TBK ▸ Madde 599

TBK 599. Madde

I. Gelecekte doğacak bir borca kefalette, borçlunun borcun doğumundan önceki mali durumu, kefalet sözleşmesinin yapılmasından sonra önemli ölçüde bozulmuşsa veya mali durumunun, kefalet sırasında kefilin iyiniyetle varsaydığından çok daha kötü olduğu ortaya çıkmışsa, kefil alacaklıya yazılı bir bildirimde bulunarak, borç doğmadığı sürece her zaman kefalet sözleşmesinden dönebilir.

II. Kefil, alacaklının kefalete güvenmesi sebebiyle uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür.

TBK 599. Madde Gerekçesi

818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, “II. Kefaletten dönme” kenar başlıklı yeni bir maddedir.

Tasarının iki fıkradan oluşan 599 uncu maddesinde, kefaletten dönme düzenlenmektedir.

Maddenin birinci fıkrasında, gelecekte doğacak bir borca kefalette, borçlunun borcun doğumundan önceki malî durumunun, kefalet sözleşmesinin yapılmasından sonra önemli ölçüde bozulması veya malî durumunun kefalet sırasında kefilin iyiniyetle varsaydığından çok daha kötü olduğunun ortaya çıkması hâlinde, kefilin alacaklıya yazılı bir bildirimde bulunarak, borç doğmadığı sürece her zaman kefalet sözleşmesinden dönebileceği belirtilmiştir.

Maddenin ikinci fıkrasında, kefilin, kefaletten dönmesi sonucunda, alacaklının kefalete güvenmesi sebebiyle uğradığı zararı gidermekle yükümlü olacağı hükme bağlanmıştır.

Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 510 uncu maddesi göz önünde tutulmuştur.

Açıklama

Türk Borçlar Kanunu’nun 599. maddesi, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda yer verilmeyen ve kaynak İsviçre Borçlar Kanunu’nun 510. maddesi esas alınarak getirilen yeni bir düzenleme olup gelecekte doğacak bir borca kefalette, borçlunun mali durumunun sözleşmenin kurulmasından sonra esaslı biçimde bozulması halinde kefilin tek taraflı olarak sözleşmeden dönme hakkını tanımaktadır. Hüküm, clausula rebus sic stantibus ilkesinin kefalet hukukundaki özel bir görünümü olarak değerlendirilmekte ve kefilin başlangıçtaki risk değerlendirmesinin köklü biçimde değişmesi halinde bu değerlendirmeyi yaptığı anki koşullara dönmesine imkân tanımaktadır. Madde yalnızca gelecekte doğacak bir borca kefalet halinde uygulanır; yani kefalet sözleşmesi kurulmuş olmakla birlikte henüz asıl borç doğmamış olmalıdır. Mevcut bir borca kefalet halinde bu hüküm uygulanmaz; zira bu durumda kefilin risk değerlendirmesi zaten mevcut bir borç ilişkisine göre yapılmıştır ve geriye dönülemez biçimde bağlayıcıdır. Birinci fıkra, dönme hakkının kullanılabileceği iki alternatif durumu öngörür. Birinci alternatif, borçlunun borcun doğumundan önceki mali durumunun kefalet sözleşmesinin yapılmasından sonra önemli ölçüde bozulmasıdır; bu, objektif olarak saptanabilen bir mali kötüleşmeyi ifade eder ve örneğin borçlunun iflas erteleme talebinde bulunması, protestolu senetlerinin artması, icra takiplerinin yoğunlaşması gibi durumlarla somutlaşır. İkinci alternatif, borçlunun mali durumunun kefalet sırasında kefilin iyi niyetle varsaydığından çok daha kötü olduğunun sonradan ortaya çıkmasıdır; bu alternatif, borçlunun durumunda objektif bir kötüleşme olmasa da kefilin başlangıçta yaptığı değerlendirmenin gerçeği yansıtmadığının anlaşılmasıyla ilgilidir ve kefilin sözleşme kurulurken gerçek durumu bilmemesi, ancak bu bilgisizliğinin kendi kusurundan kaynaklanmaması koşuluna bağlıdır. Her iki alternatifte de kefil, alacaklıya yapacağı yazılı bildirimle, borç doğmadığı sürece her zaman kefalet sözleşmesinden dönebilir. Yazılı şekil zorunluluğu, dönme iradesinin açık ve kesin biçimde ortaya konulmasını sağlar; ayrıca alacaklı açısından da ispat kolaylığı yaratır. Dönme hakkının kullanılabileceği süre, asıl borcun doğumu anıyla sınırlıdır; asıl borç doğduktan sonra kefil artık bu madde uyarınca sözleşmeden dönemez, ancak şartları varsa 595. madde kapsamında borçludan güvence verilmesini veya borçtan kurtarılmasını isteyebilir. İkinci fıkra, kefilin dönme hakkını kullanması durumunda alacaklının kefalete güvenmesi sebebiyle uğradığı zararı gidermekle yükümlü olacağını hükme bağlar. Bu tazminat yükümlülüğü, alacaklının kefalet güvencesine dayanarak asıl borçluyla kurduğu ilişkilerden doğan menfi zararları kapsar; örneğin alacaklının kefalet güvencesi nedeniyle kredi faiz oranını düşük tutması veya ek teminat istememesi halinde ortaya çıkan farklar tazminat kapsamına girebilir. Tazminatın kapsamı müspet zararı değil güven zararını ifade eder; yani kefalet hiç verilmemiş olsaydı alacaklının bulunacağı durum esas alınır. Madde, kefilin menfaati ile alacaklının kefalete duyduğu güvenin korunması arasında hassas bir denge kurmakta; gelecekte doğacak borçlara kefalet kurumunu kefil açısından daha yaşanabilir hale getirmektedir.

Kaynak: https://mehmettokar.av.tr/tbk-madde/madde-599/ — © Tokar Hukuk Danışmanlık