TBK ▸ Madde 582

TBK 582. Madde

I. Kefalet sözleşmesi, mevcut ve geçerli bir borç için yapılabilir. Ancak, gelecekte doğacak veya koşula bağlı bir borç için de, bu borç doğduğunda veya koşul gerçekleştiğinde hüküm ifade etmek üzere kefalet sözleşmesi kurulabilir.

II. Yanılma veya ehliyetsizlik sebebiyle borçlunun sorumlu olmadığı bir borç için kişisel güvence veren kişi, yükümlülük altına girdiği sırada, sözleşmeyi sakatlayan eksikliği biliyorsa, kefaletle ilgili kanun hükümlerine göre sorumlu olur. Aynı kural, borçlu yönünden zamanaşımına uğramış bir borca kefil olan kişi hakkında da uygulanır.

III. Kanundan aksi anlaşılmadıkça kefil, bu bölümde kendisine tanınan haklardan önceden feragat edemez.

TBK 582. Madde Gerekçesi

Tasarının üç fıkradan oluşan 582 nci maddesinde, kefalet sözleşmesinin koşullarından asıl borç düzenlenmektedir.

Maddenin son fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Bu hükme göre: “Kanundan aksi anlaşılmadıkça kefil, bu bölümde kendisine tanınan haklardan önceden feragat edemez.”

Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 492 nci maddesinin ikinci, üçüncü ve son fıkraları göz önünde tutulmuştur.

Açıklama

Türk Borçlar Kanunu’nun 582. maddesi, kefalet sözleşmesinin kurulabilmesi için gerekli olan asıl borç unsurunu düzenlemekte olup, 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 485. maddesini karşılamaktadır. Maddenin birinci fıkrasına göre kefalet sözleşmesi, mevcut ve geçerli bir borç için yapılabilir; ancak gelecekte doğacak veya koşula bağlı bir borç için de, bu borç doğduğunda veya koşul gerçekleştiğinde hüküm ifade etmek üzere kefalet sözleşmesi kurulabilir. Bu hüküm, kefaletin fer’i nitelikteki yapısını yansıtmakta ve kefilin sorumluluğunun mutlaka geçerli bir asıl borca dayanması gerektiğini ifade etmektedir. Henüz doğmamış borçlar için kefalet verilmesi mümkün olmakla birlikte, kefilin sorumluluğu ancak asıl borç doğduğunda veya koşul gerçekleştiğinde aktif hale gelecektir. Uygulamada cari hesap kefaleti, açık kredi kefaleti veya genel kredi sözleşmelerine verilen kefaletler, bu hükmün tipik örneklerini oluşturmaktadır. Maddenin ikinci fıkrası, yanılma veya ehliyetsizlik sebebiyle borçlunun sorumlu olmadığı bir borç için kişisel güvence veren kişinin durumunu düzenlemektedir. Buna göre, kefil yükümlülük altına girdiği sırada sözleşmeyi sakatlayan eksikliği biliyorsa, kefaletle ilgili hükümlere göre sorumlu olacaktır. Aynı kural, borçlu yönünden zamanaşımına uğramış bir borca kefil olan kişi hakkında da uygulanır. Bu düzenleme, kefaletin fer’iliği ilkesinin bir istisnası niteliğindedir; normal koşullarda asıl borcun geçersizliği kefaleti de geçersiz kılarken, bu fıkrada kefilin kötüniyetli veya bilinçli davranışı halinde sorumluluğun devam edeceği kabul edilmiştir. Yargıtay uygulamasında, küçük veya kısıtlı borçlunun borcuna kefil olan kişinin bu durumu bilerek kefil olması halinde, asıl borcun iptal edilmesi kefilin sorumluluğunu sona erdirmemektedir. Zamanaşımına uğramış borçlar bakımından da aynı ilke geçerlidir; borçlu zamanaşımı def’ini ileri sürerek borçtan kurtulsa bile, bunu bilerek kefil olan kişi sorumluluğunu sürdürmektedir. Maddenin üçüncü fıkrası, 818 sayılı Kanun’da yer almayan yeni bir düzenleme getirmekte ve kanundan aksi anlaşılmadıkça kefilin, bu bölümde kendisine tanınan haklardan önceden feragat edemeyeceğini hükme bağlamaktadır. Bu hüküm, kefilin korunması ilkesinin en belirgin yansımalarından biri olup, sözleşme özgürlüğü ilkesine önemli bir sınırlama getirmektedir. Uygulamada bankaların tip sözleşmelerinde yer alan ‘kefilin itiraz ve def’ilerinden feragat ettiği’ yönündeki klozlar, bu hüküm karşısında geçersizdir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında, kefilin yasal haklarından önceden feragat eden sözleşme hükümlerinin kesin hükümsüz sayılacağı benimsenmektedir. Maddenin düzenlenmesinde kaynak İsviçre Borçlar Kanunu’nun 492. maddesinin ikinci, üçüncü ve son fıkraları esas alınmıştır. Söz konusu hüküm, özellikle tüketici niteliğindeki kefillerin, profesyonel alacaklı karşısında korunması bakımından büyük önem taşımaktadır.