TBK 591. Madde
I. Kefil, asıl borçluya veya mirasçılarına ait olan ve asıl borçlunun ödeme güçsüzlüğünden doğmayan bütün def’ileri alacaklıya karşı ileri sürme hakkına sahip olduğu gibi, bunları ileri sürmek zorundadır. Yanılma veya sözleşme yapma ehliyetsizliği ya da zamanaşımına uğramış bir borç sebebiyle borçlunun yükümlü olmadığı bir borca bilerek kefalet hâli bu hükmün dışındadır.
II. Asıl borçlu kendisine ait olan bir def’iden vazgeçmiş olsa bile kefil, yine de bu def’iî alacaklıya karşı ileri sürebilir.
III. Kefil, asıl borçluya ait def’ilerin varlığını bilmeksizin ödemede bulunursa, rücu hakkına sahip olur. Buna karşılık asıl borçlu, kefilin bu def’ileri bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispat ederse kefil, bunlar ileri sürülmüş olsaydı ödemeden kurtulacağı ölçüde rücu hakkını kaybeder.
IV. Kumar veya bahisten doğan bir borca kefalette kefil, borcun bu niteliğini bilmiş olsa bile, asıl borçlunun sahip olduğu def’ileri ileri sürebilir.
TBK 591. Madde Gerekçesi
Tasarının dört fıkradan oluşan 591 inci maddesinde, kefilin alacaklıya karşı ileri sürebileceği def’iler düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 497 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan “2. Kefilin defileri” şeklindeki ibare, Tasarıda, “c. Def’iler” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında, kefilin asıl borçluya ait def’ileri ileri sürme hakkı ve ödevi düzenlenmiştir. Buna karşılık, yanılma veya ehliyetsizlik nedeniyle geçersiz veya zamanaşımına uğramış bir borca bu durumları bilerek kefil olunması hâlinde, kefilin alacaklıya karşı bunları def’i olarak ileri sürme hakkına sahip olmadığı açıkça hükme bağlanmıştır. Maddenin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Buna göre, asıl borçlu kendisine ait olan bir def’iden vazgeçmiş olsa bile kefil, yine de bu def’i alacaklıya karşı ileri sürebilecektir.
Maddenin üçüncü fıkrasında, 818 sayılı Borçlar Kanununun 497 nci maddesinin ikinci fıkrasından farklı olarak kefilin, asıl borçluya ait def’ilerin varlığını bilmeksizin ödemede bulunursa, kural olarak rücu hakkına sahip olduğu belirtilmektedir. Buna karşılık, asıl borçlunun, kefilin bu def’ileri bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispat etmesi hâlinde kefil, bunlar ileri sürülmüş olsaydı borcun ödenmesinden kurtulacağı ölçüde rücu hakkını kaybedecektir.
Maddenin son fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Bu fıkrada, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 502 nci maddesinin son fıkrasında olduğu gibi, kumar veya bahisten doğan bir borca kefalet hâlinde, kefilin, borcun bu niteliğini bilmiş olsa bile, asıl borçlunun sahip olduğu def’ileri ileri sürebileceği öngörülmüştür.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 502 nci maddesi göz önünde tutulmuştur.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 591. maddesi, kefilin alacaklıya karşı ileri sürebileceği def’ileri düzenleyerek kefaletin fer’ilik niteliğinin en somut görünümlerinden birini ortaya koymaktadır. Hüküm, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 497. maddesinin karşılığı olup kaynak İsviçre Borçlar Kanunu’nun 502. maddesi esas alınarak kaleme alınmış, mülga düzenlemeye göre kefilin korunmasını genişleten yeni fıkralar eklenmiştir. Maddenin birinci fıkrası uyarınca kefil, asıl borçluya veya mirasçılarına ait olan ve asıl borçlunun ödeme güçsüzlüğünden doğmayan bütün def’ileri alacaklıya karşı ileri sürme hakkına sahip olduğu gibi, bunları ileri sürmek de zorundadır. Def’ileri ileri sürme bir hak olmakla birlikte, aynı zamanda bir yükümlülük olarak öngörülmüş; bu yükümlülüğün ihlali halinde kefilin rücu hakkını kısmen veya tamamen kaybetmesi sonucu bağlanmıştır. Böylece kefil, asıl borç ilişkisinden kaynaklanan ödemezlik def’i, takas def’i, ifa, ibra, tecdit, zamanaşımı gibi def’ilerin tamamını alacaklıya karşı kullanabilecektir. Ancak hüküm önemli bir istisna getirmektedir: yanılma, sözleşme yapma ehliyetsizliği veya zamanaşımına uğramış bir borca bilerek kefalet halinde, kefil artık bu sakatlıkları def’i olarak ileri süremez; zira bu durumda kefalet, salt bu geçersizlik ya da sakatlığa rağmen alacaklıyı güvence altına almak amacıyla kurulmuştur ve kefilin iradesi bu riski üstlenmeye yöneliktir. Maddenin ikinci fıkrası mülga 497. maddede yer almayan yeni bir hüküm olup asıl borçlunun kendisine ait bir def’iden vazgeçmiş olmasının kefili bağlamayacağını açıkça düzenlemektedir. Bu kural, kefilin bağımsız hukuki menfaatinin asıl borçlunun tek taraflı tasarruflarıyla ortadan kaldırılamayacağı ilkesine dayanır; Yargıtay uygulamasında özellikle zamanaşımından feragat hallerinde istikrarlı biçimde uygulanmakta ve asıl borçlunun feragatinin kefile sirayet etmediği kabul edilmektedir. Üçüncü fıkra, kefilin def’ilerin varlığını bilmeksizin ödeme yapması halinde kural olarak rücu hakkını koruduğunu, ancak asıl borçlunun kefilin bu def’ileri bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispat etmesi durumunda, def’iler ileri sürülmüş olsaydı kurtulacağı ölçüde rücu hakkının düşeceğini hükme bağlamaktadır. Bu düzenleme, kefilin özensiz davranışını yaptırıma bağlayarak asıl borçluyu çifte ödeme riskinden korumaktadır. Son fıkra ise kumar ve bahisten doğan borçlara kefalette özel bir hüküm getirerek, kefilin borcun bu niteliğini bilse dahi asıl borçlunun sahip olduğu def’ileri ileri sürebileceğini öngörmektedir. Bu istisna, eksik borçlar niteliğindeki kumar borçlarının kefalet yoluyla dolaylı olarak dava edilebilir hale getirilmesinin önlenmesi amacına hizmet eder. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu kararlarında, def’ilerin ileri sürülmesinin kefil açısından hem bir hak hem de yükümlülük olduğu, kefilin bu yükümlülüğü ihmal ederek yaptığı ödemelerde asıl borçluya rücu hakkının kısıtlanacağı istikrarlı biçimde benimsenmektedir.
