TBK 602. Madde
Çalışanlara süreli olmayan kefalette kefil, her üç yılda bir, ertesi yılın sonunda geçerli olmak üzere sözleşmeyi feshettiğini bildirebilir.
TBK 602. Madde Gerekçesi
Tasarının tek fıkradan oluşan 602 nci maddesinde, çalışanlara süreli olmayan kefaletin sona erdirilmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 495 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan “IV. Memur ve müstahdem hakkında kefalet” şeklindeki ibare, Tasarıda “V. Çalışanlara kefalette” şekline dönüştürülmüştür.
Maddede, 818 sayılı Borçlar Kanununun 495 inci maddesinde kullanılan “Resmî bir memur” ve “bir müstahdem” sözcüklerini kapsamak üzere Tasarıda “çalışanlar” sözcüğü kullanılmış ve bu suretle, 818 sayılı Borçlar Kanununun 495 inci maddesinin iki fıkrası tek fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 512 nci maddesi göz önünde tutulmuştur.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 602. maddesi, bir çalışanın işverenine karşı doğacak borçlarını güvence altına almak amacıyla kurulan süreli olmayan kefalet sözleşmelerinde kefilin sözleşmeyi tek taraflı feshetme hakkını düzenlemekte olup, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 495. maddesinin karşılığını oluşturmaktadır. Mülga Kanun’un kenar başlığında yer alan ‘memur ve müstahdem hakkında kefalet’ ibaresi, günümüzün çalışma ilişkileri terminolojisine uygun biçimde ‘çalışanlara kefalette’ şeklinde yenilenmiş, hem kamu görevlileri hem özel sektör çalışanları tek kavram altında toplanmıştır. Kaynak İsviçre Borçlar Kanunu’nun 512. maddesiyle paralel düzenlenen bu hüküm, kefili koruma ilkesinin istihdam ilişkisine özgü bir yansımasıdır.
Hüküm, iş ve hizmet ilişkilerinde verilen kefaletlerin çoğu zaman uzun süreli nitelik taşıdığı, bu durumun da kefili sürekli ve ağır bir risk altında bıraktığı gerçeğinden hareket etmektedir. Bir çalışanın işverene karşı işi nedeniyle doğabilecek zararlarından sorumlu olmak üzere verilen kefalet, genellikle çalışanın mesleki faaliyeti boyunca süren bir taahhüt niteliği taşır. Bu tür sözleşmelerin açık ve belirli bir süreye bağlanmadığı hâllerde kefilin ömür boyu sorumluluk altında kalma tehlikesi doğmakta, özellikle yakın akraba veya arkadaşlık ilişkisine dayalı kefaletlerde ciddi hak kayıpları meydana gelebilmektedir. Kefalet çoğu zaman işe başlama koşulu olarak dayatılmakta, kefil çalışanın yakınlık hissi nedeniyle taahhüdün kapsamını ve süresini yeterince değerlendirememektedir. 602. madde, bu sakıncayı gidermek amacıyla kefile belirli aralıklarla sözleşmeden çıkma imkânı sunmakta ve böylece sözleşmenin kurulma aşamasındaki irade zayıflığını ileri aşamalarda telafi etmektedir.
Maddenin getirdiği rejime göre kefil, her üç yılda bir, ertesi yılın sonunda geçerli olmak üzere sözleşmeyi feshettiğini bildirebilir. Böylece kefil, sözleşmenin kurulmasından itibaren üç yıllık bir asgari bağlılık süresini tamamladıktan sonra fesih iradesini ortaya koyabilir; ancak bu fesih, bildirimin yapıldığı yılın değil, ertesi yılın sonunda hüküm doğurur. Bu yapı, hem kefilin uzun süreli bağlılıktan kurtulmasını hem de işverenin yeni bir teminat aramak için makul bir süreye sahip olmasını sağlamakta, böylece tarafların menfaatleri arasında denge kurulmaktadır. Fesih bildirimi herhangi bir şekle tabi değildir; ancak ispat kolaylığı bakımından yazılı biçimde, tercihen noter aracılığıyla yapılması uygulamada yerleşmiştir. Fesih tek taraflı ve bozucu yenilik doğuran bir irade beyanıdır; alacaklıya ulaştığı anda geçerlilik kazanır ve kabulüne ihtiyaç göstermez.
Yargıtay içtihatları bakımından 602. madde, özellikle bankalar ile müşterileri arasındaki istihdam ilişkisinde veznedar, muhasebeci veya mal sorumlusu gibi görevlere ilişkin kefaletlerde önem kazanmıştır. Yüksek Mahkeme, kefilin üç yıllık bağlılık süresini doldurmadan verdiği fesih bildirimlerinin hüküm doğurmayacağını, süre dolduktan sonra ise feshin ertesi yılın sonunda kendiliğinden sonuç doğuracağını kabul etmektedir. Ayrıca fesih tarihinden önce doğmuş bulunan borçlardan kefilin sorumluluğunun devam edeceği, ancak fesih tarihinden sonra doğan borçlardan sorumlu tutulamayacağı yerleşik uygulamadır. Bu ayrımın isabetli yapılabilmesi için zararın doğduğu tarihin açıkça belirlenmesi ve işverenin zararı fesihten sonra tespit etmesinin kefilin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağının gözetilmesi gerekir.
Yeni işe alınan çalışanlar için kefalet sözleşmelerinde ise TBK 583. maddedeki yazılı şekil, el yazılı miktar belirtme ve eşin rızası gibi geçerlilik koşullarının da birlikte gözetilmesi gerekmektedir. Fesih hakkının sözleşmeyle kaldırılması veya üç yıllık sürenin uzatılması, kefili koruyan emredici düzenlemelere aykırılık oluşturur ve geçersiz sayılır. Düzenleme, çalışanların mali sorumluluk sigortası gibi modern güvence araçlarının yaygınlaşmasıyla göreli önemini azaltmış olsa da, hâlâ sıkça başvurulan bir kefalet türü için asgari korumayı sağlamaya devam etmektedir.
