TBK 38. Madde
I. Korkutulan, içinde bulunduğu durum bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin kişilik haklarına ya da malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı ise, korkutma gerçekleşmiş sayılır.
II. Bir hakkın veya kanundan doğan bir yetkinin kullanılacağı korkutmasıyla sözleşme yapıldığında, bu hakkı veya yetkiyi kullanacağını açıklayanın, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamış olması hâlinde, korkutmanın varlığı kabul edilir.
TBK 38. Madde Gerekçesi
Tasarının iki fıkradan oluşan 38 inci maddesinde, korkutmanın koşulları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 30 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan “2. İkrahın şartları” şeklindeki ibare, bir önceki maddenin kenar başlığının “III. Korkutma” şeklinde olduğu göz önünde tutularak, Tasarının 38 inci maddesinde, “2. Koşulları” şeklinde kısaltılmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 30 uncu maddesinin ikinci fıkrası, iki cümleden oluştuğu hâlde, Tasarının 38 inci maddesinde, tek cümle olarak kaleme alınmıştır.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
Açıklama
TBK md. 38, korkutmanın hangi şartlar altında geçerli sayılacağını belirleyen koşullar hükmüdür. İki fıkradan oluşan madde, korkutma kavramının somut içeriğini ortaya koyar ve bir hak veya yetkinin kullanılması tehdidinin korkutma sayılabildiği özel hâlleri düzenler. Düzenleme, hangi baskıların sözleşmeyi iptal ettirebilecek nitelikte olduğunu nesnel biçimde belirler.
Birinci fıkraya göre korkutulan, içinde bulunduğu durum bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin kişilik haklarına ya da malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı ise, korkutma gerçekleşmiş sayılır. Bu kural korkutmanın dört temel unsurunu ortaya koyar.
Birinci unsur zarar tehlikesinin konusudur. Tehdit kişilik haklarına (yaşam, beden bütünlüğü, hürriyet, şeref, gizlilik) veya malvarlığına (mülkiyet, maddi değerler) yönelik olmalıdır. Soyut veya küçük bir zarar yeterli değildir; hukuken korunan önemli hukuki değerlere yönelik olmalıdır.
İkinci unsur zarar tehlikesinin kapsamıdır. Tehdit kişinin kendisine veya yakınlarından birine yönelik olmalıdır. "Yakınlar" kavramı geniş biçimde anlaşılır; eş, çocuk, anne-baba, kardeş gibi yakın akrabalar yanında, sevgili, yakın arkadaş, uzun süreli iş ortağı gibi kişiler de dahil olabilir. Yakınlık derecesi somut olayda değerlendirilir.
Üçüncü unsur zararın niteliğidir. Zarar "ağır ve yakın" olmalıdır. Ağırlık kriteri objektif ve subjektif boyutlara sahiptir; olağan bir ekonomik sıkıntı ağır zarar sayılmazken, kişinin hayatını veya sağlığını tehdit eden durum ağırdır. Yakınlık kriteri zamansal olarak tehdidin yakın gelecekte gerçekleşebileceğini ifade eder; çok uzak gelecekte veya belirsiz zamanda bir tehdit korkutma sayılmaz.
Dördüncü unsur inanma haklılığıdır. Korkutulan tehlikeye inanmakta haklı olmalıdır. Bu şart hem sübjektif (korkutulan gerçekten inanmış olmalı) hem objektif (makul bir kimsenin de inanabileceği nitelikte olmalı) boyutlar taşır. Abartılı, mantıksız korkular hukuken korkutma sayılmaz.
İkinci fıkra özel bir durumu düzenler: hak kullanma tehdidiyle yapılan sözleşmeler. Bir hakkın veya kanundan doğan bir yetkinin kullanılacağı korkutmasıyla sözleşme yapıldığında, bu hakkı veya yetkiyi kullanacağını açıklayanın, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamış olması hâlinde, korkutmanın varlığı kabul edilir.
Bu düzenleme karmaşık bir hukuki sorunu çözer. Bir kişinin mevcut hukuki hakkını (alacak tahsili, dava açma, şikayet etme) kullanacağını bildirerek karşı tarafı sözleşme yapmaya zorlaması kural olarak korkutma değildir. Hak sahibi, hakkını kullanma tehdidiyle karşı tarafla sözleşme kurabilir; bu ticari hayatın olağan akışıdır. Ancak bu tehdit aşırı menfaat sağlamaya dönüştüğünde korkutma statüsüne geçer.
Aşırı menfaat şartı kritiktir. Alacaklı borçluya "Alacağımı ödemezsen icra takibi yaparım" dese ve borçlu alacaklının kanuni hakkını kullanmaktan kaçınması için makul bir teklif yapsa bu korkutma değildir. Ancak alacaklı bu tehditle borçluya normal koşullarda kabul edilemeyecek bir sözleşme (örneğin taşınmazını düşük bedelle satmak) dayatırsa, aşırı menfaat sağlama koşulu gerçekleşir ve korkutma söz konusu olur.
Aşırı menfaatin değerlendirmesi objektif kriterlerle yapılır. Piyasa fiyatları, teklif edilen bedelin değeri, taraflar arasındaki dengesizlik, tehdidin baskı derecesi hep dikkate alınır. Küçük bir avantaj aşırı menfaat sayılmazken, belirgin ve orantısız bir kazanç bu kapsama girer.
Bu düzenleme "hak kötüye kullanımı" doktrinini korkutma alanında somut bir görünümüyle ortaya koyar. Dürüstlük kuralı (TMK md. 2) çerçevesinde, hakkın sırf karşı tarafı sıkıştırmak için kullanılması ve bundan aşırı menfaat sağlanması korunmaya değer bir durum değildir.
Yargıtay kararlarında özellikle borç ilişkilerinde, evlilik birliği içinde yapılan mal paylaşım sözleşmelerinde, işçi-işveren ilişkisinde yapılan özel anlaşmalarda korkutma değerlendirmesi madde 38 çerçevesinde yapılmaktadır.
