TBK 598. Madde
I. Hangi sebeple olursa olsun, asıl borç sona erince, kefil de borcundan kurtulur.
II. Borçlu ve kefil sıfatı aynı kişide birleşmiş olursa, alacaklı için kefaletten doğan özel yararlar saklı kalır.
III. Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar.
IV. Kefalet, on yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile, uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak on yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir.
V. Kefalet süresi, en erken kefaletin sona ermesinden bir yıl önce yapılmak kaydıyla, kefilin kefalet sözleşmesinin şekline uygun yazılı açıklamasıyla, azamî on yıllık yeni bir dönem için uzatılabilir.
TBK 598. Madde Gerekçesi
Tasarının beş fıkradan oluşan 598 inci maddesinde, kanun gereğince kefaletin sona ermesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 492 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan “E. Kefaletin hitamı / I. Asıl borcun sukutu” şeklindeki ibare, Tasarıda “D. Kefaletin sona ermesi / I. Kanun gereğince” şekline dönüştürülmüştür.
Maddenin birinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununun 492 nci maddesiyle aynı içeriğe sahiptir. Maddenin diğer fıkraları ise, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni hükümlerden oluşmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında, borçlu ve kefil sıfatının aynı kişide birleşmesi durumunda, alacaklı için kefaletten doğan özel yararların saklı kalacağı belirtilmiştir. Meselâ, borçlu kefilin ölümüyle onun tek mirasçısı olmuşsa, bu durumda kefil ve asıl borçlu sıfatları aynı kişide birleştiğinden, kefalet borcu sona erecektir. Ancak, kefile kefalet söz konusu olduğunda, böyle bir sona ermenin mutlak olarak kabul edilmesi hâlinde, kefile kefalet de sona ereceği ve bu durum alacaklıyı kefile kefalet güvencesinden yoksun bırakacağı için, fıkrada, alacaklının kefaletten doğan özel yararlarının saklı kalacağı hükme bağlanmış ve kefalet borcu sona ermemiş gibi, kefile kefalet borcunun varlığını sürdüreceği kabul edilmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasında, bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefaletin, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkacağı belirtilmiştir.
Maddenin dördüncü fıkrasında, kefalet, on yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile, uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefilin ancak on yıllık süre doluncaya kadar takip edilebileceği kabul edilmiştir.
Maddenin son fıkrasında ise, kefalet süresi, en erken kefaletin sona ermesinden bir yıl önce yapılmak kaydıyla, kefilin kefalet sözleşmesinin şekline uygun yazılı açıklamasıyla azamî on yıllık yeni bir dönem için uzatılabileceği öngörülmüştür.
Maddenin düzenlenmesinde kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 509 uncu maddesi göz önünde tutulmuştur.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 598. maddesi, kefaletin kanun gereğince sona ermesi hallerini düzenleyen ve kefaletin fer’ilik niteliği ile gerçek kişi kefillerin azami süreyle korunması ilkesini birlikte yansıtan temel bir hükümdür. Madde, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 492. maddesini karşılamakta, ancak mülga düzenlemede bulunmayan önemli yenilikler getirmektedir. Birinci fıkra, mülga 492. maddeyle aynı içerikte olup kefaletin fer’ilik niteliğinin doğrudan sonucunu hükme bağlamaktadır: hangi sebeple olursa olsun asıl borç sona erince kefil de borcundan kurtulur. İfa, ibra, takas, tecdit, zamanaşımı veya borcun konusuz kalması gibi sona erme sebeplerinin her biri, asıl borca bağlı olan kefalet borcunu da ortadan kaldırır. Bu kural kefaletin bağımsız bir güvence olmayıp asıl borca tâbi olduğunu teyit eder. İkinci fıkra yeni bir hüküm getirerek, borçlu ve kefil sıfatlarının aynı kişide birleşmesi halinde de alacaklı için kefaletten doğan özel yararların saklı kalacağını öngörür. Gerekçede örneklendiği üzere, borçlu kefilin ölümüyle onun tek mirasçısı olursa sıfatların birleşmesi nedeniyle kefalet borcu sona erer; ancak kefile kefalet söz konusu olduğunda bu sona erme mutlak kabul edilirse kefile kefalet de sona ereceğinden alacaklı güvenceden yoksun kalır. Bu sakıncayı önlemek için fıkra, kefaletten doğan özel yararların varlığını sürdüreceğini hükme bağlamıştır. Üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkralar gerçek kişi kefillerin korunmasına yönelik tamamen yeni kurallar öngörmektedir. Üçüncü fıkra uyarınca bir gerçek kişi tarafından verilmiş her türlü kefalet, sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar. Bu azami on yıllık süre, gerçek kişilerin ömür boyu sürecek kefalet yükümlülüğü altına girmelerini engellemek amacıyla emredici nitelikte bir kural olarak getirilmiştir ve uygulamada özellikle kredi kefaletlerinde büyük öneme sahiptir. Dördüncü fıkra, kefalet on yıldan fazla bir süre için yapılmış olsa bile uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmedikçe kefilin ancak on yıllık süre doluncaya kadar takip edilebileceğini hükme bağlar; bu kural, taraflarca daha uzun süre kararlaştırılmış olsa bile kanuni sınırın aşılamayacağını teyit eder. Beşinci fıkra, on yıllık sürenin uzatılmasının şartlarını düzenler: uzatma ancak kefaletin sona ermesinden en erken bir yıl önce yapılmak kaydıyla, kefilin kefalet sözleşmesinin şekline uygun yazılı açıklamasıyla ve azami on yıllık yeni bir dönem için mümkündür. Uzatmanın şekil şartı, Türk Borçlar Kanunu’nun 583. maddesindeki sıkı geçerlilik şekline tâbi tutulmuş; böylece kefilin uzatmaya yönelik iradesinin kendi el yazısıyla ve açıkça ortaya konulması zorunlu kılınmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 19. Hukuk Dairesi kararlarında, on yıllık sürenin kefaletin kurulduğu tarihten itibaren işlemeye başladığı, asıl borcun doğum tarihinin esas alınmadığı, sürenin dolmasıyla birlikte kefilin sorumluluğunun re’sen sona erdiği ve bu hususun itiraz olarak her aşamada ileri sürülebileceği kabul edilmektedir. Madde, kefalet hukukunda gerçek kişi kefillerin temel koruma mekanizmalarından birini oluşturmaktadır.
