TBK 581. Madde
Kefalet sözleşmesi, kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir.
TBK 581. Madde Gerekçesi
Tasarının tek fıkradan oluşan 581 inci maddesinde, kefalet sözleşmesi tanımlanmaktadır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 483 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan “A. Tarifi” şeklindeki ibare, Tasarıda, “A. Tanımı” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 483 üncü maddesinde kullanılan “… borçlunun akdettiği borcun edasını temin etmeği alacaklıya karşı taahhüt eder.” şeklindeki ibare, Tasarıda “borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir.” şeklinde ifade edilmiştir. Böylece, kefalet sözleşmesinin yasal tanımına ilişkin yanlışlıklar düzeltilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 492 nci maddesinin birinci fıkrası göz önünde tutulmuştur.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 581. maddesi, kefalet sözleşmesinin yasal tanımını yaparak, kefaletin temel unsurlarını ve hukuki niteliğini belirlemektedir. Maddeye göre kefalet sözleşmesi, kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir. Bu tanım, 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 483. maddesini karşılamakta, ancak önemli bir üslup ve içerik değişikliği içermektedir. Eski Kanun’da kefalet, borçlunun akdettiği borcun edasını temin etme taahhüdü olarak tanımlanmışken, yeni düzenlemede kefilin asıl borcu bizzat ifa etmeyi değil, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği açıkça vurgulanmıştır. Bu değişiklik, doktrinde uzun süredir savunulan ve kefilin borcunun bir tazminat borcu niteliğinde olduğu görüşünü yasal zemine kavuşturmuştur. Maddenin düzenlenmesinde kaynak İsviçre Borçlar Kanunu’nun 492. maddesinin birinci fıkrası göz önünde tutulmuştur. Kefalet sözleşmesi, fer’i nitelikte bir teminat sözleşmesidir; yani kefilin sorumluluğu, asıl borcun varlığına ve geçerliliğine bağlıdır. Asıl borç sona erdiğinde veya hükümsüz kaldığında, kural olarak kefalet borcu da sona erer. Kefalet sözleşmesi tek taraflı borç yükleyen bir sözleşme olup, yalnızca kefili alacaklıya karşı borç altına sokar; alacaklının kefile karşı herhangi bir edim yükümlülüğü doğmaz. Yargıtay uygulamasında kefaletin kişisel bir güvence müessesesi olduğu, rehin gibi ayni güvencelerden farklı olarak kefilin tüm malvarlığıyla sorumlu tutulduğu istikrarlı biçimde kabul edilmektedir. Kefalet sözleşmesi, garanti sözleşmesi gibi bağımsız teminat sözleşmelerinden fer’iliği nedeniyle ayrılır; garanti veren kişi, asıl borç ilişkisinden bağımsız olarak belirli bir sonucu taahhüt ederken, kefil yalnızca asıl borcun ifa edilmemesinin sonuçlarından sorumlu olur. Uygulamada banka kredilerinde, kira sözleşmelerinde, ticari borçlarda kefalet sıklıkla karşılaşılan bir güvence türüdür. Bir kişi bir bankadan kredi kullanırken, bankanın talebi üzerine bir yakını kefil olduğunda, kredi borçlusu taksitleri ödemediğinde banka, borçlunun ifada bulunmamasının sonuçlarından kefili kişisel olarak sorumlu tutabilir. Maddede kullanılan ‘kişisel sorumluluk’ ibaresi, kefilin tüm malvarlığıyla ve şahsen sorumlu olduğunu, yalnızca belirli bir mal veya değerle sınırlı bir sorumluluk taşımadığını ifade etmektedir. Kefalet sözleşmesi, ivazlı veya ivazsız olabilir; kefilin bir menfaat elde etmesi sözleşmenin geçerliliği için zorunlu değildir. Yargıtay kararlarında kefaletin dar yorumlanması gerektiği, kefilin iradesinin tereddütsüz biçimde ortaya konulması gerektiği ve şüphe halinde kefil lehine yorum yapılacağı ilkesi yerleşmiştir. Bu ilke, kefilin korunması esasının genel yansımalarından biri olup, yeni TBK’nın kefaletle ilgili tüm düzenlemelerinde görünen bir omurgadır.
