Zor durumdayken imzalanan ve kural olarak edimleri açıkça dengesiz olan bir sözleşme, zarar görenin zayıf durumunu sömürerek haksız sonuçlar doğurur. Hukuk düzeni, bir tarafın bilgisizliğinin veya çaresizliğinin kötüye kullanılması suretiyle kurulan bu tür dengesiz ilişkileri engellemek amacıyla aşırı yararlanma kurumunu düzenler. Açık oransızlık; zarar görenin zor durumundan, düşüncesizliğinden veya deneyimsizliğinden yararlanılarak yaratılmışsa gabin davası gündeme gelebilir. Sözleşme özgürlüğü sınırsız olmadığından, zayıf taraf bu hükümlere dayanarak mahkemeden koruma talep eder. Bu bağlamda zarar gören kişi, durumun özelliğine göre haksız uçurumun dengelenmesini ister. Veya doğrudan sözleşmenin iptali yoluna giderek edimin iadesini sağlar.
Av. Mehmet Tokar tarafından hazırlanmıştır. Son güncelleme: 11 Eylül 2026.
Aşırı Yararlanma (Gabin) Nedir?
Türk Borçlar Kanunu madde 28 hükmünün kenar başlığı “Aşırı yararlanma” şeklinde ifade edilmiştir; ancak bu hukuki kurum uygulamada sıklıkla gabin olarak anılır. Düzenleme, zarar görenin zayıf durumundan yararlanılarak oluşturulan açık oransızlığa karşı ona hukuki koruma sağlar. Kanun, yalnızca karşılıklı edimler arasındaki salt rakamsal farkı ve dengesizliği değil, bu dengesizliğin bir tarafın zayıflığından faydalanılarak haksız biçimde yaratılmasını engellemeyi hedefler. Dolayısıyla, bir kişinin içinde bulunduğu zorda kalma durumunu fırsat bilerek haksız kazanç sağlayan sözleşmeler, aşırı yararlanma kapsamında değerlendirilir.
TBK m. 28 güncel kanun metni →
Aşırı Yararlanmanın Üç Kurucu Unsuru
Kanun, aşırı yararlanma kurumunun tam olarak oluşabilmesi için üç farklı kurucu unsurun olayda birlikte gerçekleşmesini zorunlu kılar. Birinci unsur, tarafların yüklendiği karşılıklı edimler arasında nesnel olarak açık bir oransızlığın bulunmasıdır. İkinci unsur, zarar gören tarafın sözleşme esnasında zor durumda kalması, düşüncesizliği veya deneyimsizliği olarak sayılır. Bu üç hâl öznel unsuru oluşturur; kanun metni gereği birinin bulunması yeterlidir. Üçüncü unsur ise, diğer tarafın ortaya çıkan bu zayıf durumdan yararlanılmak suretiyle oransızlığı bizzat gerçekleştirmiş olması, yani karşı tarafta sömürme kastının bulunmasıdır. Davada bu üç unsur bir arada bulunmadıkça gabin iddiası geçerli biçimde ileri sürülemez.
Aşırı Yararlanmada Açık Oransızlık Nasıl Ölçülür?
Kanun, edimler arasındaki farkın aşırı yararlanma sayılabilmesi için matematiksel bir oran, yüzde veya kat öngörmez. Kanun “açık bir oransızlık” ifadesini kullanır ve ölçüyü hâkimin takdirine bırakır. Hakim, somut uyuşmazlığın özelliklerini dikkate alarak tarafların yüklendiği maddi veya gayrimaddi edimleri nesnel bir yaklaşımla karşılaştırır. Mahkeme tarafından bu karşılaştırma yapılırken sözleşmenin kurulduğu andaki gerçek ve objektif değerler bütünüyle esas alınır. Sözleşme tarihinden çok sonra piyasa koşulları sebebiyle meydana gelen fiyat dalgalanmaları veya kur artışları, başlangıçtaki sözleşme dengesini açık oransızlık lehine bozmuş sayılmaz. Sözleşme kurulduktan sonra doğan olağanüstü durumlar için TBK m. 138 uygulanabilir.
