TBK 557. Madde
I. Havale ödeyicisi, çekince belirtmeksizin havaleyi kabul ettiğini havale alıcısına bildirirse, ifa ile yükümlü olur ve ona karşı, ancak aralarındaki ilişkiden veya havalenin içeriğinden doğan savunmaları ileri sürebilir; havale eden ile kendi arasındaki ilişkiden doğan savunmaları ileri süremez.
II. Havale ödeyicisi, havale edene borçlu ise, borcu havale alıcısına ifa etmesi, havale edene yapacağı ifaya oranla daha fazla yük getirmiyorsa, borcu havale alıcısına ifa etmekle yükümlüdür. Bu durumda, havale eden ile aralarında aksi kararlaştırılmamışsa havale ödeyicisinin, ifadan önce havaleyi kabul ettiğini havale alıcısına açıklamasına gerek yoktur.
TBK 557. Madde Gerekçesi
Tasarının iki fıkradan oluşan 557 nci maddesinde, havale ödeyicisinin borcu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 459 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan “II. Mühalünaleyhin borcu” şeklindeki ibare, Tasarıda, “II. Havale ödeyicisinin borcu” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 459 uncu maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları, birbiriyle bağlantılı oldukları göz önünde tutularak, Tasarıda tek fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 459 uncu maddesinin birinci fıkrasında kullanılan “tediye” sözcüğü yerine, Tasarıda “ifa” terimi; ikinci fıkrasında kullanılan “mecburdur” sözcüğü yerine, “yükümlüdür” sözcüğü kullanılmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 459 uncu maddesinin son fıkrasında kullanılan “bile” sözcüğü, gereksiz görülerek Tasarı metnine alınmamıştır.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 557. maddesi, havale ödeyicisinin havale alıcısına karşı borçlanma koşullarını ve bu borcun kapsamını düzenlemektedir. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 459. maddesinin yerini almış; eski kanunun ikinci ve üçüncü fıkraları birbiriyle bağlantılı olmaları nedeniyle yeni düzenlemede tek fıkra hâlinde birleştirilmiştir. Hüküm, havalede çifte yetkilendirmenin ikinci ayağı olan havale ödeyicisinin hukuki durumunu, borçlanma anını ve ileri sürebileceği savunmaların sınırını belirleyerek havale ilişkisinin temel hukuki yapısını şekillendirmektedir.
Birinci fıkra, havale ödeyicisinin doğrudan havale alıcısına karşı borç altına girmesinin şartını ortaya koymaktadır. Buna göre havale ödeyicisi, çekince belirtmeksizin havaleyi kabul ettiğini havale alıcısına bildirirse ifa ile yükümlü olur. Bu kabul bildirimi, havale ödeyicisi ile havale alıcısı arasında bağımsız bir borç ilişkisi kurar. Kabul bildirimi yapılmadığı sürece havale ödeyicisinin havale alıcısına karşı herhangi bir borcu bulunmaz; havale ödeyicisi yalnızca havale edenle aralarındaki iç ilişki çerçevesinde yükümlüdür. Kabul, açık olabileceği gibi koşullardan da anlaşılabilir; ancak çekince konulması hâlinde bu çekinceyle bağlı kabul yalnızca çekincenin sınırları içinde hüküm doğurur.
Aynı fıkra, kabul bildirimini yapan havale ödeyicisinin havale alıcısına karşı ileri sürebileceği savunmaları da sınırlandırmaktadır. Havale ödeyicisi, ancak aralarındaki ilişkiden veya havalenin içeriğinden doğan savunmaları ileri sürebilir; havale eden ile kendi arasındaki ilişkiden doğan savunmaları ileri süremez. Bu kural, havalenin soyutluk niteliğini pekiştirmektedir. Havale ödeyicisi, havale edene olan borcu henüz muaccel olmamışsa, havale edenle arasında anlaşmazlık varsa veya havale edenin kendisine karşı borçlu olduğunu iddia ediyorsa, bu savunmaları havale alıcısına karşı ileri süremez; zira havalenin çekincesiz kabulü ile bağımsız bir borç ilişkisi doğmuş bulunmaktadır. Yalnızca havale alıcısı ile arasında doğrudan mevcut olan defiler (örneğin alacağın zamanaşımına uğradığı, havale konusunun kanuna aykırı olduğu gibi) ileri sürülebilir.
İkinci fıkra, havale ödeyicisinin havale edene borçlu olması hâlini düzenlemektedir. Havale ödeyicisi havale edene borçlu ise, borcu havale alıcısına ifa etmesi havale edene yapacağı ifaya oranla daha fazla yük getirmiyorsa, borcu havale alıcısına ifa etmekle yükümlüdür. Bu hüküm, havale edenin havale ödeyicisinden alacaklı olduğu durumlarda havale ödeyicisinin iç ilişki gereği zaten yerine getirmesi gereken bir edimi, havale alıcısına yönlendirmekten kaçınamayacağı anlamına gelmektedir. Ancak ek yük getirmeme koşulu önemlidir; havale ödeyicisinin ifa yeri, ifa zamanı veya ifa şekli değişerek ona fazladan bir külfet yüklemiyorsa yükümlülük doğmakta; aksi hâlde havale ödeyicisi bu yeni ifa biçimine zorlanamamaktadır.
Hüküm, ayrıca havale ödeyicisinin kabul beyanını ön şart olmaktan çıkarmaktadır. Havale eden ile havale ödeyicisi arasında aksi kararlaştırılmamışsa havale ödeyicisinin, ifadan önce havaleyi kabul ettiğini havale alıcısına açıklamasına gerek yoktur. Yargıtay uygulamasında çekincesiz kabul beyanının ispatı havale alıcısına düşmekte; kabul beyanının havale konusundaki edimi yeniden düzenleyemeyeceği, bildirim niteliğinde olduğu kabul edilmektedir. Banka havaleleri bakımından bankanın işlemi kabul etmesi, bu çerçevede değerlendirilmektedir.
Havale ödeyicisinin kabul bildirimi yapmaktan kaçınması hâlinde havale alıcısının ona karşı doğrudan bir ifa talebinde bulunamayacağı kabul edilmektedir; zira havale ödeyicisi havale işlemi ile otomatik biçimde borçlanmaz. Buna karşılık havale ödeyicisi, havale eden ile aralarındaki iç ilişki uyarınca kabul bildiriminde bulunma yükümlülüğü altında ise bu yükümlülüğe aykırı davranması havale edene karşı tazminat sorumluluğu doğurur. Kabul bildiriminden sonra havale ödeyicisinin savunma kısıtlamasının istisnaları da öğretide tartışılmaktadır; özellikle hile, muvazaa ve dürüstlük kuralına aykırılık gibi ahlaki sebeplere dayanan savunmaların her zaman ileri sürülebileceği kabul edilmektedir. Böylece hukuk düzeninin temel ilkeleriyle çatışan işlemlerin havale yapısından yararlanarak korunması önlenmiş olmaktadır.
