TBK ▸ Madde 596
Madde 595
MADDE 596

Kefilin rücu hakkı

Madde Listesi
Madde 597

TBK 596. Madde

I. Kefil, alacaklıya ifada bulunduğu ölçüde, onun haklarına halef olur. Kefil, bu hakları asıl borç muaccel olunca kullanabilir.

II. Kefil, aksi kararlaştırılmamışsa, rehin hakları ile aynı alacak için sağlanmış diğer güvencelerden sadece kefalet anında var olan veya bizzat asıl borçlu tarafından, sonradan özellikle bu alacak için verilmiş bulunanlara halef olur. Alacaklıya kısmen ifada bulunan kefil, rehin hakkının sadece bunu karşılayan kısmına halef olur. Alacaklının rehin konusu üzerinde geriye kalan alacak hakkı, kefilin rehin hakkından ön sırada gelir.

III. Kefil ile asıl borçlu arasındaki hukuki ilişkiden doğan istem ve def’iler saklıdır.

IV. Bir alacağın güvencesini oluşturan rehin paraya çevrildiği veya borç rehin veren malik tarafından ödendiği takdirde malik, kefile karşı rücu hakkını, ancak kefil ile kendisi arasında böyle bir anlaşma varsa ya da rehin sonradan bir üçüncü kişi tarafından verilmişse kullanabilir.

V. Kefilin rücu hakkına ilişkin zamanaşımı, kefilin alacaklıya ifada bulunduğu anda işlemeye başlar.

VI. Kefil, dava hakkı vermeyen veya yanılma ya da ehliyetsizlik sebebiyle asıl borçluyu bağlamayan bir borç için ödemede bulunduğu takdirde, asıl borçluya karşı rücu hakkına sahip değildir. Ancak, kefil zamanaşımına uğramış bir asıl borçtan sorumlu olmayı borçlunun vekili sıfatıyla üstlenmişse asıl borçlu, ona karşı vekâlet sözleşmesi hükümleri uyarınca sorumlu olur.

TBK 596. Madde Gerekçesi

Tasarının altı fıkradan oluşan 596 ncı maddesinde, kefilin rücu hakkı düzenlenmektedir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 496 ncı maddesinin kenar başlığında kullanılan “V. Kefilin Hakları / I. Asıl borçluya karşı / 1. Alacaklının haklarına halefiyet” şeklindeki ibare, Tasarıda “b. Kefilin rücu hakkı” şeklinde değiştirilmiştir.

Maddenin birinci fıkrasında, kefilin, alacaklıya ifada bulunduğu ölçüde, onun haklarına halef olacağı; ancak, bu haklarını asıl borç muaccel olunca kullanabileceği öngörülmüştür.

Maddenin ikinci fıkrasında, kefilin, aksi kararlaştırılmamışsa, rehin hakları ile aynı alacak için sağlanmış diğer güvencelerden sadece kefalet anında var olan veya bizzat asıl borçlu tarafından, sonradan özellikle bu alacak için verilmiş bulunanlara halef olacağı belirtilmiştir. Aynı fıkra uyarınca kefil, alacaklıya kısmen ifada bulunmuşsa, rehin hakkının sadece bunu karşılayan kısmına halef olur; ancak alacaklının kefilin gerçekleştirdiği bu ifadan sonra, rehin konusu üzerinde geriye kalan alacak hakkı, kefilin rehin hakkından ön sırada gelir.

Maddenin üçüncü fıkrasında, kefilin alacaklıya halef olmasının, kefil ile asıl borçlu arasındaki iç ilişkiyi etkilemeyeceği, “Kefil ile asıl borçlu arasındaki hukukî ilişkiden doğan istem ve def’iler saklıdır.” denilmek suretiyle belirtilmiştir.

Maddenin dördüncü fıkrasında, kefil olunan bir alacağa ilişkin rehnin paraya çevrilmesi veya borcun rehin veren malik tarafından ödenmesi durumunda, malikin, kefile karşı rücu hakkını ancak kefil ile kendisi arasında böyle bir anlaşma varsa ya da rehin sonradan bir üçüncü kişi tarafından verilmişse kullanabileceği öngörülmüştür.

Maddenin beşinci fıkrasına göre: “Kefilin rücu hakkına ilişkin zamanaşımı, kefilin alacaklıya ifada bulunduğu anda işlemeye başlar.”