TBK m. 138 güncel kanun metni →
Öznel Unsurun İlk Hâli: Zor Durumda Kalma
Zarar gören tarafın sözleşme yaparken içinde bulunduğu derin maddi sıkıntı veya acil bir yaşamsal ihtiyaç, kanunun aradığı zor durumda kalma şartını somutlaştırabilir. Kişi, ağır bir borç baskısı altında veya kendisinin yahut yakınının hayati bir sağlık sorunu nedeniyle aceleyle ve baskı altında karar vermiş olabilir. Ancak kişinin kendi içinde bulunduğu bu çaresizlik durumunu, Türk Borçlar Kanunu madde 37 kapsamında düzenlenen dışsal korkutma ile karıştırmamak gerekir. Korkutma karşı taraftan veya üçüncü kişiden gelebilir. TBK m. 38 uyarınca bir hakkın kullanılacağı tehdidiyle aşırı menfaat sağlanmışsa da korkutma kabul edilir. Aşırı yararlanmada belirleyici olan, zarar görenin zor durumundan yararlanılarak açık oransızlığın gerçekleştirilmesidir.
TBK m. 37 güncel kanun metni →
Düşüncesizlik ve Deneyimsizlik Arasındaki Fark
Öznel unsurun seçenekleri arasında yer alan düşüncesizlik ve deneyimsizlik, birbirine benzese de birbirinden tamamen ayrı hukuki hâllerdir. Düşüncesizlik, kişinin sözleşmenin kendisi için doğuracağı hukuki sonuçları hafifsemesi veya karar alırken dikkatsizce ve hafife alarak hareket etmesidir. Deneyimsizlik, kişinin genel yaşam yaşı veya mesleki konumu ne olursa olsun ortaya çıkabilir. Bu, sözleşme konusu edilen işin niteliğine göre somut bir bilgi ve tecrübe eksikliği yaşamasıdır. Bu iki hâlden birine açıkça dayanılarak mahkemede aşırı yararlanma iddiası ileri sürüldüğünde, kanundaki bir yıllık sürenin başlangıcı, kişinin düşüncesizliğini veya deneyimsizliğini öğrendiği tarihtir.
Sömürme Kastı: Diğer Tarafın Yararlanma Amacı
Kanun lafzındaki “yararlanılmak suretiyle” ibaresi, karşı tarafın zarar görenin içinde bulunduğu zayıf durumu açıkça bilerek kasten bundan kendi lehine menfaat sağlamasını ifade eder. Diğer sözleşme tarafı, zarar görenin zor durumunu, düşüncesizliğini veya piyasa deneyimsizliğini bilmeli ve bu zayıflığı kullanarak sözleşme şartlarını kendi lehine dayatmalıdır. Dengesizliği farkında olmadan yaratan taraf bakımından sömürme unsuru gerçekleşmez ve mesele aşırı yararlanma kapsamında değerlendirilemez. Salt ticari kâr amacı da aşırı yararlanmayı göstermez; zayıf durumun bilerek kullanılması hâlinde ise sömürme unsuru oluşabilir.
Aşırı Yararlanmada Zarar Görenin İki Seçimlik Hakkı
TBK m. 28, zarar görene durumun özelliğine göre kullanabileceği iki seçimlik yol tanır. Birinci yol, zarar görenin sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa açıkça bildirerek ifa ettiği ediminin geri verilmesini mahkemeden istemesidir. İkinci yol, zarar görenin sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini istemesidir. İkinci seçenek olan oransızlığın giderilmesi talebi 6098 sayılı TBK ile hukukumuza girmiştir. Eski 818 sayılı Borçlar Kanunu madde 21 bu ayakta tutma hakkını tanımıyordu. Dolayısıyla sözleşme derhal ve kendiliğinden geçersiz olmaz, aksine zarar görene yeni seçimlik haklar doğar.
