TBK 441. Madde
I. İşverenin ölümü hâlinde, yerini mirasçıları alır. Bu durumda işyerinin tamamının veya bir bölümünün devri ile gerçekleşen hizmet ilişkisinin devrine ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.
II. Hizmet sözleşmesi ağırlıklı olarak işverenin kişiliği dikkate alınmak suretiyle kurulmuşsa, onun ölümüyle kendiliğinden sona erer. Ancak, işçi sözleşmenin süresinden önce sona ermesi yüzünden uğradığı zarar için, mirasçılardan hakkaniyete uygun bir tazminat isteminde bulunabilir.
TBK 441. Madde Gerekçesi
818 sayılı Borçlar Kanununun 347 nci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarını karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 440 ıncı maddesinde, işverenin ölümünün hizmet sözleşmesine etkisi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 347 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan “V. Ölüm” şeklindeki ibare, Tasarıda, “2. İşverenin ölümü” şekline dönüştürülmüştür.
Maddenin birinci fıkrasında, işverenin ölümünün kural olarak hizmet sözleşmesini sona erdirmeyeceği, ölen işverenin yerini mirasçılarının alacağı; ancak mirasçılar ile işçi arasındaki hizmet ilişkisine, hizmet ilişkisinin devrine ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla uygulanacağı belirtilmektedir. Bilindiği gibi iş yerinin tamamının veya bir bölümünün devri ile gerçekleşen hizmet ilişkisinin devrine ilişkin düzenlemeye, Tasarının 427 nci maddesinde yer verilmiştir. Bu düzenlemenin hükümleri, işverenin mirasçıları ile işçi arasındaki hizmet ilişkisine kıyas yoluyla uygulanacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasına göre, hizmet sözleşmesinde işverenin kişiliği ağırlıklı olarak önem taşıyorsa, onun ölümüyle sözleşme kendiliğinden sona erer; ancak işçi, işverenin mirasçılarından, sözleşmenin süresinden önce sona ermesi yüzünden uğradığı zarar için, hakkaniyete uygun bir tazminat isteyebilir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 338a maddesi göz önünde tutulmuştur.
Metninde yapılan arılaştırma ve düzeltme dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 441. maddesi, hizmet sözleşmesinin işveren tarafındaki ölümünün sözleşmeye etkisini düzenleyen özgün bir hükümdür. İşçinin ölümü (TBK m.440) ile işverenin ölümü arasındaki fark, hizmet sözleşmesinin kişisel niteliğinin her iki tarafta da aynı ölçüde bulunmaması gerçeğini yansıtır ve farklı sonuçlar doğurur.
Maddenin birinci fıkrası, işverenin ölümü hâlinde yerini mirasçılarının alacağını; bu durumda işyerinin tamamının veya bir bölümünün devri ile gerçekleşen hizmet ilişkisinin devrine ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla uygulanacağını düzenler. Bu temel kural, işverenin ölümünün kural olarak hizmet sözleşmesini sona erdirmediğini gösterir. İşletme, şirket veya işyeri yaşamaya devam eder; yalnızca işveren sıfatı mirasçılara intikal eder. Mirasçılar, işçinin rızası aranmaksızın işveren konumuna gelirler; hizmet sözleşmesi tüm hak ve borçlarıyla devam eder.
TBK m.428’deki işyeri devri hükümlerinin kıyas yoluyla uygulanması önemli sonuçlar doğurur. İşçinin hizmet süresine bağlı hakları korunur; önceki işveren yanında başladığı tarih esas alınır. Ücret, yıllık izin, kıdem, ihbar süreleri aynen devam eder. Ayrıca devirden önce doğmuş borçlardan mirasçılar terekeyle sınırlı sorumlu olurlar; işçinin birikmiş alacakları güvence altındadır.
İkinci fıkra, kural dışı bir durumu düzenler: Hizmet sözleşmesi ağırlıklı olarak işverenin kişiliği dikkate alınmak suretiyle kurulmuşsa, onun ölümüyle kendiliğinden sona erer. Bu kural, işverenin kişisel özelliklerinin iş ilişkisinin ayırt edici unsurunu oluşturduğu istisnai hâllere özgüdür. Örnekler: Sanatçı asistanı, özel bakıcı, kişisel sekreter, hekim-asistan ilişkisi, kişisel bir ustanın yanında yetişen çırak, belirli bir yazarla çalışan redaktör gibi durumlarda işverenin ölümü sözleşmenin sürdürülmesini imkânsız kılabilir.
Kişilik unsurunun ağırlıklı olup olmadığı somut olayın özelliklerine göre belirlenir; sözleşmedeki hükümler, tarafların iradesi, işin niteliği birlikte değerlendirilir. Örneğin bir şirket yönetim kurulu başkanına danışmanlık veren işçi için ölüm sözleşmeyi sona erdirmeyebilir (çünkü şirket yapısı devam eder); buna karşılık bir tablo ressamına asistanlık eden işçi için sözleşme sona ereceği söylenebilir.
İkinci fıkranın ikinci cümlesi, sözleşmenin süresinden önce sona ermesi nedeniyle işçinin hakkaniyete uygun bir tazminat isteyebilmesine imkân tanır. "Hakkaniyete uygun" ifadesi, sabit miktarlı bir tazminat değil, hâkimin takdirine bırakılan esnek bir düzenlemedir. Tazminat belirlenirken sözleşmenin kalan süresi, işçinin yeni iş bulma güçlüğü, işçinin yaşı ve mesleki durumu, hizmet süresi, tarafların ekonomik durumu göz önünde tutulur. Bu tazminat, ücret niteliğinde değil, hakkaniyet tazminatı niteliğindedir.
Uygulamada bu hüküm özellikle aile şirketlerinde, serbest meslek grupları yanında çalışan personel, sanatçı yanında görev yapan yardımcılar için kritik önem taşır. Mirasçılar, işletmeyi sürdürmeyi tercih etmeleri hâlinde işçilerle olan hizmet ilişkilerini devralır; tasfiye yoluna giderlerse TBK m.428’in müteselsil sorumluluk kuralları işler.
