TBK 589. Madde
I. Kefil, her durumda kefalet sözleşmesinde belirtilen azamî miktara kadar sorumludur.
II. Aksi sözleşmede kararlaştırılmamışsa kefil, belirtilen azamî miktarla sınırlı olmak üzere, aşağıdakilerden sorumludur:
III. 1. Asıl borç ile borçlunun kusur veya temerrüdünün yasal sonuçları.
IV. 2. Alacaklının, kefile, onun borcu ödeyerek yapılmalarını önleyebileceği uygun bir zaman önce bildirmesi koşuluyla, borçluya karşı yönelttiği takip ve davaların masrafları ile gerektiğinde rehinlerin kefile tesliminin ve rehin haklarının devrinin sebep olduğu masraflar.
V. 3. İşlemiş bir yıllık ve işlemekte olan yıla ait akdî faizler ile gerektiğinde tahvil karşılığında ödünç verilen anaparanın işlemiş bir yıllık ve işlemekte olan yıla ait faizleri.
VI. Sözleşmede açıkça kararlaştırılmamışsa kefil, borçlunun sadece kefalet sözleşmesinin kurulmasından sonraki borçlarından sorumludur.
VII. Kefilin, asıl borç ilişkisinin hükümsüz hâle gelmesinin sebep olduğu zarardan ve ceza koşulundan sorumlu olacağına ilişkin anlaşmalar kesin olarak hükümsüzdür.
TBK 589. Madde Gerekçesi
Tasarının dört fıkradan oluşan 589 uncu maddesinde, kefil ile alacaklı arasındaki ilişkide, kefilin sorumluluğunun kapsamı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 490 ıncı maddesinin kenar başlığında kullanılan “D. Kefilin mes’uliyeti / I. Şümulü” şeklindeki ibare, Tasarıda “II. Ortak hükümler / 1. Kefil ile alacaklı arasındaki ilişki / a. Sorumluluğun kapsamı” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 490 ıncı maddesinde, kefilin sorumluluğunun kapsamı üç fıkra hâlinde kaleme alındığı hâlde, bu üç fıkra Tasarının 589 uncu maddesinin ikinci fıkrasında, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 499 uncu maddesinin ikinci fıkrası da göz önünde tutularak, üç bent hâlinde düzenlenmiştir. Bununla birlikte, 818 sayılı Borçlar Kanununun 490 ıncı maddesinin ikinci fıkrasından farklı olarak, kaynak Kanunda olduğu gibi, Tasarının 589 uncu maddesinin ikinci fıkrasının (2) numaralı bendine “… ile gerektiğinde rehinlerin kefile tesliminin ve rehin haklarının devrinin sebep olduğu masraflar” ve (3) numaralı bendine ise “… işlemekte olan yıla ait akdî faizler ile gerektiğinde tahvil karşılığında ödünç verilen anaparanın işlemiş bir yıllık ve işlemekte olan yıla ait faizleri.” şeklindeki ibareler eklenmiştir. Bu düzenlemenin emredici nitelikte olmadığı, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 499 uncu maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan “Aksi sözleşmede kararlaştırılmamışsa” şeklindeki ibareye yer verilmek suretiyle açıklığa kavuşturulmuştur.
Maddenin birinci fıkrası ise, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Buna göre, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 499 uncu maddesinin birinci fıkrasında olduğu gibi, kefil her durumda kefalet sözleşmesinde belirtilen azamî miktara kadar sorumlu olacaktır.
Maddenin üçüncü fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Fıkrada, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 499 uncu maddesinin son fıkrasında olduğu gibi, sözleşmede açıkça kararlaştırılmamışsa kefilin, borçlunun sadece kefalet sözleşmesinin kurulmasından sonraki borçlarından sorumlu olacağı belirtilmektedir.