Aşırı Yararlanmada Davacı Sıfatı
Davacı sıfatı, kanunun tanıdığı seçimlik hakları kullanma yetkisini elinde bulunduran ve sözleşme sebebiyle menfaati doğrudan zarar gören tarafa aittir. İşlemin niteliğine göre zorda kalarak veya deneyimsizlik neticesinde malvarlığında eksilme yaşayan kişi, bizzat gabin davası açarak hakkını talep edebilir. Zarar görenin ölümü hâlinde hakkın mirasçılara geçişi, hakkın niteliği ve somut talep dikkate alınarak değerlendirilir. Bu sayede mirasçılar da süresi içinde murislerinin iradesini sakatlayan aşırı yararlanma nedenine dayanarak mahkemeden koruma isteyebilir.
Gabin Davasında Davalı Sıfatı
Dava yöneltilirken davalı sıfatı, zarara uğrayan tarafın sömürülmesinden haksız yarar sağlayan sözleşmenin diğer tarafına aittir. Davalı, somut sömürme kastını taşıyan ve karşı tarafın zor durumunu istismar eden asli kişidir. Davalının ölümü hâlinde taraf sıfatının mirasçılara geçip geçmeyeceği, ileri sürülen talebin niteliğine göre belirlenir. Sözleşme konusu bir mal üçüncü bir kişiye devredilmişse, davalı sıfatının kime yöneltileceği hususu, o üçüncü kişinin iyiniyetli olup olmadığına göre değişiklik gösterir.
Sözleşmenin İptali veya Oransızlığın Giderilmesi Nasıl İstenir?
Zarar gören taraf kural olarak sözleşme ile bağlı olmadığını tek taraflı açıklar. Bu bozucu yenilik doğuran iradesini bir bildirim yoluyla diğer tarafa usulüne uygun şekilde iletir. Bu bozucu bildirim karşı tarafa ulaştığı anda hukuki sonuç doğurur. Ancak taraflar arasında malın iadesi konusunda uyuşmazlık çıkarsa, hakkın icrası için gabin davası açılır. Mahkemede ileri sürülen talep, kişinin önceden seçtiği yola göre şekillenir. Zarar gören, sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirerek verdiği edimin geri verilmesini isteyebilir. Ya da ayakta kalan sözleşmedeki haksız oransızlığın hakim tarafından giderilmesini ister.
Aynen İade İmkânsızlaşırsa Ne Olur?
Zarar görenin açtığı davada sözleşmenin iptali ile birlikte kendi verdiği edimin aynen iadesini istemesi temel kuraldır. Ancak devredilen taşınmaz veya taşınır mal, davalı tarafından üçüncü bir kişiye satılmış veya herhangi bir sebeple yok olmuşsa, aynen iade fiziken imkânsızlaşabilir. Böyle bir tabloda, zarar görenin aynen iade talebi kendiliğinden ortadan kalkmaz. Aynen iade mümkün değilse uygulanacak bedel, somut olayın özelliklerine ve iade hükümlerine göre belirlenir. Aynen iade mümkün değilse mahkeme, uygun bedelin ödenmesine karar verebilir.
Üçüncü Kişinin Durumu ve İyiniyet
Sözleşme konusu malın haksız çıkar sağlayan davalı tarafından bir başka üçüncü kişiye devredilmesi ihtimalinde, bu üçüncü kişinin hukuki konumu büyük önem taşır. Üçüncü kişi, davalı ile davacı arasındaki ilk sözleşmede bir aşırı yararlanma olgusunun bulunduğunu hiçbir şekilde bilmiyorsa ve bilmesi de gerekmiyorsa iyiniyetli sayılır. Taşınmazda TMK m. 1023 uyarınca tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanan üçüncü kişinin kazanımı korunur. Taşınırda ise TMK’nın zilyetliğe ilişkin ayrı şartları aranır. Üçüncü kişinin kazanımı korunuyorsa davacı, ilk sözleşme tarafına karşı parasal taleplerini ileri sürebilir.
