TBK ▸ Madde 590

TBK 590. Madde

I. Borçlunun iflası sebebiyle asıl borç daha önce muaccel olsa bile, belirlenen vadeden önce kefile karşı takibat yapılamaz.

II. Bütün kefalet türlerinde kefil, ayni güvence karşılığında hâkimden, mevcut rehinler paraya çevrilinceye ve borçlu aleyhine yapılan takip sonucunda kesin aciz belgesi alınıncaya veya konkordato kararına kadar kendisine karşı yöneltilen takibin durdurulmasına karar verilmesini isteyebilir.

III. Asıl borcun muaccel olması, alacaklı veya borçlunun önceden süre içeren bildirimde bulunmasına bağlıysa, kefalet borcu için bu süre, bildirimin kefile yapıldığı tarihte işlemeye başlar.

IV. Yerleşim yeri yabancı bir ülkede olan borçlunun borcunu ödemesi, döviz işlemleri veya havale ile ilgili yasaklar gibi sebeplerle, o yabancı ülkenin yasal düzenlemeleri gereği imkânsız hâle gelmiş veya sınırlandırılmışsa, yerleşim yeri Türkiye’de olan kefil, takibe bu sebeple itiraz edebilir.

TBK 590. Madde Gerekçesi

Tasarının dört fıkradan oluşan 590 ıncı maddesinde, alacaklının kefili takibi düzenlenmektedir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 491 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan “II. Muacceliyet” şeklindeki ibare, Tasarıda “b. Kefilin takibi” şekline dönüştürülmüştür.

Maddenin birinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar Kanununun 491 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde olduğu gibi, borçlunun iflâsı nedeniyle asıl borç muaccel hâle gelse bile, kefile karşı, vadeden önce takibat yapılamayacağı belirtilmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununun 491 inci maddesinin birinci cümlesinde kullanılan “icbar olunamaz” şeklindeki ibare, dava ve icra takibini kapsamak üzere “takibat yapılamaz” şeklinde ifade edilmiştir.

Maddenin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Buna göre, bütün kefalet türlerinde kefilin aynî güvence karşılığında hâkimden, mevcut rehinler paraya çevrilinceye ve borçlu aleyhine yapılan takip sonucunda kesin aciz belgesi alınıncaya veya konkordato kararına kadar kendisine karşı yöneltilen takibin durdurulmasına karar verilmesini isteyebileceği belirtilmiştir.

Maddenin üçüncü fıkrasına göre, 818 sayılı Borçlar Kanununun 491 inci maddesinin ikinci ve son cümlelerinde öngörüldüğü gibi, asıl borcun muaccel olması, alacaklı veya borçlunun önceden süre içeren bildirimde bulunmasına bağlıysa, kefalet borcu için bu süre, bildirimin kefile yapıldığı tarihte işlemeye başlayacaktır.

Maddenin son fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Bu fıkrada, yerleşim yeri yabancı ülkede olan borçlunun borcunu ödemesi, döviz işlemleri veya havale ile ilgili yasaklar gibi sebeplerle, o yabancı ülkenin yasal düzenlemeleri gereği imkânsız hâle gelmiş veya sınırlandırılmışsa, yerleşim yeri Türkiye’de olan kefilin, takibe bu sebeple itiraz edebileceği kabul edilmiştir.

Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 501 inci maddesi göz önünde tutulmuştur.

