TMK ▸ Madde 517

TMK 517. Madde

(1) Mirasbırakan, bir kimseye onu mirasçı atamaksızın belirli bir mal bırakma yoluyla kazandırmada bulunabilir.

(2) Belirli mal bırakma, ölüme bağlı tasarrufla bir kimseye terekedeki bir malın mülkiyetinin veya terekenin tamamı ya da bir kısmı üzerinde intifa hakkının kazandırılmasına yönelik olabileceği gibi; bir kimse lehine tereke değeri üzerinden bir edimin yerine getirilmesinin, bir iradın bağlanmasının veya bir kimsenin bir borçtan kurtarılmasının, mirasçılar veya belirli mal bırakılanlara yükletilmesi suretiyle de olabilir.

(3) Bırakılan belirli mal terekede bulunmadığı takdirde, tasarruftan aksi anlaşılmadıkça, ölüme bağlı tasarrufu yerine getirmekle yükümlü olanlar borçtan kurtulurlar.

TMK 517. Madde Gerekçesi

Yürürlükteki Kanunun 464 üncümaddesini karşılamaktadır. Madde konu ve kenar başlıklarıyla birlikte arılaştırılmak ve sadeleştirilmek suretiyle yeniden kaleme alınmışve İsviçre MedenîKanununun 484 üncümaddesinde olduğu gibi üçfıkra hâline getirilmiştir. “Muayyen malda tasarruf” ve “muayyen mal vasiyeti” deyimleri yerine “belirli mal bırakma” deyimi, anlamıdaha iyi ifade etmesi nedeniyle tercih edilmiştir. Maddede hüküm değişikliği yoktur. Mirasbırakanın belirli bir malınıbaşkasına bırakmasıbu hükme göre o kimsenin mirasbırakan tarafından mirasçıolarak atandığıanlamına gelmez.

Açıklama

TMK Madde 517, belirli mal bırakmanın konusunu, yani mirasbırakanın bir kimseyi mirasçı atamaksızın terekeden belirli bir kazandırmayla yararlandırmasını düzenler. Hüküm, ölüme bağlı tasarruf çeşitlerini sayan TMK m.514 ve mirasçı atamayı düzenleyen TMK m.516 ile birlikte miras hukukunun temel ayrımını oluşturur: mirasçı külli halefiyetle terekeye doğrudan girerken, belirli mal bırakılan lehdar yalnızca kişisel bir alacak hakkı elde eder. Gerekçede, eski Kanunun 464. maddesini karşılayan bu düzenlemenin İsviçre Medenî Kanununun 484. maddesindeki gibi üç fıkra hâline getirildiği, ‘muayyen mal vasiyeti’ yerine anlamı daha iyi yansıtan ‘belirli mal bırakma’ deyiminin tercih edildiği belirtilmiştir. Ayrıca gerekçe, belirli mal bırakmanın o kimsenin mirasçı atandığı anlamına gelmediğini açıkça vurgular.

Maddenin uygulama mekanizması üç farklı kazandırma biçimini kapsar. İlk fıkra genel kuralı koyar: lehdar mirasçı sıfatı kazanmaz, yalnızca belirli bir kazandırmadan yararlanır. İkinci fıkra ise kazandırmanın konusunu geniş tutar; terekedeki bir malın mülkiyetinin ya da terekenin tamamı veya bir kısmı üzerinde intifa hakkının devri mümkündür. Bunun yanında lehdar lehine bir edimin yerine getirilmesi, ona bir irat bağlanması veya bir borçtan kurtarılması da mirasçılara ya da diğer belirli mal bırakılanlara yükletilebilir. Üçüncü fıkra ise kritik bir koşulu içerir: bırakılan belirli mal mirasbırakanın ölümünde terekede mevcut değilse, tasarruftan aksi anlaşılmadıkça yükümlüler borçtan kurtulur. Böylece lehdarın hakkı, malın terekede fiilen bulunmasına bağlı kılınmış olur ve mirasbırakanın iradesi yorum yoluyla araştırılır.

Bu mekanizmanın hukukî sonucu, lehdarın yükümlülere karşı ifa talebinde bulunabileceği kişisel bir alacak hakkına sahip olmasıdır; ancak mal terekede yoksa ve aksine irade yoksa bu hak doğmaz. Yargıtay’ın ilgili hukuk dairesi, belirli mal bırakılan kişinin tereke üzerinde doğrudan ayni hak kazanmadığını, tescil için mirasçılara karşı dava açması gerektiğini istikrarla kabul etmektedir. Somut örnek: mirasbırakan vasiyetnamesinde ‘Bankadaki 100.000 TL’lik mevduatımı yeğenime bırakıyorum’ demiş, ancak ölümden önce bu hesabı kapatıp parayı harcamıştır. Üçüncü fıkra gereği, tasarruftan başka bir mal kastedildiği anlaşılmadıkça mirasçılar bu borçtan kurtulur ve yeğen herhangi bir talepte bulunamaz. Buna karşılık mirasbırakan aynı vasiyetnamede ‘evimin intifasını eşime bırakıyorum’ demişse, TMK Madde 517 uyarınca eş, mülkiyet mirasçılarda kalmak üzere intifa hakkını talep edebilecektir.