TBK 556. Madde
I. Havale, havale edenin havale alıcısına olan borcunun ifası amacıyla yapılıyorsa, bu borç ancak havale ödeyicisinin borcu ifa etmesiyle sona erer.
II. Havaleyi kabul etmiş olan havale alıcısı, havale ödeyicisine başvurarak havalede belirlenen süre içinde alacağını elde edememişse, bu alacağı, havale edene karşı yeniden ileri sürebilir.
III. Alacaklı olan havale alıcısı, havaleyi kabul etmek istemezse, durumu borçlu olan havale edene gecikmeksizin bildirmek zorundadır; bildirmezse bundan doğan zararı gidermekle yükümlü olur.
TBK 556. Madde Gerekçesi
Tasarının üç fıkradan oluşan 556 ncı maddesinde, havale eden ile havale edilen arasındaki ilişki düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 458 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan “B. Akdin hükümleri / I. Muhil ile muhalünleh arasındaki münasebet” şeklindeki ibare, Tasarıda, “B. Hükümleri / I. Havale eden ile havale alıcısı arasındaki ilişki” şekline dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 556. maddesi, havale ilişkisinde havale eden ile havale alıcısı arasındaki hukuki bağın nasıl etkileneceğini düzenlemektedir. Hüküm, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 458. maddesinin yerini almış; metin arılaştırılmakla birlikte esasa ilişkin bir hüküm değişikliği yapılmamıştır. Madde, havalenin genellikle temel bir borç ilişkisinin ifasına hizmet ettiği gerçeğinden hareketle, havale işleminin bu temel ilişki üzerindeki etkisini tayin etmektedir.
Birinci fıkra, havalenin ifa amacıyla yapıldığı durumlarda temel borcun sona erme anını belirlemektedir. Buna göre havale, havale edenin havale alıcısına olan borcunun ifası amacıyla yapılıyorsa bu borç ancak havale ödeyicisinin borcu ifa etmesiyle sona erer. Bu kural, öğretide "ifa uğruna edim" (datio solvendi causa) ilkesinin bir yansıması olarak değerlendirilmekte olup havalenin kendiliğinden bir ifa niteliği taşımadığını göstermektedir. Havale edenin alacaklıya (havale alıcısına) havale vermesi, borcu otomatik olarak sona erdirmez; havale alıcısının tatmini havale ödeyicisinin fiili ifasına bağlıdır. Bu yapı, havalenin riskini havale alıcısı üzerinde bırakmamakta; aksine temel borcu ifa yükünün havale edenin üzerinde kalmaya devam ettiğini göstermektedir. Havale ödeyicisi nedeniyle ödeme gerçekleşmezse borçlu havale eden hâlâ sorumludur ve alacaklı havale alıcısının ona karşı ifa talep etme hakkı canlı kalır.
İkinci fıkra, havaleyi kabul etmiş bulunan havale alıcısına ilişkin önemli bir koruma getirmektedir. Havaleyi kabul etmiş olan havale alıcısı, havale ödeyicisine başvurarak havalede belirlenen süre içinde alacağını elde edememişse bu alacağı havale edene karşı yeniden ileri sürebilir. Bu hüküm, havalenin kabulünün havale alıcısının temel alacağından vazgeçme anlamına gelmediğini ortaya koymaktadır. Havale alıcısının, havalenin kabulüyle birlikte temel alacağının askıya alındığı; ancak havale süresince ödeme gerçekleşmezse eski alacağının canlanıp havale edene tekrar yöneltilebileceği kabul edilmektedir. Böylece havale alıcısının çifte tahsilat hakkı bulunmamakla birlikte, havale ödeyicisinin ödememesi hâlinde alacaksız kalma riski de önlenmiş olmaktadır.
Üçüncü fıkra, havale alıcısının bildirim yükümlülüğünü düzenlemektedir. Alacaklı olan havale alıcısı, havaleyi kabul etmek istemezse durumu borçlu olan havale edene gecikmeksizin bildirmek zorundadır; bildirmezse bundan doğan zararı gidermekle yükümlü olur. Bu düzenleme, dürüstlük kuralının (TMK m. 2) somut bir görünümü olup havale alıcısının havaleyi neden reddettiğini havale edene zamanında iletmesini zorunlu kılmaktadır. Havale eden, alıcının kabul etmediğini öğrendiğinde temel borcunu başka yolla ifa etme veya havale ödeyicisiyle ilişkilerini buna göre düzenleme imkânına kavuşur.
Yargıtay uygulamasında, havalenin yalnızca ifa amacıyla değil aynı zamanda bir kredi açma yahut teminat sağlama amacıyla yapılabileceği vurgulanmaktadır. Havalenin hangi amaçla yapıldığının tespiti, tarafların iradelerinin yorumlanmasını gerektirir ve uyuşmazlıklarda temel ilişkinin sona erip ermediğinin saptanması bakımından belirleyicidir. Havale alıcısının süre içinde ciddi ve samimi biçimde havale ödeyicisine başvurduğunu ispatlaması aranmaktadır.
Maddenin getirdiği çözüm, havalenin ifa uğruna yapılan bir işlem olduğu varsayımına dayanmaktadır. Taraflar aksini açıkça kararlaştırabilir; örneğin havalenin ifa yerine geçmek üzere yapıldığı yönünde bir anlaşma bulunması hâlinde havale edenin borcu, havale alıcısının kabulüyle birlikte sona erer ve havale alıcısı yalnızca havale ödeyicisine başvurabilir hâle gelir. Bu durum, havale alıcısı bakımından ek bir risk doğurduğu için ifa yerine havale anlaşmasının açık iradeyle kurulması aranır; aksi yoruma gidildiğinde m. 556/1 kuralı esas alınır. Havalede belirlenen süre kavramı, havale işlemi kurulurken taraflarca belirlenmiş bir vade veya ibraz süresi olabileceği gibi hâl ve şartlara göre dürüstlük kuralı çerçevesinde belirlenecek makul süre de olabilir. Süre geçtikten sonra havale alıcısının temel alacağını yeniden ileri sürebilmesi, hakkaniyete uygun bir koruma mekanizması oluşturur.