Açıklama

Türk Borçlar Kanunu’nun 590. maddesi, alacaklının kefili takibi konusunu düzenleyen önemli bir hüküm olup, 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 491. maddesini karşılamaktadır. Madde, kefilin takibinin ne zaman yapılabileceği, hangi koşullarda durdurulabileceği ve uluslararası unsurlu borç ilişkilerinde kefilin ne tür itirazlarda bulunabileceğini belirlemektedir. Maddenin birinci fıkrasına göre borçlunun iflası sebebiyle asıl borç daha önce muaccel olsa bile, belirlenen vadeden önce kefile karşı takibat yapılamaz. Bu hüküm, borçlunun iflasının alacağı muaccel hale getirmesine rağmen, kefilin sorumluluğunun sözleşmede kararlaştırılan vadeye bağlı olarak devam edeceği ilkesini ortaya koymaktadır. Eski Kanun’daki ‘icbar olunamaz’ ibaresi, hem dava hem icra takibini kapsamak üzere ‘takibat yapılamaz’ şeklinde değiştirilmiştir. Yargıtay uygulamasında borçlunun iflası halinde alacaklının iflas masasına kayıt yaptırması ile kefile karşı takip hakkı birbirinden bağımsız olup, kefil ancak sözleşmedeki vade geldiğinde takip edilebilir. Bu düzenleme, kefilin iflasın ani sonuçlarından korunmasını ve kendisine tanınan ödeme süresinden yararlanmasını amaçlamaktadır. Maddenin ikinci fıkrası, 818 sayılı Kanun’da bulunmayan tamamen yeni bir koruma mekanizması getirmektedir. Buna göre bütün kefalet türlerinde kefil, ayni güvence karşılığında hakimden, mevcut rehinler paraya çevrilinceye ve borçlu aleyhine yapılan takip sonucunda kesin aciz belgesi alınıncaya veya konkordato kararına kadar kendisine karşı yöneltilen takibin durdurulmasına karar verilmesini isteyebilir. Bu hüküm, kefilin hem adi hem de müteselsil kefalette uygulanabilen genel bir koruma olup, kefilin ayni güvence vermesi koşuluyla takibin geçici olarak durdurulmasını mümkün kılmaktadır. Bu düzenleme sayesinde kefil, asıl borçlu aleyhindeki işlemlerin sonucunu bekleyebilmekte ve peşinen ödeme yapmak zorunda kalmamaktadır. Yargıtay kararlarında bu hükmün ihtiyati tedbir benzeri bir koruma sağladığı, hakimin takdir yetkisinin ayni güvencenin yeterliliği üzerinde olduğu kabul edilmektedir. Maddenin üçüncü fıkrası, asıl borcun muaccel olmasının alacaklı veya borçlunun önceden süre içeren bildirimde bulunmasına bağlı olduğu halleri düzenlemektedir. Bu durumda kefalet borcu için süre, bildirimin kefile yapıldığı tarihte işlemeye başlar. Dolayısıyla borçluya yapılan fesih bildirimi otomatik olarak kefili de bağlamamakta, kefile ayrı bir bildirim yapılması gerekmektedir. Bu düzenleme, kefilin bilgilendirilmesi hakkının korunması ve kendisine ödeme hazırlığı için gerekli süreyi tanıma amacına yöneliktir. Uygulamada özellikle cari hesap kefaletlerinde bankanın alacağını muaccel kılmak için hesabın kapatılmasına ilişkin bildirimi kefile ayrıca yapması gerekmekte, aksi halde kefile karşı takip için vade koşulu gerçekleşmiş sayılmamaktadır. Maddenin dördüncü ve son fıkrası, 818 sayılı Kanun’da yer almayan yeni bir hüküm olup uluslararası ödeme kısıtlamalarına ilişkin özel bir korumayı düzenlemektedir. Buna göre yerleşim yeri yabancı bir ülkede olan borçlunun borcunu ödemesi, döviz işlemleri veya havale ile ilgili yasaklar gibi sebeplerle, o yabancı ülkenin yasal düzenlemeleri gereği imkansız hale gelmiş veya sınırlandırılmışsa, yerleşim yeri Türkiye’de olan kefil takibe bu sebeple itiraz edebilir. Bu hüküm, borçlunun ülkesindeki hukuki engeller nedeniyle ödeme yapamaması halinde, Türkiye’deki kefilin hakkaniyet gereği korunmasını sağlamaktadır. Özellikle döviz kısıtlamaları, yaptırımlar ve ambargolar gibi olağanüstü ekonomik koşullarda bu hüküm pratik önem kazanmaktadır. Yargıtay uygulamasında bu itirazın ileri sürülebilmesi için yabancı ülke mevzuatındaki engelin somut olarak ispatlanması, geçici nitelikte veya kaldırılabilir olmaması gerektiği kabul edilmektedir. Maddenin düzenlenmesinde kaynak İsviçre Borçlar Kanunu’nun 501. maddesi esas alınmıştır.

Kaynak: https://mehmettokar.av.tr/tbk-madde/madde-590/ — © Tokar Hukuk Danışmanlık