TBK 28. Madde
I. Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir.
II. Zarar gören bu hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde kullanabilir.
TBK 28. Madde Gerekçesi
Tasarının iki fıkradan oluşan 28 inci maddesinde, aşırı yararlanma koşulları, zarar görenin bu koşullar gerçekleşince, ifa ettiği edimi nasıl ve hangi süre içinde geri alabileceği ile söz konusu sürenin başlangıç ânı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 21 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan “III. Gabin” şeklindeki ibare, Tasarının 28 inci maddesinde, “III. Aşırı yararlanma” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanunundan farklı olarak maddenin birinci fıkrasında, aşırı yararlanma durumunda zarar görene, sözleşmeyle bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini isteme yanında, sözleşmeyle bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteme hakkı da tanınmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 21 inci maddesinde öngörülen bir yıllık süre, Tasarının 28 inci maddesinin ikinci fıkrasında yeniden düzenlenmiştir. Buna göre, aşırı yararlanmanın söz konusu olduğu bir sözleşmede zarar gören, sözleşmeyle bağlı olmaktan kurtulmak ya da oransızlığın giderilmesini sağlamak istiyorsa, bu hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her iki durumda da sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak on yıllık hak düşürücü süreler içinde kullanabilecektir.
Maddenin ikinci fıkrasında, bir yıllık sürenin, sözleşmenin kurulduğu tarihten değil; öğrenme veya zor durumun ortadan kalktığı tarihten başlaması kabul edilmiştir. Ayrıca, zarar görenin sözleşmeyle bağlı olmama iradesini diğer tarafa açıklayabileceği on yıllık azamî (mutlak) bir süre öngörülmüş ve bu sürenin başlangıcı, bütün durumlarda sözleşmenin kurulduğu tarih olarak benimsenmiştir. Öte yandan, öğretide ileri sürülen görüşlere uygun olarak, aşırı yararlanmanın söz konusu olduğu bir sözleşmede zarar görenin, her zaman sadece sözleşmeyle bağlı olmaktan kurtulması yerine, oransızlığın giderilmesini istemek suretiyle sözleşmeyle bağlılığını sürdürmesi olanağı da tanınmıştır.
Açıklama
TBK md. 28, sözleşme özgürlüğünün adaletsiz sonuçlara varmasını engelleyen ve zayıf tarafı koruyan önemli bir müdahale hükmüdür. İki fıkradan oluşan madde, "laesio enormis" (aşırı zarar) doktrinini modern ihtiyaçlara uyarlayarak düzenler. Düzenleme, orantısızlığı ve kötüye kullanma unsurunu birlikte değerlendirerek zarar gören tarafa iki farklı seçim hakkı tanır.
Birinci fıkraya göre aşırı yararlanmadan söz edilebilmesi için üç koşulun bir arada gerçekleşmesi gerekir. Birincisi karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık bulunmalıdır. Oransızlık, piyasa değeri ile sözleşme bedeli arasındaki belirgin uyumsuzluktur. Hakim oransızlık değerlendirmesini objektif kriterlerle yapar; piyasa fiyatları, muadil ürünler, ticari teamüller dikkate alınır.
İkincisi oransızlığın sübjektif bir kökeni olmalıdır. Zarar gören tarafın zor durumda kalmış olması, düşüncesizliği ya da deneyimsizliği bu kökeni oluşturur. Zor durum; ekonomik sıkıntı, ivedilikle para ihtiyacı, sağlık problemleri gibi nedenlerle bağımsız karar verme yetisinin zayıfladığı hâldir. Düşüncesizlik; gerekli değerlendirmeyi yapmadan, aceleci davranarak sözleşme yapmaktır. Deneyimsizlik; işin içinden gelmemiş olmak, gerekli piyasa bilgisine sahip olmamaktır.
Üçüncüsü yararlanma unsuru aranır. Diğer tarafın zarar görenin bu zayıf konumundan yararlanmış olması gerekir. Bu koşul karşı tarafın kötüniyetli olduğunu gösterir; yalnızca iyi bir pazarlık yapmak yeterli değildir.
Koşulların birleşimi gerçekleştiğinde zarar görene iki seçim hakkı tanınır. Birinci seçenek sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini istemektir. Bu, sözleşmeden tamamen kurtulma hakkıdır. Taraflar arasında ifa edilen edimler iade edilir; hiç sözleşme yapılmamış gibi bir durum oluşur. İkinci seçenek sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini istemektir. Bu, sözleşmenin içeriğine müdahale etme hakkıdır; hakim oransızlığı kaldıracak biçimde sözleşmeyi ayarlar.
İki seçenek arasında tercih zarar görene aittir. Sözleşmenin devam ettirilmesinde menfaati varsa (malın ona yarayacağı, başka yerden temin etmenin güç olduğu durumlar) oransızlığın giderilmesini tercih eder. Aksi hâlde ediminin iadesini ister.
İkinci fıkra süre sınırlamaları getirir. Zarar gören hakkını düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl içinde kullanmak zorundadır. Zor durumda kalmada ise bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıllık süre işler. Her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıllık azami süre söz konusudur; bu süre hiçbir koşulda aşılamaz.
Hukuki nitelik bakımından TBK md. 28, sözleşmenin geçersizliği değil, iptali rejimi öngörür. Sözleşme başlangıçta geçerlidir; zarar gören hakkını kullanarak geriye etkili olarak iptal edebilir veya ayarlanmasını isteyebilir. Bu yaklaşım, tarafların hukuki güvenini ve sözleşme özgürlüğünü korur.
Uygulamada aşırı yararlanma hükmü sıkça gündeme gelir. Özellikle ekonomik zorluk dönemlerinde yapılan gayrimenkul satışlarında, acil para ihtiyacıyla yapılan kredi ve ödünç işlemlerinde, tecrübesiz gençlerle yapılan ticari sözleşmelerde maddenin uygulama alanı geniştir.
Doktrinde aşırı yararlanmanın ispatı konusu önem taşır. Üç koşulun da ispatı zarar gören üzerindedir; ancak açık oransızlık tespit edildiğinde kötüniyet karinesi lehine değerlendirmeler yapılabileceği savunulur. Yargıtay kararlarında oransızlığın açık ve belirgin olması, en az %50 seviyesinde piyasa değerinin altında kalma gibi ölçütler geliştirilmiştir.
