TBK ▸ Madde 532

TBK 532. Madde

I. Alım veya satım komisyonculuğu, komisyoncunun ücret karşılığında, kendi adına ve vekâlet verenin hesabına kıymetli evrak ve taşınırların alım veya satımını üstlendiği sözleşmedir.

II. Bu bölümdeki hükümler saklı kalmak üzere, komisyon sözleşmelerine vekâlet hükümleri uygulanır.

TBK 532. Madde Gerekçesi

Tasarının iki fıkradan oluşan 532 nci maddesinde, alım veya satım komisyonculuğu tanımlanmaktadır.

818 sayılı Borçlar Kanununun 416 ncı maddesinin kenar başlığında kullanılan “A. Alım ve satım komisyoncusu / I. Tarifi” şeklindeki ibare, Tasarıda “A. Alım veya satım komisyonculuğu / I.Tanımı” şeklinde değiştirilmiştir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 416 ncı maddesinin birinci fıkrasında kullanılan “Alım ve satım işlerinde komisyoncu” şeklindeki ibare, Tasarıda “Alım veya satım komisyonculuğu”na dönüştürülmüştür.

Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.

Açıklama

Türk Borçlar Kanunu’nun 532. maddesi, komisyon sözleşmesini tanımlamakta ve bu sözleşmeye uygulanacak genel hukuki çerçeveyi çizmektedir. Maddenin birinci fıkrasına göre alım veya satım komisyonculuğu, komisyoncunun ücret karşılığında kendi adına ve vekâlet verenin hesabına kıymetli evrak ile taşınırların alım veya satımını üstlendiği sözleşmedir. İkinci fıkrada ise bu bölümdeki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla komisyon sözleşmesine vekâlet hükümlerinin uygulanacağı belirtilerek sözleşmenin hukuki niteliğine ilişkin temel tercih ortaya konulmuştur. Hüküm, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 416. maddesinin karşılığı olup dildeki sadeleştirme dışında içerik bakımından herhangi bir değişiklik içermemektedir.

Komisyon sözleşmesinin en ayırt edici özelliği, komisyoncunun üçüncü kişilerle yapacağı hukuki işlemleri kendi adına ancak vekâlet verenin hesabına gerçekleştirmesidir. Bu özellik, komisyon sözleşmesini doğrudan temsile dayanan vekâlet sözleşmesinden belirgin biçimde ayırır. Nitekim vekâlette vekil kural olarak vekâlet veren adına ve hesabına hareket ederken, komisyoncu işlemi kendi adına yaptığından üçüncü kişilerle arasındaki hukuki ilişkinin tarafı bizzat kendisidir; üçüncü kişiler komisyoncuya karşı alacak ve borç ilişkisi içindedir. Buna karşılık işlemin ekonomik sonuçları, yani kâr ve zarar doğrudan vekâlet verene aittir. Bu yapı, dolaylı temsil kurumunun klasik görünümüdür.

Maddede sözleşmenin konusu kıymetli evrak ve taşınırlarla sınırlandırılmıştır. Dolayısıyla taşınmazların alım satımına ilişkin komisyonculuk bu kapsamda değerlendirilmez; taşınmaz simsarlığı veya taşınmaz tellalığı gibi başka sözleşme tiplerine başvurulması gerekir. Kıymetli evraktan özellikle hisse senedi, tahvil, bono ve çek gibi menkul kıymetler anlaşılmakta olup borsa aracı kurumlarının müşteri emirleriyle gerçekleştirdiği alım satım işlemleri tipik komisyon işlemleridir. Benzer biçimde ikinci el otomobil, sanat eseri, antika ve emtia ticaretinde faaliyet gösteren komisyoncular da bu hüküm kapsamında değerlendirilir.

Sözleşmenin zorunlu unsurlarından bir diğeri ücret şartıdır. Ücretin kararlaştırılmış olması komisyon sözleşmesinin kurucu unsuru niteliğindedir; ücret öngörülmemişse ortada komisyon değil olsa olsa vekâletsiz işgörme veya adi vekâlet bulunur. Nitekim Türk Ticaret Kanunu’nun 102 ve devamı maddeleri tacir sıfatına sahip komisyoncuların ücrete hak kazanacağını ayrıca güvence altına almaktadır.

İkinci fıkra, komisyon sözleşmesinin vekâlet sözleşmesinin özel bir görünümü olduğunu teyit eder. Bu nedenle komisyoncunun özen borcu, sadakat borcu, talimatlara uyma yükümlülüğü, hesap verme ve kazanımları devretme borçları gibi temel yükümlülükleri doğrudan vekâlet hükümlerinden kaynaklanır. Bölümdeki özel hükümler yalnızca komisyon ilişkisinin kendine özgü yönlerini (bildirim, sigortalama, özen, garanti, ücret vb.) düzenler; boşluk hâlinde 502 ve devamı maddelerine başvurulur. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatları da bu bütüncül uygulamayı desteklemekte, özellikle borsa aracı kurumları ile yatırımcı arasındaki uyuşmazlıklarda bu ikili yapıyı esas almaktadır.

Komisyon sözleşmesinin kurulması herhangi bir şekle tabi değildir; sözlü anlaşmayla dahi geçerli biçimde kurulabilir. Ancak sermaye piyasası faaliyetleri bakımından 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ve ilgili tebliğler yazılı sözleşme zorunluluğu getirmiştir; aracılık çerçeve sözleşmesi olmaksızın müşteri emirlerinin alınması hukuken mümkün değildir. Ayrıca Türk Ticaret Kanunu’nun 11. ve devamı maddeleri çerçevesinde komisyonculuk bir ticari işletme işletmek suretiyle yapıldığında tacir sıfatı ve buna bağlı sonuçlar doğurur; defter tutma, faturalandırma ve basiretli iş adamı gibi davranma yükümlülükleri gündeme gelir. Komisyon sözleşmesi sürekli edim niteliği taşımayıp tek bir işlem için de kurulabilir; ancak uygulamada çerçeve komisyon sözleşmelerine dayanan tekrarlayan işlemler yaygındır.