TMK ▸ Madde 754

TMK 754. Madde

(1) Taşınmaz mülkiyeti hakkının kamu yararı için kısıtlanması, özellikle yapı, yangın, doğal afetler ve sağlıkla ilgili kolluk hizmetlerine; orman ve yollara, deniz ve göl kıyılarındaki ana ve tali yollara sınır işaretleri ve nirengi noktaları konulmasına; toprağın iyileştirilmesine veya bölünmesine, tarım topraklarının veya yapıya özgü arsaların birleştirilmesine; eski eserler, doğal güzellikler, manzaralar, seyirlik noktaları ve ender doğa anıtları ile içmeler, ılıcalar, maden ve kaynak sularının korunmasına ilişkin mülkiyet kısıtlamaları, özel kanun hükümlerine tâbidir.

TMK 754. Madde Gerekçesi

Yürürlükteki Kanunda bu maddeyi karşılayan bir madde bulunmamaktadır. Madde İsviçre Medenî Kanununun 702 inci maddesinden alınmıştır. Bu maddede sözüedilen konular için özel kanunlar yapılmasızorunludur; eski eserlere ilişkin olarak bazıkanunlarımız vardır. Kamu yararınıdoğrudan doğru ya ilgilendiren bu gibi konuların daha esaslı ve ayrıntılıbir biçimde düzenlemesi gerektiğinden, bunlara temel olmak üzere madde düzenlenmiştir. İsviçre Medenî Kanununun bu maddeyi karşılayan 702 nci maddesinde “doğal afetler”e yer verilmemiştir. Ülke koşullarıgöz önünde tutulmak suretiyle doğal afetler de madde metnine eklenmiştir.

Açıklama

TMK Madde 754, taşınmaz mülkiyetinin kamu yararı amacıyla kısıtlanabileceği alanları örnekleyici biçimde sayan ve bu kısıtlamaların özel kanun hükümlerine tâbi olduğunu belirten çerçeve niteliğinde bir hükümdür. Norm, yapı, yangın, doğal afet ve sağlıkla ilgili kolluk hizmetlerinden; orman ve yollara, deniz ve göl kıyılarındaki ana ve tali yollara sınır işaretleri ile nirengi noktaları konulmasına; toprağın iyileştirilmesi veya bölünmesine, tarım topraklarının ve arsaların birleştirilmesine; eski eserler, doğal güzellikler, manzaralar ve doğa anıtları ile içmeler, ılıcalar, maden ve kaynak sularının korunmasına dek geniş bir yelpazeyi kapsar. Hüküm, mülkiyet hakkının kamu yararıyla sınırlanabileceğini öngören Anayasa m.35 ve m.44 vd. ile bu kısıtlamaların kanunîliğini şart koşan TMK m.683’teki mülkiyetin sınırlarına ilişkin anlayışla bütünleşir; sayılan her alan için ayrı özel kanunların çıkarılmasını öngörür.

Hükmün işleyişi, doğrudan uygulanabilir bir yasak veya yükümlülük getirmekten çok, mülkiyet kısıtlamalarının dayanağını oluşturacak özel kanunlara yollama yapmak biçimindedir. Bu nedenle norm, tek başına bir kısıtlama doğurmaz; her bir konuda ilgili özel mevzuat devreye girer. Nitekim orman kısıtlamaları için 6831 sayılı Orman Kanunu, eski eser ve doğal güzelliklerin korunması için 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, kıyılar için 3621 sayılı Kıyı Kanunu, tarım arazilerinin korunması ve birleştirilmesi için 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu, yapı kısıtlamaları için 3194 sayılı İmar Kanunu uygulama alanı bulur. Malik, kendi taşınmazı üzerinde tasarrufta bulunurken bu özel kanunların öngördüğü izin, ruhsat, koruma kararı ve kullanım yasaklarına uymakla yükümlüdür; söz konusu kısıtlamalar mülkiyetin kamusal sınırlarını oluşturduğundan ayrıca tapuya tescil edilmeksizin de hüküm doğurur.

Bu çerçeve normun sonucu, sayılan alanlarda malikin kullanma, yararlanma ve tasarruf yetkilerinin özel kanunlarla daraltılması ve bu kısıtlamalara aykırı eylemlerin idarî yaptırıma, yıkıma veya kullanım yasağına yol açmasıdır. Yargıtay ve idarî yargı, mülkiyet kısıtlamalarının mutlaka açık bir kanunî dayanağa oturması gerektiğini, dayanaksız idarî müdahalelerin mülkiyet hakkını ihlal edeceğini vurgulamakta, kamu yararı ile bireysel mülkiyet arasındaki ölçülülük dengesini denetlemektedir. Somut bir örnek: deniz kıyısına yakın bir parselin maliki, taşınmazı sit alanı ilan edilince ya da kıyı kenar çizgisi içinde kalınca, 2863 ve 3621 sayılı kanunlardan kaynaklanan inşaat ve kullanım yasaklarına katlanmak zorunda kalır; bu kısıtlamalar TMK m.754’ün gönderme yaptığı özel kanunlardan doğduğundan, malik kısıtlamayı tek başına TMK’ya dayanarak bertaraf edemez, ancak ölçüsüz bir müdahale söz konusuysa yargı yoluna başvurabilir.