TBK 531. Madde
İşsahibi yapılan işi uygun bulmuşsa, vekâlet hükümleri uygulanır.
TBK 531. Madde Gerekçesi
Tasarının tek fıkradan oluşan 531 inci maddesinde, işsahibinin yapılan işi onamasının sonuçları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 415 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan “III. İcazet” terimi, Tasarıda “III. Onama” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 415 inci maddesinde kullanılan “cari olur.” şeklindeki ibare, “uygulanır.” şeklinde ifade edilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
ONBİRİNCİ BÖLÜM
Komisyon Sözleşmesi
818 sayılı Borçlar Kanununun 416 ncı maddesiyle başlayan “On Beşinci Bap / Komisyon” şeklindeki üst başlık, Tasarıda “Onbirinci Bölüm / Komisyon Sözleşmesi” şeklinde değiştirilmiştir.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 531. maddesi, vekâletsiz işgörme ilişkisinde işsahibinin yapılan işi sonradan uygun bulması (onama) hâlinde ortaya çıkan hukuki sonucu düzenlemekte ve bu durumda taraflar arasındaki ilişkinin vekâlet hükümlerine tabi kılınacağını hüküm altına almaktadır. Madde, 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 415. maddesinin karşılığı olup eski metinde yer alan ‘icazet’ terimi yerine Türkçeleştirilmiş ‘onama’ ifadesi tercih edilmiş, esasa ilişkin bir değişikliğe gidilmemiştir.
Düzenlemenin temelinde, vekâletsiz işgörmenin kendine özgü hukuki niteliği yatmaktadır. Bilindiği üzere, bir kimsenin vekâleti olmaksızın başkasının işini görmesi, ortada geçerli bir sözleşme bulunmamasına rağmen taraflar arasında kanundan doğan borç ilişkisi yaratır. Ancak işsahibi yapılan işi kabul ettiğini, yani uygun bulduğunu açıkça veya zımnen beyan ettiğinde, artık vekâletsiz işgörmeye ilişkin hükümlerin uygulanması anlam ve işlevini yitirir; çünkü onama ile birlikte taraflar arasında geçmişe etkili biçimde adeta vekâlet sözleşmesi kurulmuş gibi bir hukuki durum doğar. Kanun koyucu bu sonucu açıkça düzenleyerek hukuki belirliliği sağlamıştır.
Onamanın şekli bakımından maddede özel bir düzenleme bulunmadığından, genel hükümler çerçevesinde onamanın hem açık hem de zımni irade beyanıyla yapılabileceği kabul edilmektedir. Nitekim işsahibinin işgörenden elde edilen menfaati kayıtsız şartsız kabul etmesi, işin sonuçlarına dayanarak üçüncü kişilere karşı hak ileri sürmesi veya işgörene yapılan masrafları ödemesi gibi davranışlar, uygulamada zımni onama sayılmaktadır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatları da onamanın varlığının somut olayın özelliklerine göre dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmektedir.
Onamanın en önemli hukuki sonucu, ilişkinin 502 ve devamı maddelerinde düzenlenen vekâlet hükümlerine tabi kılınmasıdır. Bu durumda işgören, vekil sıfatıyla özen borcu, hesap verme yükümlülüğü ve sadakat borcu altına girer; işsahibi ise vekâlet veren sıfatıyla ücret (şayet kararlaştırılmışsa veya örf ve âdet gerektiriyorsa), yapılan masrafların avans ve faiziyle iadesi ile vekilin zararlarını giderme borçları altına girer. Böylece vekâletsiz işgörmeye özgü 526-530. maddelerdeki daha katı sorumluluk rejimi yerini vekâletin dengeli borç ilişkisine bırakır.
Uygulamada bu hüküm, özellikle aile bireyleri arasında yapılan işlemler, ortaklar arasındaki fiili yönetim faaliyetleri, komşuluk ilişkilerinde yapılan acil tamiratlar ya da yokluğunda mal sahibinin mülkü üzerinde yapılan masraflı işlerde sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Örneğin yurtdışında bulunan mal sahibi adına komşusunun su tesisatındaki arızayı gidertmesi ve dönüşünde mal sahibinin bu işlemi kabul etmesi hâlinde, taraflar arasındaki ilişki vekâlet hükümlerine göre tasfiye edilir. Yargıtay kararlarında da onamanın, işgörenin hukuki durumunu kuvvetlendirdiği ve onu vekilin sahip olduğu alacak haklarından yararlandırdığı vurgulanmaktadır.
Onamanın hukuki sonuçları geriye etkili biçimde, yani işin görüldüğü andan itibaren doğar. Bu durum, özellikle taraflar arasındaki hesaplaşmada, masrafların faizinin başlangıç tarihinde ve zamanaşımı sürelerinin işlemeye başlaması bakımından önem taşır. Onama anına kadar işgören, vekâletsiz işgörmeye özgü 526. maddedeki özen yükümlülüğüne tabi iken, onama ile birlikte bu ağır rejimden kurtulur ve vekâletin makul özen standardına geçiş sağlanır. Ayrıca onamadan sonra işsahibi, iyi yürütülen bir işgörmenin tüm ekonomik sonuçlarına katlanır; işin sonradan beklenmedik biçimde başarısızlıkla sonuçlanması ya da piyasa koşullarının değişmesi onamayı geri alma hakkı doğurmaz. Bu çerçevede 531. madde, hukuki ilişkinin niteliğini belirleme ve tarafların karşılıklı hak ve borçlarını netleştirme bakımından pratik ve teorik önemini korumaktadır.