Aşırı Yararlanmada Sürelerin Hesaplanması
TBK m. 28’in ikinci cümlesi iki süre öngörür. Zarar gören seçimlik hakkını bir yıl içinde kullanır. Bu süre genel olarak sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yılla sınırlı tutulmuştur. Kanunda öngörülen bir yıllık sürenin başlangıcı, davacının dayandığı öznel hâle göre farklılık gösterir. Düşüncesizlik veya deneyimsizlik iddiası hâlinde bir yıllık süre kişinin bu zayıflığı öğrendiği tarihten itibaren başlar. Zor durumda kalma iddiasında ise kanuni süre, davacıyı kısıtlayan bu zor durumun tamamen ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlar. Her iki ihtimalde de üst sınır niteliğinde olan beş yıllık süre, doğrudan işlemin ve sözleşmenin kurulduğu andan itibaren kesin olarak hesaplanır.
Aşırı Yararlanma ile İrade Bozukluğu Farkı
Yanılma, aldatma ve karşı tarafın tehdit ettiği korkutma hâlleri aşırı yararlanmadan bağımsızdır. Bunlar klasik irade bozukluğu hâlleridir ve Türk Borçlar Kanunu madde 39 hükmüne tabidir. İrade bozukluklarının tümünde sözleşmeyi iptal için kanunen bir yıllık süre söz konusudur; ancak oradaki düzenlemede beş yıllık mutlak bir üst sınır kanunda yoktur. Aşırı yararlanmada edimler arasındaki somut ve açık oransızlık vazgeçilmez kurucu unsurdur. İrade bozukluklarında da yanılma, aldatma veya korkutma için TBK’da öngörülen kendi şartlarının gerçekleşmesi gerekir.
TBK m. 39 güncel kanun metni →
Aşırı Yararlanma ile Kesin Hükümsüzlük Farkı
TBK m. 27 bazı durumları kesin olarak hükümsüz sayar. Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine veya kişilik haklarına aykırılık böyledir. Kesin hükümsüzlükte sözleşme baştan itibaren ölü doğar ve şeklen kurulmuş olsa bile hukuken hiçbir hüküm ifade etmez. Hâlbuki aşırı yararlanma süreci bundan tamamen farklıdır. İşlem esnasında sözleşme hukuken geçerli şekilde kurulur ve ayakta kalır. Ancak zarar görene sonradan seçimlik hak doğar.
TBK m. 27 güncel kanun metni →
İspat Yükü ve Deliller
Uyuşmazlık durumunda aşırı yararlanma kurumunun unsurlarını mahkemede ileri süren taraf, bizzat bu unsurların maddi varlığını ispatlamakla yükümlüdür. Davacı taraf edimler arasındaki büyük açık oransızlığı delillerle kanıtlamalıdır. Ayrıca kendi zayıf durumunu ve karşı tarafın sömürme kastını da ispat etmelidir. Gerçek bedellerin ve tarafların yükümlülüklerinin tespit edilmesi özel ve teknik bilgi gerektirebilir. Bu durumda mahkeme HMK m. 266 uyarınca bilirkişi incelemesine başvurabilir. Ancak unutulmamalıdır ki, somut olayın aşırı yararlanma boyutuna ulaşıp ulaşmadığına dair hukuki değerlendirmeyi bizzat hakim yapar.
Kapsam Sınırları ve Tüketici İşlemleri
Bu kurum borçlar hukuku kapsamındaki tüm karşılıklı sözleşmelere kural olarak uygulanabilse de bazı özel kanun hükümleri kendi içinde farklı sınırlar çizer. Eğer konu bir tüketici işlemi niteliği taşıyorsa, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun uyarınca haksız şartlara ilişkin özel düzenlemeler somut olaya ayrıca uygulanabilir. Dolayısıyla, salt aşırı yararlanma hükümleri yerine tüketicinin korunması mevzuatındaki tüketici lehine daha koruyucu hükümler gündeme gelebilir. İki ayrı kanuni rejim birbirine karıştırılmadan, somut ticari veya kişisel ilişkinin türüne göre doğru hüküm üzerinden dava yürütülmelidir.
