TBK 583. Madde
I. Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.
II. Kendi adına kefil olma konusunda özel yetki verilmesi ve diğer tarafa veya bir üçüncü kişiye kefil olma vaadinde bulunulması da aynı şekil koşullarına bağlıdır. Taraflar, yazılı şekle uyarak kefilin sorumluluğunu borcun belirli bir miktarıyla sınırlandırmayı kararlaştırabilirler.
III. Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz.
TBK 583. Madde Gerekçesi
Tasarının üç fıkradan oluşan 583 üncü maddesinde, kefalet sözleşmesinin şekli düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 484 üncü maddesinde kullanılan “muayyen bir miktar” şeklindeki ibare, Tasarıda “azamî miktar” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasının ilk cümlesinde, kefalet sözleşmesinin geçerliliği, sözleşmenin yazılı şekilde yapılmasına, kefilin sorumlu olacağı azamî miktarın ve kefalet tarihinin sözleşmede belirtilmiş olmasına bağlanmıştır. 818 sayılı Borçlar Kanununun 484 üncü maddesinde yapılan düzenlemeden farklı olarak kefalet tarihinin de sözleşmede belirtilmesi, geçerlilik koşulu hâline getirilmiştir. Çünkü, Tasarının 589 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen hüküm uyarınca, kefil, sözleşmede aksi açıkça kararlaştırılmadıkça borçlunun sadece kefalet sözleşmesinin kurulmasından sonraki borçlarından sorumludur. Belirtilen hükmün uygulanabilmesi ve Tasarının 600 üncü maddesinde öngörülen süreli kefaletin sonunun belirlenebilmesi bakımından, kefalet sözleşmesinin kurulduğu tarihin sözleşmeden açıkça anlaşılması şarttır.
Maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesi, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Bu cümlede, kefilin, kendi el yazısıyla belirtmesinin şart olduğu hususlar açıklanmıştır. Buna göre, kefalet sözleşmesinde, kefilin sorumlu olduğu azamî miktarın, kefalet tarihinin ve müteselsil kefalet söz konusu ise, müteselsil kefil sıfatının veya bu anlama gelen herhangi bir ifadenin yer alması gerekmektedir.
Maddenin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Buna göre, kefil, kendi adına kefil olma konusunda özel yetki verecekse ve diğer tarafa veya bir üçüncü kişiye kefil olma vaadinde bulunacaksa, aynı şekil koşullarına uymak zorundadır. Aynı fıkranın son cümlesinde tarafların, yazılı şekle uyarak, kefilin sorumluluğunu borcun belirli bir miktarıyla sınırlandırmayı kararlaştırabilecekleri öngörülmüştür.
Maddenin son fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununun 484 üncü maddesinde yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Bu hükme göre, kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumluluğunu artıran değişikliklerin, kefalet sözleşmesinin şekline uygun olarak yapılması da geçerlilik koşulu olarak kabul edilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 493 üncü maddesinin birinci, ikinci ve altıncı fıkraları göz önünde tutulmuştur.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 583. maddesi, kefalet sözleşmesinin geçerlilik koşulu olan şekil şartını düzenlemekte olup, 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 484. maddesini karşılamakla birlikte önemli yenilikler içermektedir. Maddenin birinci fıkrasına göre kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Ayrıca kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda bu sıfatla yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır. Bu el yazısı şartı, eski Kanun döneminde bulunmayan yeni bir geçerlilik koşulu olup, kefilin iradesini daha özenli biçimde ortaya koymasını ve kefalet edilen miktar konusunda bilinçli olmasını sağlamaya yöneliktir. Yargıtay, el yazısı şartının ihlali halinde kefalet sözleşmesinin kesin hükümsüz sayılacağını, bu hükümsüzlüğün hakim tarafından re’sen dikkate alınacağını istikrarlı biçimde kabul etmektedir. Azami miktar şartı, eski Kanun’daki ‘muayyen bir miktar’ ibaresinden farklı olarak üst sınır niteliğinde olmasını ifade etmekte ve kefilin ne kadar tutarla sorumlu olacağını baştan bilmesini sağlamaktadır. Kefalet tarihinin sözleşmede bulunması, 589. maddenin üçüncü fıkrasında kefilin yalnızca kefalet sözleşmesinin kurulmasından sonraki borçlardan sorumlu olduğu ve 600. maddedeki süreli kefaletin sonunun belirlenmesi bakımından zorunludur. Maddenin ikinci fıkrası, kendi adına kefil olma konusunda özel yetki verilmesi ve diğer tarafa veya bir üçüncü kişiye kefil olma vaadinde bulunulması hallerinde aynı şekil koşullarının uygulanacağını öngörmektedir. Böylece vekalet yoluyla kefalet verilmesi veya kefalet vaadi gibi dolaylı işlemlerde de şekil yönünden koruma sağlanmıştır. Aynı fıkranın son cümlesinde taraflara, yazılı şekle uyarak kefilin sorumluluğunu borcun belirli bir miktarıyla sınırlandırma olanağı tanınmıştır. Maddenin üçüncü fıkrası, kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumluluğunu artıran değişikliklerin, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmayacağını hükme bağlamaktadır. Bu düzenleme, 818 sayılı Kanun’da yer almayan yeni bir güvence olup, kefilin aleyhine sonuç doğuracak sonraki değişikliklerin şeklen korunmasını amaçlamaktadır. Örneğin bir banka kredisinde kefalet miktarının artırılması veya vade uzatımı nedeniyle kefilin sorumluluğunun ağırlaşması, yeniden yazılı şekilde ve el yazısı koşullarına uygun biçimde yapılmadıkça kefil açısından bağlayıcı olmayacaktır. Yargıtay uygulamasında şekil eksikliği bulunan kefalet sözleşmeleri kesin hükümsüz sayılmakta, hatta alacaklının kısmen ifa almış olması dahi bu hükümsüzlüğü gidermemektedir. Maddenin düzenlenmesinde kaynak İsviçre Borçlar Kanunu’nun 493. maddesinin birinci, ikinci ve altıncı fıkraları esas alınmıştır. Şekil şartı, kefilin düşünmeden yükümlülük altına girmesini engellemek ve onu koruma altına almak amacına hizmet eden kamu düzeninden bir kuraldır.
