TMK 14. Madde
(1) Ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyeti yoktur.
TMK 14. Madde Gerekçesi
Yürürlükteki Kanunun 14 üncü maddesini karşılamaktadır. Maddenin konu başlığında “Medenî hakları kullanmağa ehliyetsizlik” deyimi yerine daha kısa ve önceki maddelerle terim birliğini sağlayan “Fiil ehliyetsizliği” deyimi kullanılmıştır. Hüküm değişikliği yoktur.
Açıklama
Türk Medeni Kanunu’nun 14. maddesi, fiil ehliyetsizliğinin üç temel grubunu tek bir hükümde sayan temel düzenlemedir. Madde uyarınca “ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların” fiil ehliyeti yoktur. Hüküm, kişiler hukukunda ehliyet skalasının karşı kutbunu oluşturur: TMK 10 fiil ehliyetinin koşullarını pozitif biçimde, TMK 14 ise ehliyetsizliğin sebeplerini olumsuz biçimde düzenler. Böylece Türk hukukunda fiil ehliyeti olan ve olmayan kişilerin hukuki statüleri karşılıklı olarak netleşir.
Ayırt etme gücü bulunmayanlar mutlak ehliyetsizdir. TMK 15 uyarınca bu kişilerin fiilleri, kanunda öngörülen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, hukuki sonuç doğurmaz. Örneğin ağır akıl hastası veya bilinç kaybı içinde olan bir kişinin yaptığı sözleşme yok hükmündedir; iradeye dayalı hiçbir hukuki işlem geçerli değildir. Bu kategorideki kişiler, kendi fiilleriyle değil, kayyım veya vasi aracılığıyla hukuki yaşama katılabilirler. İstisnaen aile hukukuna ilişkin bazı kişiye sıkı sıkıya bağlı hakların (evlilik, evlatlık ret, tanıma) ayırt etme gücü olmaksızın kullanılması mümkün değildir; bu haklar tamamen kapalıdır.
Küçükler, ayırt etme gücüne sahip olsalar dahi kural olarak ehliyetsizdir. Ancak küçüklerin ehliyetsizliği ayırt etme gücünün varlığına göre derecelendirilir: ayırt etme gücüne sahip küçük “sınırlı ehliyetsiz” sayılır ve yasal temsilcinin rızasıyla işlem yapabilir (TMK 16); ayırt etme gücü bulunmayan küçük tam ehliyetsizdir. Küçüklük statüsü onsekiz yaşın doldurulması, evlenme veya mahkeme kararıyla ergin kılınma sonucunda sona erer. Küçüklerin fiil ehliyetsizliği, onların toplumsal-ekonomik hayatta sömürülmelerinin önlenmesi, aile otoritesinin ve velayet kurumunun korunması, çocuğun üstün yararı ilkesinin hayata geçirilmesi amaçlarına hizmet eder.
Kısıtlılar, ergin olmakla birlikte mahkeme kararıyla kısıtlanmış kişilerdir. TMK 405-407’de sayılan kısıtlama sebepleri; akıl hastalığı, akıl zayıflığı, savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşam tarzı, kötü yönetim ve özgürlüğü bağlayıcı cezadır (bir yıl veya daha uzun süreli). Kısıtlama kararı, sulh hukuk mahkemesi tarafından verilir; Nüfus Hizmetleri Kanunu m.25 uyarınca nüfus kütüğüne tescil edilir ve ilan olunur. Kısıtlıların ehliyetsizliği, küçüklerinki gibi ayırt etme gücünün varlığına göre derecelendirilir: ayırt etme gücüne sahip kısıtlı sınırlı ehliyetsizdir (TMK 16); ayırt etme gücü yoksa tam ehliyetsizdir.
Fiil ehliyetsizliğinin hukuki sonuçları önemlidir. Ehliyetsiz kişinin yaptığı hukuki işlemler kural olarak kesin hükümsüzdür (yok hükmünde); ancak sınırlı ehliyetsiz sayılan küçük veya kısıtlının yasal temsilcinin sonradan onayı ile işlem geçerli hale gelebilir (icazet müessesesi). Haksız fiilde ise ayırt etme gücü olmayan kişi kural olarak sorumlu değildir; ancak TBK 65 uyarınca hakkaniyet tazminatı istisnası vardır. Dava ehliyeti bakımından da ehliyetsizlik sonuç doğurur: ehliyetsiz kişi dava açamaz ve aleyhine dava açılmasında yasal temsilcinin bulunması gerekir. Yargıtay, fiil ehliyetsizliğinin re’sen dikkate alınacak bir savunma olduğunu, hâkimin gerektiğinde bilirkişi incelemesi yaptırarak somut olayda ehliyet durumunu tespit etmesi gerektiğini istikrarlı biçimde vurgulamaktadır. TMK 14, Anayasa m.41 aile ve çocuğun korunması, m.50 sosyal devlet ilkesi ile birlikte okunduğunda, zayıfın korunması ve hukuk güvenliğinin sağlanması amaçlarını bütünleştiren temel bir koruyucu hükümdür.