Maddenin son fıkrası da, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen ve kaynak İsviçre Borçlar Kanunundan da farklı olan, yeni bir hükümdür. Fıkra ile, kefilin, asıl borç ilişkisinin hükümsüz hâle gelmesinin sebep olduğu zarardan ve ceza koşulundan sorumlu olacağına ilişkin anlaşmaların kesin olarak hükümsüz olacağı kabul edilmiştir.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 589. maddesi, kefilin alacaklıya karşı olan sorumluluğunun kapsamını düzenleyen temel hükümdür ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 490. maddesini karşılamakla birlikte önemli yenilikler içermektedir. Maddenin birinci fıkrası, kefilin her durumda kefalet sözleşmesinde belirtilen azami miktara kadar sorumlu olacağını hükme bağlamaktadır. Bu düzenleme, 818 sayılı Kanun’da yer almayan yeni bir hüküm olup, kefilin asla taahhüt ettiği azami miktarın üzerinde sorumlu tutulamayacağını açıkça ortaya koymaktadır. Azami miktar, kefilin kefalet borcundan doğan tüm yükümlülüklerini kapsayan üst sınır niteliğindedir; dolayısıyla asıl borç, faiz, temerrüt faizi, takip masrafları ve diğer kalemler bir arada bu azami miktarı aşamaz. Yargıtay, azami miktarın emredici nitelikte olduğunu, sözleşmeyle kefilin bu sınırı aşacak biçimde sorumlu tutulamayacağını istikrarlı biçimde kabul etmektedir. Maddenin ikinci fıkrası, aksi sözleşmede kararlaştırılmamışsa kefilin azami miktarla sınırlı olmak üzere sorumlu olacağı kalemleri üç bent halinde saymaktadır. Birinci bent uyarınca kefil, asıl borç ile borçlunun kusur veya temerrüdünün yasal sonuçlarından sorumludur; yani asıl borç yanında temerrüt faizi, tazminat gibi kalemler de kefaletin kapsamına dahildir. İkinci bent, alacaklının kefile onun borcu ödeyerek yapılmalarını önleyebileceği uygun bir zaman önce bildirmesi koşuluyla, borçluya karşı yönelttiği takip ve davaların masrafları ile gerektiğinde rehinlerin kefile tesliminin ve rehin haklarının devrinin sebep olduğu masrafları düzenlemektedir. Bu hüküm, alacaklının kefile önceden bildirim yapma yükümlülüğünü öngörmekte; bildirim yapılmaksızın yapılan masraflardan kefil sorumlu tutulamamaktadır. Yargıtay uygulamasında bildirim yükümlülüğünün ihlali halinde takip masraflarının kefilden talep edilemeyeceği benimsenmektedir. Üçüncü bent, işlemiş bir yıllık ve işlemekte olan yıla ait akdi faizler ile gerektiğinde tahvil karşılığında ödünç verilen anaparanın işlemiş bir yıllık ve işlemekte olan yıla ait faizlerinden kefilin sorumlu olduğunu hükme bağlamaktadır. Bu düzenleme, kefilin faiz yükünün sınırsız biçimde büyümesini önlemek amacıyla getirilmiş olup, yalnızca son bir yılın ve içinde bulunulan yılın faizinin kefalet kapsamında olacağını ifade etmektedir. Daha önceki yıllara ait birikmiş faizlerden kefil kural olarak sorumlu değildir. Bu ikinci fıkradaki sayılanlar, taraflar aksini kararlaştırmadıkça geçerli olup, nisbi emredici niteliktedir; sözleşmeyle daraltılabilir ancak tamamen kaldırılamaz. Maddenin üçüncü fıkrası, sözleşmede açıkça kararlaştırılmamışsa kefilin borçlunun sadece kefalet sözleşmesinin kurulmasından sonraki borçlarından sorumlu olacağını öngörmektedir. Bu düzenleme, 818 sayılı Kanun’da yer almayan yeni bir hüküm olup, kefaletin geçmişe etkili olmadığı ve kefilin önceki borçları kefalet kapsamına dahil etmek için açık iradesinin gerektiği kabul edilmiştir. Dolayısıyla bankanın, kefaletten önceki borçlardan kefili sorumlu tutabilmesi için sözleşmede buna ilişkin açık hüküm bulunmalıdır. Maddenin dördüncü ve son fıkrası, kefilin asıl borç ilişkisinin hükümsüz hale gelmesinin sebep olduğu zarardan ve ceza koşulundan sorumlu olacağına ilişkin anlaşmaların kesin olarak hükümsüz olduğunu hükme bağlamaktadır. Bu hüküm, 818 sayılı Kanun’da ve kaynak İsviçre Borçlar Kanunu’nda bulunmayan tamamen özgün bir düzenleme olup, kefaletin fer’i niteliğini pekiştirmekte ve asıl borcun geçersiz olması halinde kefili bundan kaynaklanan tazminat yükünden korumaktadır. Uygulamada bankaların genel kredi sözleşmelerinde yer alan ‘kredi sözleşmesinin hükümsüzlüğü halinde dahi kefilin sorumluluğu devam eder’ yönündeki kayıtlar, bu hüküm karşısında kesin geçersizdir.
