazılı olabilir; ancak yazılı (özellikle noter ihtarı) olması hukuki güvenlik açısından tercih edilir.
Bildirim "gecikmeksizin" yapılmalıdır. Eğer satıcı uzun süre bekler ve malı başka yollarla dönüştürmeye çalışırsa, sonradan dönme hakkını kullanması hakkaniyete aykırı olabilir. Kanun, satıcıya bu hakkı hızlı kullanma yükümlülüğü getirir.
Üçüncü fıkra, farklı bir durumu düzenler: satılanın zilyetliği satış bedeli ödenmeden alıcıya devredilmişse, alıcının temerrüdü sebebiyle satıcının dönme hakkını kullanarak satılanı geri alması, bu hakkın sözleşmede açıkça saklı tutulmasına bağlıdır.
Bu hüküm, vadeli satış veya güven bazlı satım durumlarına uygulanır. Eğer satıcı güvenerek malı önce teslim etmişse (bedel henüz alınmadan), sonradan bedel ödenmediği için malı geri almak isteyebilir. Ancak bu geri alma hakkı otomatik değildir; sözleşmede açıkça saklı tutulmuş olmalıdır.
"Açıkça saklı tutulma" ifadesi sıkı bir şekil şartını gösterir. Sözleşmede "bedel ödenmezse satıcı malı geri alma hakkına sahiptir" gibi açık bir hüküm olmalıdır. Örtülü veya genel garanti sözleşmeleri yeterli değildir.
Bu düzenleme alıcıyı korur. Eğer alıcı malı almış ve kullanmaya başlamışsa, malın geri alınması önemli zararlara yol açabilir. Bu nedenle kanun koyucu, geri alma hakkını sadece açık sözleşme hükmüne bağlar. Aksi hâlde satıcı, bedel için dava açarak haklarını arayacaktır.
Uygulamada bu düzenleme, "mülkiyeti saklı tutma kaydı" (pactum reservati dominii) ile yakından ilişkilidir. Satıcı, mülkiyeti kendisinde saklı tutmak istiyorsa, satış sözleşmesinde açık bir hüküm koymalıdır (TBK m. 764 vd.). Bu, alıcının bedeli tam ödemediği sürece malın gerçek sahibinin satıcı olmasını sağlar.
Doktrinde bu madde, "satıcı korumasının özel formları" olarak değerlendirilmektedir. Yargıtay kararları, peşin satışta ihtarsız dönme hakkının sınırlarını ve geri alma hakkının şekil şartlarını titizlikle incelemektedir.
Uygulamada bu madde, perakende satışlarda (peşin ödeme), taksitli satışlarda (mülkiyeti saklı tutma), otomobil kredisi ile satışlarda, büyük makine ve ekipman tedarik sözleşmelerinde önemli sonuçlar doğurur. Bu düzenleme, satıcının alıcı temerrüdü karşısında hukuki konumunu güçlendiren kritik bir kuraldır.
