TBK 600. Madde
Süreli kefalette kefil, sürenin sonunda borcundan kurtulur.
TBK 600. Madde Gerekçesi
Tasarının tek fıkradan oluşan 600 üncü maddesinde, süreli kefalette kefaletin sona ermesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 493 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan “II. Mahdut zaman için kefalet” şeklindeki ibare, Tasarıda “III. Süreli kefalette” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 493 üncü maddesi ile kaynak İsviçre Borçlar Kanunundan farklı olarak, süreli kefaletin, sürenin geçmesiyle kefilin sürenin sonunda borcundan kurtulacağı belirtilmiştir. Böylece, diğer sözleşmelerde olduğu gibi, sürenin geçmesi kefalet sözleşmesinde de mutlak bir sona erme sebebi olarak kabul edilmiştir. Kefaletin süreli yapılması alacaklı ile kefil arasında gerçekleşmiş bir anlaşma sonucu olduğundan bu şekilde sona ermenin kabulünde alacaklının iradesine aykırı bir durum söz konusu değildir. Üstelik kefalet sözleşmesi, tek tarafa borç yükleyen bir sözleşmedir ve kefil bu sözleşmeyle karşı bir edim elde etmeksizin borç altına girmektedir. Bu durumda karşıt iki menfaatten kefilinkinin korunmasının yeğlenmesi gerektiğinden madde bu şekilde düzenlenmiştir.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 600. maddesi, süreli kefalette kefaletin sona ermesini düzenleyen tek cümlelik ancak uygulamada büyük öneme sahip bir hükümdür. Madde, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 493. maddesini karşılamakla birlikte, hem mülga düzenlemeden hem de kaynak İsviçre Borçlar Kanunu’ndan farklı bir yaklaşım benimsemektedir. Hükme göre süreli kefalette kefil, sürenin sonunda borcundan kurtulur. Bu düzenleme, sürenin geçmesinin kefalet sözleşmesinde mutlak bir sona erme sebebi olarak kabul edildiğini ortaya koymakta; sürenin dolmasının kefilin sorumluluğunu her halükarda ortadan kaldıracağını hükme bağlamaktadır. Mülga 493. madde ile İsviçre Borçlar Kanunu’nun ilgili hükmü, süreli kefalet halinde sürenin sonunda alacaklının belirli bir süre içinde borçluyu takibe geçmesi ve takibi özenle yürütmesi koşuluyla kefilin sorumluluğunun devam edeceğini öngörmekte; böylece alacaklıya, sürenin dolmasına rağmen kefile başvurabilme imkânı tanımaktaydı. Yeni düzenleme ise bu koşullu devam modelini terk ederek, sürenin geçmesinin kefilin sorumluluğunu mutlak biçimde sona erdireceği anlayışını benimsemiştir. Gerekçede bu tercihin dayanağı olarak iki argüman ileri sürülmektedir: birincisi, kefaletin süreli yapılmasının alacaklı ile kefil arasında gerçekleşmiş bir anlaşma sonucu olması ve bu nedenle sürenin geçmesiyle sona ermenin alacaklının iradesine aykırı sayılamayacağıdır; ikincisi ise kefalet sözleşmesinin tek tarafa borç yükleyen bir sözleşme olması ve kefilin karşı bir edim elde etmeksizin borç altına girmesidir. Kanun koyucu, iki karşıt menfaat çatıştığında kefilin menfaatinin korunmasını tercih etmiş; böylece kefaletin gerçek kişiler açısından daha öngörülebilir ve yönetilebilir bir güvence aracı haline getirilmesini amaçlamıştır. Süreli kefalet kavramı, tarafların kefalet sözleşmesinde kefilin sorumluluğunun devam edeceği belirli bir süreyi açıkça kararlaştırması halinde söz konusu olur. Bu süre Türk Borçlar Kanunu’nun 583. maddesi uyarınca geçerlilik şekli çerçevesinde kefilin el yazısıyla yazılmış olmalıdır; aksi halde kefaletin süresi yazılmamış sayılır ve 598. maddedeki on yıllık azami süre devreye girer. Sürenin dolmasıyla kefil kendiliğinden borcundan kurtulur; alacaklının takibe geçip geçmemesi, asıl borcun muaccel olup olmaması veya kefile bildirim yapılıp yapılmaması sonuca etkili değildir. Bu mutlak sona erme kuralı, alacaklıya süre içinde takibe geçme ve sorumluluğun devamı için gerekli adımları atma konusunda ciddi bir özen yükümlülüğü yüklemektedir. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu kararlarında, süreli kefaletin sürenin sonunda kendiliğinden sona erdiği, alacaklının süre içinde alacağını talep edip asıl borçluyu takip etmiş olsa bile bu durumun kefalet süresini uzatmayacağı, ancak süre içinde kefile karşı açılmış bir dava veya başlatılmış bir icra takibi varsa bu taleplerin süre dolsa bile devam edeceği ve neticelendirilebileceği kabul edilmektedir. Madde, gerçek kişi kefillerin korunmasına ilişkin yeni Türk Borçlar Kanunu politikasının önemli bir yansımasıdır.
