TMK 48. Madde
(1) Tüzel kişiler, cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildirler.
TMK 48. Madde Gerekçesi
Yürürlükteki Kanunun 46 ncı maddesini karşılamaktadır. Maddenin kenar başlığında, yürürlükteki metnin kenar başlığındaki “Medenî haklardan ist ifade” deyimi yerine, teknik ve daha doğru bir ifade olan hem kaynak Kanunda hem de 1984 tarihli Öntasarıda kullanılan “Hak ehliyeti” terimi tercih edilmiştir. Hüküm değişikliği yoktur; madde içerik itibarıyla yürürlükteki metnin aynıdır. Böylece, yaradılışgereği sadece insanlara özgüolan ve maddede “… cins, yaş, hısımlık gibi…” ifadesiyle sınırlayıcı olarak sayılmayan nitelikler dışındaki bütün haklara ve borçlara tüzel kişilerin de ehil olduğu vurgulanmak suretiyle gerçek ve tüzel kişilerin ehliyet eşitliğini esas alan medenî hukuk yaklaşımımuhafaza edilmektedir. Ancak, yürürlükteki metinde kullanılan “… bütün haklarıiktisap ve borçlarıiltizam edebilirler” tarzındaki ifade, “… bütün haklara ve borçlara ehildirler.” şeklinde değiştirilmiştir. Nitekim, hak ehliyeti kavramı, haklara ve borçlara ehil olma şeklinde açıklandığı için kaynak Kanunda da (m. 53) aynı ifade kullanılmaktadır. 1984 tarihli Öntasarının 47 nci maddesinde yer alan “Özel hükümler saklıdır.” şeklindeki ikinci fıkranın maddeye alınması, kaynak Kanun da izlenmek suretiyle, gereksiz görülmüştür.
Açıklama
TMK Madde 48, tüzel kişilerin hak ehliyetinin kapsamını belirleyen temel normdur ve gerçek kişiler ile tüzel kişiler arasında ehliyet eşitliği esasını kurar. Hüküm, cins, yaş ve hısımlık gibi yaradılış gereği yalnızca insana özgü niteliklere bağlı haklar dışında, tüzel kişilerin bütün haklara ve borçlara ehil olduğunu açıkça ifade eder. Bu düzenleme, gerçek kişilerin hak ehliyetini düzenleyen TMK Madde 8 ile sistematik bütünlük içindedir; her ikisi de hak süjesi olabilme yeteneğini tanımlar. Maddede sayılan istisnalar sınırlayıcı değil örnekleyicidir; nişanlanma, evlenme, soybağı, mirasçılık gibi insanın biyolojik veya ailevî varlığına dayanan ilişkiler tüzel kişiye uygulanamaz. Buna karşılık mülkiyet, alacak, borç, sözleşme yapma ve dava taraf olma yetenekleri tüzel kişiye tanınır.
Uygulamada bu norm, derneklerin, vakıfların, ticaret şirketlerinin ve kooperatiflerin malvarlığına sahip olabilmesinin, taşınmaz edinmesinin, sözleşme akdetmesinin ve mahkemede taraf sıfatı kazanmasının hukukî dayanağıdır. Tüzel kişinin hak ehliyeti, tüzel kişiliğin kazanılmasıyla başlar; bu nedenle TMK Madde 47 ile birlikte değerlendirilmelidir. Bir anonim şirketin gayrimenkul satın alması, bir derneğin bağış kabul etmesi ya da bir vakfın miras yoluyla mal iktisap etmesi doğrudan bu maddeye dayanır. Ancak hak ehliyetinin sınırı, tüzel kişinin organları aracılığıyla fiil ehliyetini kullanmasına ilişkin TMK Madde 49 ve 50 hükümleriyle tamamlanır. Tüzel kişi, ehil olduğu hakları yalnızca yetkili organları eliyle kullanabilir; bu da iç işleyiş ile dış ehliyet ayrımını gündeme getirir.
Bu hükmün ihlali, tüzel kişiye tanınmayan bir hakkın ona izafe edilmesi hâlinde işlemin geçersizliği sonucunu doğurabilir; örneğin bir şirketin mirasçı atanması mümkün olsa da vasiyet alacaklısı olması gibi hâllerde sınır titizlikle çizilir. Yargıtay içtihadı, tüzel kişilerin kişilik haklarının da bu çerçevede korunduğunu, örneğin ticarî itibara yönelik saldırılarda manevî tazminat talep edebileceklerini kabul etmektedir. Somut bir örnekte, faaliyet konusu dışında kalan bir işlemin yokluğu değil, fiil ehliyetinin sınırı tartışılır. Pratikte bir limited şirketin bankadan kredi kullanması, kefil olması veya tapuda taşınmaz tescili istemesi, TMK Madde 48 uyarınca hak ehliyetine sahip olmasıyla mümkündür ve bu ehliyet tescil anından itibaren tam olarak doğar.
