TMK 426. Madde
(1) Vesayet makamı, aşağıda yazılı olan veya kanunda gösterilen diğer hâllerde ilgilisinin isteği üzerine veya re’sen temsil kayyımı atar:
1. Ergin bir kişi, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri bir sebeple ivedi bir işini kendisi görebilecek veya bir temsilci atayabilecek durumda değilse,
2. Bir işte yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün veya kısıtlının menfaati çatışıyorsa,
3. Yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine bir engel varsa.
TMK 426. Madde Gerekçesi
Yürürlükteki Kanunun 376 ncı maddesini karşılamaktadır. Bu madde ile başlayan birinci bölümün beşinci ayırımın başlığıiçeriğine uygun olarak, “yasal danışmanlık” deyiminin de eklenmesi suretiyle “Kayyımlık Ve Yasal Danışmanlık” biçiminde düzenlenmiştir. Yürürlükteki metinde yer alan “sulh mahkemesi” deyimi yerine “vesayet makamı” deyimi kullanılmıştır. Maddede başka bir hüküm değişikliği yoktur. Sadece (1) numaralıbendindeki “gaip olmak” ifadesi gaiplik kurumu ile karıştırma ya elverişli olduğundan bunun yerine “başka bir yerde bulunma” ifadesine yer verilmiştir. Buna göre, kayyım atanması için kişinin mutlaka nerede olduğunun bilinmemesi gerekmeyip, nerede olduğu bilinmesine rağmen ivedi bir işini kendisi görebilecek durumda olmamasıyeterli sayılmıştır.
Açıklama
TMK Madde 426, temsil kayyımının atanmasını gerektiren hâlleri düzenler. Vesayet makamı, maddede yazılı olan veya kanunda gösterilen diğer hâllerde, ilgilinin isteği üzerine ya da re’sen temsil kayyımı atar. Üç temel hâl sayılmıştır: ergin bir kişinin hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri bir sebeple ivedi bir işini kendisi görebilecek ya da temsilci atayabilecek durumda olmaması; bir işte yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün veya kısıtlının menfaatinin çatışması; yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine bir engel bulunması. Madde, TMK m.427’deki yönetim kayyımlığı ve TMK m.430’daki yetki kuralı ile birlikte kayyımlık sisteminin temelini oluşturur. Gerekçeye göre eski 743 sayılı Kanun’un 376. maddesini karşılar; ‘gaip olmak’ yerine ‘başka bir yerde bulunma’ ifadesi tercih edilerek gaiplik kurumuyla karışma önlenmiştir.
Uygulamada temsil kayyımlığı, kişinin belirli ve genellikle ivedi bir işinin görülememesi tehlikesini gidermeye yöneliktir. Birinci bent bakımından kişinin nerede olduğunun bilinmesi gerekmez; nerede olduğu bilinse bile ivedi işini bizzat göremeyecek durumda olması yeterlidir. İkinci bentteki menfaat çatışması hâli özellikle önemlidir: örneğin bir velinin kendi alacağı için çocuğun malvarlığına başvurması gerektiğinde, çocuğun menfaatini korumak üzere temsil kayyımı atanır; çünkü aynı işte hem veli hem çocuk tarafını veli temsil edemez. Üçüncü bent ise yasal temsilcinin hastalık, tutukluluk veya benzeri bir engelle görevini yapamadığı durumları kapsar. Bu kayyım, yalnızca atanmasına yol açan somut iş bakımından kişiyi temsil eder ve iş tamamlanınca görevi sona erer.
Menfaat çatışması bulunmasına rağmen temsil kayyımı atanmadan yasal temsilcinin yaptığı işlem, temsil yetkisinin aşılması veya kötüye kullanılması niteliğinde olup geçersiz sayılabilir. Yargıtay’ın ilgili Hukuk Dairesi, özellikle veli veya vasi ile küçük/kısıtlı arasında menfaat çatışması bulunan işlemlerde temsil kayyımı atanmasının zorunlu olduğunu, aksi hâlde işlemin küçüğü veya kısıtlıyı bağlamayacağını istikrarla vurgular. Somut bir örnek: bir velinin, vesayeti altındaki çocukla ortak maliki olduğu taşınmazda paylaşma veya satış işlemi yapması gerektiğinde, TMK Madde 426/2 uyarınca çocuğa temsil kayyımı atanır. Kayyım, işlemde çocuğun menfaatini bağımsız olarak temsil eder; böylece velinin kendi çıkarı uğruna çocuğun hakkını zedelemesi önlenmiş olur.
