TMK 25. Madde
(1) Davacı, hâkimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini isteyebilir.
(2) Davacı bunlarla birlikte, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması isteminde de bulunabilir.
(3) Davacının, maddî ve manevî tazminat istemleri ile hukuka aykırı saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan kazancın vekâletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine verilmesine ilişkin istemde bulunma hakkı saklıdır.
(4) Manevî tazminat istemi, karşı tarafça kabul edilmiş olmadıkça devredilemez; miras bırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez.
(5) Davacı, kişilik haklarının korunması için kendi yerleşim yeri veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde dava açabilir.
TMK 25. Madde Gerekçesi
Yürürlükteki Kanunun 24/a maddesini karşılamaktadır. Madde yürürlükteki Kanuna 3444 sayılı Kanunla konulmuş yeni bir hükümdür. Maddenin aslı İsviçre Medenî Kanununun 1985 tarihinde yürürlüğe giren yeni 28 a maddesidir. Maddenin birinci fıkrasında zarar ve kusur koşullarını gerektirmeyen saldırı tehlikesinin önlenmesi, saldırıya son verilmesi ve tespit davaları düzenlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, birinci fıkrada yer alan davalarla birlikte davacıya, mahkemece verilen düzeltmenin (tekzibin) ya da kararın “üçüncü kişilere bildirilmesi” veya “kararın yayımını” isteme hakkı tanınmıştır. Yürürlükteki maddenin üçüncü fıkrası “Manevî tazminat talebi karşı tarafça kabul edilmedikçe devredilemez, ancak miras yoluyla intikal eder.” şeklindedir. Madde bu şekliyle manevî tazminat istemlerinin hak sahibi tarafından ileri sürülmemesine rağmen ölümü hâlinde mirasçılarına intikal etmesini kabul etmiştir. Böyle bir çözüm tarzının manevî tazminat istemlerinin niteliğiyle bağdaştırılması mümkün değildir. Zira manevî tazminat istemleri ileri sürülmediği sürece kişilik hakkına yönelik saldırıdan elde edilen kazancın istem hakkının başkasına intikal etmesi düşünülemez. Böyle bir istem ileri sürüldükten sonra, malvarlığı niteliği kazanabilir ve miras yoluyla intikal edebilir. Nitekim bu gerçeği göz önünde tutan İsviçre Medenî Kanunu da 93 üncü maddesinin ikinci fıkrasında manevî tazminat isteminin ileri sürülmedikçe miras yoluyla intikal edemeyeceğini kabul etmektedir. Buna uygun olarak maddenin dördüncü fıkrası yeniden kaleme alınıp, değiştirilmiştir. Bu değişiklik sonucu olarak manevî tazminat istemlerinde iki nitelik önemle vurgulanmıştır: a) Manevî tazminat istemlerinin bir başkasına devredilebilmesi için, bundan sorumlu olan kişi ya da kişilerin bu istemi kabul etmeleri gerekir. b) Manevî tazminat istemlerinin miras yoluyla mirasçılara geçebilmesi için, kişilik hakları saldırıya uğrayan kişinin tazminat istemini ileri sürmüş olması gerekir. Maddeye göre ileri sürmenin mutlaka dava yoluyla gerçekleşmesi şart olmayıp saldırıya uğrayan kişinin bunu ortaya koyan ve kanıtlanabilen hür iradesi yeterli görülmüştür. Madde bu konuda dava şartını öngören kaynak Kanundan ayrılmıştır.
Açıklama
Türk Medeni Kanunu’nun 25. maddesi, kişilik haklarına yönelik saldırılara karşı açılacak davaların tür ve esaslarını düzenleyen, TMK 24 ile birlikte kişilik hukukunun koruma rejimini oluşturan temel hükümdür. Madde, beş fıkrada; dava türlerini (önleme, son verme, tespit davaları), düzeltme-yayım taleplerini, tazminat ve kazanç iadesi istemlerini, manevi tazminatın devir ve intikal koşullarını ve yetkili mahkemeyi birlikte düzenler. Düzenlemenin aslı 1985 tarihli İsviçre Medeni Kanunu 28a maddesidir ve 1988’de 3444 sayılı Kanunla Türk hukukuna girmiştir.