Görevli Mahkeme, Yetki, Değer ve Harç
Gabin davası açıldığında görevli mahkeme kural olarak uyuşmazlığın temelindeki hukuki ilişkinin niteliğine göre şekillenerek belirlenir. İşlem sıradan bireyler arasındaysa genel görevli mahkeme sıfatıyla asliye hukuk mahkemesi uyuşmazlığı esastan çözer. Tarafların her ikisi de tacir statüsünde olup dava bütünüyle ticari nitelik taşıyorsa görevli yer asliye ticaret mahkemesidir. Uyuşmazlık açıkça bir tüketici işlemiyse görevli mahkeme tüketici mahkemesidir. Genel yetki HMK m. 6, sözleşmesel yetki HMK m. 10’a göre belirlenir. Taşınmazın aynına ilişkin taleplerde ise HMK m. 12’deki kesin yetki uygulanır. Dava değeri, iadesi istenen malın dava tarihindeki objektif sürüm değerine göre hesaplanabilir. Veya aradaki bedel farkına göre hesaplanır ve davacı nispi harç öder.
Arabuluculuk Dava Şartı Mıdır?
Aşırı yararlanma iddiasıyla açılan davalarda arabuluculuk dava şartının zorunlu olup olmadığı, davacının seçtiği mahkeme yoluna ve yönelttiği talebe göre farklılık gösterir. Uyuşmazlık bir miktar paranın ödenmesi talebini içeriyorsa veya ticari nitelikteyse kurallar değişebilir. Dava şartı arabuluculuk, uyuşmazlığın ilgili özel kanunda zorunlu arabuluculuk kapsamına alınmış olmasına bağlıdır. Davacı, tapu iptali ve tescili talebinde bulunuyorsa arabuluculuk şartı o davanın niteliğine göre ayrıca değerlendirilir. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu hükümleri okunarak ve davanın mahiyetine bakılarak sürece başlanması, usuli ret kararlarının önüne geçer.
Geçici Koruma: İhtiyati Tedbir ve Tapu Şerhi
Zarar gören taraf davasını açtığında, yargılama süreci uzun sürebileceğinden kendi menfaatini güvence altına alacak geçici koruma önlemlerine şiddetle ihtiyaç duyar. İhtiyati tedbir talebi, mahkeme sonlanana kadar ihtilaflı taşınır veya taşınmaz malın üçüncü kişilere devrinin engellenmesi amacıyla doğrudan mahkemeden istenir. TMK m. 1010 uyarınca çekişmeli hakların korunmasına ilişkin mahkeme kararı tapu kütüğüne şerh verilebilir. Devir yasağı ise ancak ihtiyati tedbir kararının kapsamına göre doğar. Mahkeme, davacının iddialarının ciddiyetini ve yaklaşık ispat kuralını gözeterek bu geçici koruma taleplerini dava başlarken veya dava süresince değerlendirip karara bağlar.
Terditli Talep ve Hükmün Sonuçları
Zarar gören, davasını açarken hukuki imkânlarını geniş tutmak amacıyla mahkemeye terditli, yani kademeli bir talep zinciri sunabilir. Davacı öncelikle asıl talep olarak sözleşmenin iptali ve edimin aynen iadesini ister. Şayet mahkeme iptal talebini yerinde bulmazsa fer’i talep olarak oransızlığın giderilmesi istenir. Her iki talep de TBK m. 28’deki kurucu unsurların gerçekleşmesini gerektirir. Mahkeme iddiayı kabul ederse, davalının haksız kazanımının iadesine veya edimlerin dengelenmesine karar verir, böylece adalet tesis edilir. Davanın reddi hâlinde ise sözleşme ilk hâliyle tamamen geçerliliğini korumaya devam eder ve kaybeden davacı yargılama giderlerine katlanır.
