TMK ▸ Madde 452

TMK 452. Madde

(1) Vasinin onamadığı işlemlerde taraflardan her biri verdiğini geri isteyebilir. Ancak, vesayet altındaki kişi, sadece kendi menfaatine harcanan veya geri isteme zamanında malvarlığında mevcut olan zenginleşme tutarıyla ya da iyiniyetli olmaksızın elden çıkarmış olduğu miktarla sorumludur.

(2) Vesayet altındaki kişi, fiil ehliyetine sahip olduğu hususunda diğer tarafı yanıltmış ise, onun bu yüzden uğradığı zarardan sorumlu olur.

TMK 452. Madde Gerekçesi

Yürürlükteki Kanunun 395 inci maddesini karşılamaktadır. Kısıtlının sorumluluğunun “geri isteme zamanında”ki zenginleşmesi ile sınırlıolduğu vurgulanmıştır. Hüküm değişikliği yoktur.

Açıklama

TMK Madde 452, vasinin onamadığı işlemlerin sonuçlarını, yani onamamanın hukuki sonucunu düzenler. Maddeye göre vasinin onamadığı işlemlerde taraflardan her biri verdiğini geri isteyebilir; ancak vesayet altındaki kişi, sadece kendi menfaatine harcanan veya geri isteme zamanında malvarlığında mevcut olan zenginleşme tutarıyla ya da iyiniyetli olmaksızın elden çıkardığı miktarla sorumlu olur. İkinci fıkra, vesayet altındaki kişi fiil ehliyetine sahip olduğu hususunda diğer tarafı yanıltmışsa, onun bu yüzden uğradığı zarardan sorumlu tutulacağını öngörür. Maddenin gerekçesinde, kısıtlının sorumluluğunun geri isteme zamanındaki zenginleşmesiyle sınırlı olduğunun vurgulandığı, hüküm değişikliği bulunmadığı belirtilir. Bu hüküm, vasinin rızasını düzenleyen TMK m.451 ile bir bütün oluşturur ve sebepsiz zenginleşmeye ilişkin TBK m.77 vd. ile yakından bağlantılıdır; çünkü iade borcunun ölçüsü zenginleşme esasına dayanır.

Uygulamada bir işlem vasinin izni veya sonraki onamasıyla geçerlilik kazanamamışsa, taraflar arasında karşılıklı iade ilişkisi doğar. Diğer taraf verdiğini tam olarak geri isteyebilirken, vesayet altındaki kişinin iade yükümlülüğü korumacı bir biçimde sınırlandırılmıştır. Korunan kişi yalnızca üç durumla sorumludur: aldığı şeyin kendi menfaatine harcanmış olması, geri isteme anında malvarlığında hâlâ mevcut bulunan zenginleşme miktarı veya kötüniyetle, yani elden çıkarmanın iadeyi engelleyeceğini bilerek elden çıkardığı tutar. Bu sınırlama, ayırt etme gücü bulunsa dahi vesayet altındaki kişinin deneyimsizliğinden veya korunma ihtiyacından kaynaklanan zarara uğramasını önlemeyi amaçlar. Örneğin korunan kişi aldığı parayı dikkatsizce harcamış ve karşılığında malvarlığında bir artış kalmamışsa, iade borcu bu ölçüde azalır; böylece kişi, geçersiz işlemden ekonomik olarak korunmuş olur.

Bu korumanın bir istisnası, vesayet altındaki kişinin diğer tarafı kendi ehliyeti konusunda hileyle yanıltmasıdır; bu hâlde kişi haksız fiil benzeri bir sorumlulukla karşı tarafın uğradığı tüm zararı tazminle yükümlü olur ve sınırlı iade korumasından yararlanamaz. Yargıtay’ın ilgili hukuk dairesi, ehliyetsiz veya sınırlı ehliyetli kişinin geçersiz işlemden doğan iade borcunun zenginleşme tutarıyla sınırlı olduğunu, ancak karşı tarafı ehliyeti hususunda aldatan kişinin tam tazminle sorumlu tutulacağını vurgulamaktadır. Somut bir örnek vermek gerekirse: kısıtlı bir kişi vasinin izni olmadan bir telefon satın almış ve vasi işlemi onamamışsa, satıcı telefonu, kısıtlı da ödediği parayı geri ister; ancak kısıtlı parayı çoktan harcamış ve menfaatine bir değer kalmamışsa iade borcu o ölçüde azalır. Buna karşılık kısıtlı, kendisini ehliyetli göstererek satıcıyı kandırmışsa satıcının tüm zararından sorumlu olur.