Maddenin son fıkrasında ise, kefilin, dava hakkı vermeyen veya yanılma ya da ehliyetsizlik sebebiyle asıl borçluyu bağlamayan bir borç için ödemede bulunduğu takdirde, asıl borçluya karşı rücu hakkına sahip olmadığı belirtilmiştir. Aynı fıkrada, kefilin zamanaşımına uğramış bir asıl borçtan sorumlu olmayı borçlunun vekili sıfatıyla üstlenmesi durumunda, asıl borçlunun ona karşı vekâlet sözleşmesi hükümleri uyarınca sorumlu olacağı öngörülmüştür.

Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 507 nci maddesi göz önünde tutulmuştur.

Açıklama

Türk Borçlar Kanunu’nun 596. maddesi, kefilin alacaklıya yaptığı ifa sonucunda asıl borçluya karşı kazandığı rücu hakkını ve bu hakkın dayandığı halefiyet ilkesini düzenleyen merkezi hükümdür. Hüküm, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 496. maddesini karşılamakta olup kaynak İsviçre Borçlar Kanunu’nun 507. maddesi esas alınarak altı fıkra halinde kaleme alınmıştır. Birinci fıkra, kefilin rücu hakkının kanuni halefiyete dayandığını açıkça ortaya koyar: kefil, alacaklıya ifada bulunduğu ölçüde onun haklarına halef olur ve bu hakları asıl borç muaccel olunca kullanabilir. Böylece kefil, alacaklının sahip olduğu tüm alacak ve bağlı hakları ifa ölçüsünde kendi adına kazanır; bu halefiyet, Türk Borçlar Kanunu’nun 127. maddesindeki müteselsil borçlular arası rücu hakkından farklı olarak kanunen öngörülmüş özel bir halefiyet halidir. İkinci fıkra, kefilin hangi güvencelere halef olabileceğini ayrıntılı olarak düzenler. Aksi kararlaştırılmamışsa kefil, rehin hakları ile aynı alacak için sağlanmış diğer güvencelerden sadece kefalet anında mevcut olan veya bizzat asıl borçlu tarafından sonradan bu alacak için özel olarak verilenlere halef olur. Bu sınırlama, kefaletten sonra üçüncü kişilerin verdiği güvencelerin kefilin rücu hakkı kapsamına otomatik olarak girmesini engelleyerek üçüncü kişi teminat verenlerin beklentilerini korur. Alacaklıya kısmen ifada bulunan kefil, rehin hakkının sadece bunu karşılayan kısmına halef olur; alacaklının rehin konusu üzerindeki geriye kalan alacak hakkı kefilin rehin hakkından sıraca önce gelir. Bu kural, kısmi ifa hallerinde alacaklının tam tatminini güvence altına alır. Üçüncü fıkra, halefiyetin iç ilişkiyi etkilemediğini belirterek kefil ile asıl borçlu arasındaki hukuki ilişkiden doğan istem ve def’ilerin saklı olduğunu hükme bağlar. Böylece asıl borçlu, kefille aralarındaki vekalet, bağışlama veya özel anlaşma ilişkilerinden doğan def’ileri kefilin rücu talebine karşı ileri sürebilir. Dördüncü fıkra, alacağın güvencesini oluşturan rehnin paraya çevrilmesi veya borcun rehin veren malik tarafından ödenmesi halinde, malikin kefile karşı rücu hakkını ancak aralarında böyle bir anlaşma varsa ya da rehin sonradan bir üçüncü kişi tarafından verilmişse kullanabileceğini öngörür; bu düzenleme kefil ile rehin veren arasındaki öncelik ilişkisini kefil lehine kurar. Beşinci fıkra, kefilin rücu hakkına ilişkin zamanaşımının kefilin alacaklıya ifada bulunduğu anda işlemeye başlayacağını hükme bağlar; böylece rücu alacağı için bağımsız bir zamanaşımı başlangıcı belirlenmiştir. Altıncı fıkra, dava hakkı vermeyen veya yanılma ya da ehliyetsizlik sebebiyle asıl borçluyu bağlamayan bir borç için ödeme yapan kefilin asıl borçluya rücu hakkının bulunmadığını düzenler; ancak kefil zamanaşımına uğramış bir borçtan sorumlu olmayı borçlunun vekili sıfatıyla üstlenmişse vekalet hükümleri uyarınca asıl borçlu sorumlu olur. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi kararlarında halefiyet ilkesinin sıkı biçimde uygulandığı, kefilin ancak ifa ettiği ölçüde ve alacaklının haklarıyla sınırlı olarak rücu edebileceği istikrarlı biçimde vurgulanmaktadır.

Madde 595
MADDE 596

Kefilin rücu hakkı

Madde Listesi
Madde 597
Kaynak: https://mehmettokar.av.tr/tbk-madde/madde-596/ — © Tokar Hukuk Danışmanlık