TBK 62. Madde
I. Tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur.
II. Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olur.
TBK 62. Madde Gerekçesi
818 sayılı Borçlar Kanununun 50 nci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi ile 51 inci maddesinin ikinci fıkrasını kısmen karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 61 inci maddesinde, müteselsil sorumluluğun iç ilişki bakımından hükümleri düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 51 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan “2. Muhtelif sebeplerin içtimaı hâlinde” şeklindeki ibare, Tasarının 61 inci maddesinde, “b. İç ilişkide” şeklinde değiştirilmiştir.
Tasarının 61 inci maddesinin birinci fıkrasında, tazminatın aynı zarardan sorumlu olan müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşulların, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğunun göz önünde tutulması öngörülmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında, aynı zarardan sorumlu olan bir müteselsil borçlunun, tazminatın birinci fıkraya göre belirlenecek olan kendi payına düşeninden fazlasını ödemesi durumunda, bu fazla ödemesi için diğer müteselsil sorumlulara karşı, zarar görenin haklarına halef olan kişi sıfatıyla rücu hakkının bulunduğu belirtilmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 51 inci maddesinin birinci fıkrasında, aynı zarardan değişik hukukî sebeplerle (haksız fiil, sözleşme, kanun) sorumlu tutulan kişilerin sorumluluklarının, aynı zarara birden çok kişinin birlikte sebep olmasına ilişkin hükümlere göre belirleneceği düzenlenmiştir. Ancak, aynı düzenleme, Tasarının 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasında yapıldığı için, söz konusu fıkra, Tasarının 61 inci maddesine alınmamıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 51 inci maddesinin ikinci fıkrasında ise, aynı zarardan değişik hukukî sebeplerle sorumlu olan kişilerin, birbirlerine hangi sıraya göre rücu edebilecekleri düzenlenmiştir. Tasarının 61 inci maddesinin birinci fıkrasında, aynı zarara birlikte sebep olanlar veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu bulunanlar arasında, tazminatın nasıl ve hangi esaslara göre paylaştırılacağı; müteselsil sorumluların birbirlerine ne zaman ve hangi ölçüde başvurma hakkına sahip olacakları düzenlendiği için, rücu sırasına ilişkin 818 sayılı Borçlar Kanununun 51 inci maddesinin ikinci fıkrası da, Tasarının 61 inci maddesine aynen alınmamıştır.
Açıklama
TBK md. 62, müteselsil sorumluluğun iç ilişki boyutunu düzenleyen ve sorumlular arasındaki paylaştırmayı ele alan önemli bir hükümdür. İki fıkradan oluşan madde, tazminatın müteselsil sorumlular arasında nasıl paylaşılacağını ve rücu ilişkisini netleştirir. Düzenleme, müteselsil sorumluluk rejiminin işlerliği ve adil paylaşımı için kritik bir mekanizma sunar.
Birinci fıkraya göre tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur. Bu kural iç paylaştırma kriterlerini belirler.
İç ilişki dış ilişkiden farklıdır. Dış ilişkide zarar gören her müteselsil borçludan zararın tamamını talep edebilir (TBK md. 61). İç ilişkide ise borçlular arasında adil bir paylaştırma yapılır; her biri kendi payı kadar yükümlülük taşır. Dış ilişkideki müteselsillik ödeme yapıldıktan sonra iç ilişkide paylara dönüşür.
Paylaştırmada iki ana kriter öne çıkar. Birincisi kusurun ağırlığıdır. Kasıtlı davranış hafif taksirden daha büyük pay alır. Ağır taksirle hareket eden fail hafif taksirliye göre daha çok yükümlüdür. Kusurun derecelendirilmesi olayın özelliklerine göre yapılır; her failin davranışının nitelendirilmesi ayrı ayrı değerlendirilir.
İkinci kriter yaratılan tehlikenin yoğunluğudur. Bazı faaliyetler doğaları gereği yüksek risk barındırır (otomobil kullanma, kimyasal madde üretimi gibi). Yüksek riskli faaliyette bulunan fail, daha düşük riskli faaliyette bulunandan daha fazla iç pay üstlenir. Bu kriter kusursuz sorumluluk durumlarında özellikle önemlidir; kusur yokluğunda bile tehlike yoğunluğu paylaştırmayı şekillendirir.
Madde "bütün durum ve koşullar" ifadesiyle diğer faktörleri de açık tutar. Failin mali durumu, zarar görenle ilişkisi, özel bilgisi, kazançları, davranışının nedenleri gibi çeşitli faktörler dikkate alınabilir. Hakim takdir yetkisi bu paylaştırmada geniştir.
İç paylaştırma kararı genel olarak kesin bir yüzde dağılımı olarak ifade edilir. Örneğin iki fail kusurlu ise %70-30 gibi bir paylaştırma yapılır. Üç fail varsa %50-30-20 gibi dağılımlar mümkündür. Her failin iç ilişkide yükümlü olduğu miktar böylece belirlenir.
İkinci fıkra rücu hakkını düzenler: tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olur. Bu hüküm ödeme yapan borçlunun hukuki konumunu korur.
Pratik olarak şöyle çalışır: zarar gören A, üç müteselsil borçludan (B, C, D) zararı tahsil için B’yi tercih eder ve 100.000 TL’nin tamamını B’den alır. İç ilişkide ise paylaştırma %40-30-30 olarak belirlenmiş olsun; B’nin payı 40.000 TL’dir. B kendi payından fazla 60.000 TL ödemiş durumdadır. Bu 60.000 TL için C ve D’ye rücu edebilir (C’den 30.000, D’den 30.000).
"Zarar görenin haklarına halef olma" ifadesi önemlidir. B, ödeme yaptığı ölçüde zarar görenin C ve D’ye karşı olan haklarının sahibi olur. Yani B aynı hukuki çerçeveyle C ve D’ye talep yöneltebilir. Bu halefiyet, rücu hakkının hukuki temelini güçlendirir; C ve D, B’nin kendisine karşı değil, A’nın haklarına halef olmuş B’ye borçludurlar.
Halefiyet, ispat yükünü de etkiler. B dava açtığında zararın varlığını, diğerlerinin sorumluluğunu vs. kendi olayı üzerinden ispat etmek zorunda değildir; A’nın zaten ispat etmiş olduğu unsurlara dayanabilir. Mahkemenin kesinleşmiş kararları B’nin rücu davasında delil olarak kullanılabilir.
Rücu davası ayrı bir davadır ve kendi zamanaşımına tabidir. TBK’nın genel zamanaşımı hükümleri (TBK md. 146) çerçevesinde on yıldır. Ancak zarar görenin hakları bazı özel zamanaşımı sürelerine tabi ise (haksız fiilde iki yıl), rücu hakkı da buna göre değerlendirilir.
Doktrinde iç ilişki paylaştırmasının karmaşıklığı vurgulanır. Kusur derecelendirmesi, tehlike yoğunluğu gibi kavramların somut olaya uyarlanması hakim takdirine özel bir zemin sağlar.
Yargıtay kararlarında özellikle ticari ve sigortacılık alanında iç ilişki paylaştırmaları titizlikle yapılmaktadır. Rücu davalarında halefiyet ilkesi ve kusur derecelendirmesi titizlikle uygulanır.