Sözleşme İptali Sebeplerinin Karşılaştırma Tablosu
| Kurum | Kurucu Unsur | Süre | Dayanak |
|---|---|---|---|
| Aşırı Yararlanma (Gabin) | Açık oransızlık, zor durum/deneyimsizlik, sömürme kastı | Öğrenme/kalkma anından 1 yıl, her hâlde 5 yıl | TBK m. 28 |
| Yanılgı (Hata) | İradenin sözleşme kurulurken esaslı biçimde sakatlanması | Öğrenme anından itibaren 1 yıl | TBK m. 30 vd. |
| Aldatma (Hile) | Karşı tarafça kasıtlı olarak gerçeğe aykırı izlenim yaratılması | Öğrenme anından itibaren 1 yıl | TBK m. 36 |
| Korkutma (İkrah) | Kişinin hukuka aykırı ağır bir tehlike ile baskı altına alınması | Etkinin ortadan kalktığı andan itibaren 1 yıl | TBK m. 37 |
| Kesin Hükümsüzlük | Emredici kurallara, genel ahlaka, kamu düzenine aykırılık | Süreye tabi değildir, ilgililerce her zaman ileri sürülür | TBK m. 27 |
Sonuç
Zor durumdayken imzalanan ve edimleri açıkça dengesiz olan sözleşmeler hukuki denetime açıktır. TBK m. 28 uyarınca aşırı yararlanma müessesesi ile kontrol altına alınarak mağduriyetler önlenir. Bir tarafın zayıflığının diğer tarafça sömürülmesi sonucu kurulan bu sözleşmeler hatalıdır. Açık bir oransızlık içerdiği takdirde somut zarar görene kanuni seçimlik haklar verir. Zarar gören kişi ya sözleşme ile bağlı olmadığını bildirip sözleşmenin iptali yönünde harekete geçer. Ya da bizzat oransızlığın giderilmesini talep ederek sözleşmeyi ayakta tutar. Hangi yolun bizzat seçileceği, tamamen zarar görenin menfaatine ve ihtilaflı edimin piyasa niteliğine göre şekillenir.
Bağlı olmama seçeneği bildirimle kullanılır; iade konusunda uyuşmazlık çıkarsa gabin davası açılır. Kanun bu hakkın kullanımını iki süreye bağlar. Düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrenen ya da zor durumu ortadan kalkan taraf, bir yıl içinde harekete geçmelidir. TBK m. 28 uyarınca her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl geçtikten sonra bu hak kullanılamaz. Aşırı yararlanma, irade bozukluğu ve kesin hükümsüzlük hâllerinden yapısal olarak farklı sonuçlar doğurur. Bu kurum aşırı oransızlık mağdurları için adil bir sözleşme dengesi kurar.
Sık Sorulan Sorular
Gabin davasında sözleşme kesin olarak hükümsüz müdür?
Aşırı yararlanma durumunda ihtilaflı sözleşme kesin hükümsüz sayılmaz. Kanun, zarar görene açık oransızlığın hukuken giderilmesini isteme veya bizzat sözleşmeyi sonlandırma hakkı tanıyarak, talep hâlinde sözleşmeyi ayakta tutma imkânı verir.
Aşırı yararlanma hâlinde iptal hakkı kaç yıl içinde kullanılmalıdır?
Zarar gören mağdur taraf, bu hakkını zayıflığını öğrendiği ya da zor durumun ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde kullanmalıdır. Her hâlükârda doğrudan sözleşmenin kurulmasından itibaren toplam beş yıl içinde bu iptal hakkı düşer.
Fiyatın piyasaya göre çok düşük olması gabin sayılması için yeterli midir?
Salt fiyat düşüklüğü yani ticari oransızlık tek başına yeterli bir sebep asla değildir. Ayrıca zarar görenin zor durumu, düşüncesizliği veya deneyimsizliği bulunmalı ve karşı taraf bundan yararlanarak oransızlığı gerçekleştirmiş olmalıdır.
Aşırı yararlanmada zorunlu arabuluculuk şartı var mıdır?
Gabin davası eğer doğrudan bir miktar paranın ödenmesini veya değer iadesini içeriyorsa, hukuki ihtilafa dava şartı arabuluculuk kuralları uygulanabilir. Ancak sırf tapu veya sözleşmenin iptali talepli bazı özel davalarda doğrudan ilgili mahkemeye başvurulur.



