TMK 493. Madde
(1) Olağan zamanaşımı süresi işlemeye başlamadan önce zarar gören tarafından bilinmesi veya anlaşılması olanağı bulunmayan bir hesap yanlışlığına veya bir sorumluluk sebebine dayanan tazminat davası, hesap yanlışlığının veya sorumluluk sebebinin öğrenilmesinden başlayarak bir yıl içinde açılabilir.
(2) Vesayetten doğan tazminat davaları, her hâlde kesin hesabın tebliğinin üzerinden on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.
TMK 493. Madde Gerekçesi
Yürürlükteki Kanunun 437 nci maddesini karşılamaktadır. Yürürlükteki metin esas alınmakla beraber madde daha sade biçimde düzenlenmiştir. İstisnaîbir zamanaşımıniteliğinde olan olağanüstüzamanaşımıancak olağan zamanaşımısüresi işlemeye başlamadan önce zarar gören tarafından bilinmesi veya anlaşılmasıolanağıbulunmayan bir hesap yanlışlığının veya bir sorumluluk sebebinin sonradan öğrenilmesi hâlinde uygulanacaktır.
Açıklama
TMK Madde 493, vesayetten doğan tazminat davalarında istisnaî nitelikteki olağanüstü zamanaşımını düzenler ve olağan zamanaşımını öngören TMK m.492 ile birlikte vesayet sorumluluğunun zaman sınırını oluşturan ikili bir sistem kurar. Birinci fıkraya göre, olağan zamanaşımı süresi işlemeye başlamadan önce zarar gören tarafından bilinmesi veya anlaşılması olanağı bulunmayan bir hesap yanlışlığına veya bir sorumluluk sebebine dayanan tazminat davası, hesap yanlışlığının veya sorumluluk sebebinin öğrenilmesinden başlayarak bir yıl içinde açılabilir. Bu düzenleme, kesin hesabın tebliği anında fark edilemeyen, gizli kalmış hata ve sorumluluk sebeplerinin sonradan ortaya çıkması hâlinde mağdurun tümüyle hak kaybına uğramasını önlemeyi amaçlar. Hüküm eski Kanunun 437. maddesini karşılamakta olup daha sade biçimde kaleme alınmıştır.
Hükmün işleyişinde belirleyici olan, olağanüstü zamanaşımının ancak belirli bir koşulun varlığında devreye girmesidir. Bu yol, olağan zamanaşımı süresi işlemeye başlamadan önce zarar görenin bilmesine veya anlamasına olanak bulunmayan bir hesap yanlışlığının ya da sorumluluk sebebinin sonradan öğrenilmesi hâlinde açılır. Yani kesin hesabın tebliğ edildiği anda mevcut olup da gizli kalan, fark edilmesi mümkün olmayan bir hata söz konusu olmalıdır. Böyle bir durumda bir yıllık süre, hatanın veya sorumluluk sebebinin fiilen öğrenildiği andan itibaren işlemeye başlar. İkinci fıkra ise bu sübjektif başlangıca mutlak bir tavan koyar: vesayetten doğan tazminat davaları, her hâlde kesin hesabın tebliğinin üzerinden on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Böylece sorumluların süresiz biçimde tehdit altında kalması engellenmiş, hukuki güvenlik korunmuştur.
Hükmün sonuçsal etkisi, gizli kalmış zararlara karşı geç de olsa dava imkânı tanırken, on yıllık mutlak süreyle bu imkânı sınırlamasıdır; on yıl geçtikten sonra hata sonradan öğrenilse bile dava açılamaz. Yargıtay içtihadı, olağanüstü zamanaşımının uygulanabilmesi için zararın hesabın tebliği anında objektif olarak fark edilemez nitelikte olduğunun ispatını aramakta, basit bir dikkatsizlikle fark edilebilecek hataları bu kapsamda görmemektedir. Somut bir örnek vermek gerekirse: vasinin tuttuğu kesin hesapta, kısıtlıya ait bir taşınmaz gelirinin yıllarca eksik gösterildiği ancak bu durumun ancak yıllar sonra bir denetimle ortaya çıktığı hâlde, kısıtlı bu yanlışlığı öğrendiği tarihten itibaren bir yıl içinde dava açabilir; fakat kesin hesabın tebliğinden on yıl geçmişse, yanlışlık yeni öğrenilmiş olsa dahi dava zamanaşımına uğrar.