Maddenin birinci fıkrası, üç tür koruyucu dava öngörür. Önleme davası (men-i müdahale), saldırı tehlikesinin önlenmesini hedefler; henüz saldırı gerçekleşmemiş ancak somut tehlike mevcutsa açılır. Son verme davası (durdurma), sürmekte olan saldırının kesilmesini sağlar; ifade özgürlüğü ile çatışan davalarda en sık başvurulan araçtır. Tespit davası, sona ermiş ancak etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının mahkemece tespit edilmesini temin eder. Bu üç dava türü zarar ve kusur koşullarını aramaz; yalnız hukuka aykırı saldırının varlığı (veya somut tehlikesi) ispatlanmalıdır. Bu özellik, kişilik haklarına özgü objektif koruma mekanizmasını kurar.
Maddenin ikinci fıkrası, mahkeme kararının etkisinin genişletilmesini sağlayan yan talepler getirir. Davacı, düzeltmenin (tekzip metninin) ya da mahkeme kararının üçüncü kişilere bildirilmesini veya yayımlanmasını isteyebilir. Özellikle basın yoluyla yapılan saldırılarda, kararın aynı yayın organında yayımlanması, sosyal medya paylaşımlarının silinmesi veya düzeltme metniyle değiştirilmesi, kararın ilgili sektörel kurumlara bildirilmesi gibi talepler bu fıkra dayanağıyla yerine getirilir. Bu mekanizma, kişilik hakkı ihlalinin dağıldığı ortamda düzeltmenin de aynı yayılımla gerçekleşmesini hedefler.
Maddenin üçüncü fıkrası, maddi-manevi tazminat ve kazanç iadesi haklarını saklı tutar. Maddi tazminat, saldırı sonucu uğranılan gerçek zararı; manevi tazminat, kişilik hakkı ihlalinin yol açtığı elem, üzüntü, itibar kaybı gibi manevi zararı karşılar. Ayrıca vekâletsiz iş görme hükümlerine (TBK 526-531) göre saldırganın elde ettiği kazancın iadesi istenebilir; özellikle ticari amaçlı kişilik hakkı ihlallerinde (izinsiz resim kullanımı, isim sömürüsü, özel yaşam ticarileştirmesi) bu yol etkilidir. Manevi tazminatın miktarı hâkim tarafından TBK 58 çerçevesinde takdir edilir.
Maddenin dördüncü fıkrası, manevi tazminatın özel hukuki niteliğini düzenler. Manevi tazminat kişiye sıkı sıkıya bağlı bir taleptir ve ancak karşı tarafın kabulüyle devredilebilir; saldırıya uğrayan kişi bu istemi ileri sürmemişse, mirasçılara geçmez. Bu düzenleme, mülga kanundan önemli bir ayrışmayı işaret eder; mülga düzenlemede manevi tazminat istemi ileri sürülmese bile mirasçılara intikal ediyordu. Yeni kural, manevi zararın kişisel karakterine uygun biçimde, saldırıya uğrayan kişinin iradesine bağlı bir hak olmasını pekiştirmektedir. İleri sürme, mutlaka dava yoluyla değil, kanıtlanabilir bir irade beyanıyla da gerçekleşebilir.
Maddenin beşinci fıkrası, yetkili mahkemeyi düzenler. Davacı dilerse kendi yerleşim yeri mahkemesinde dilerse davalının yerleşim yeri mahkemesinde dava açabilir. Bu düzenleme, HMK m.6’daki genel yetki kuralına (davalının yerleşim yeri) ek olarak davacı lehine bir seçenek sunar ve kişilik haklarının etkili korunmasını kolaylaştırır. Uygulamada TMK 25, geleneksel basın davalarından başlayarak sosyal medya ihlalleri, deep fake içerikler, kişisel veri sızıntıları, siber zorbalık, çalışan gözetimi uyuşmazlıkları gibi modern kişilik hakkı davalarının dayanağı olmaya devam etmektedir. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kararları, AİHM m.8 (özel yaşam) ve m.10 (ifade özgürlüğü) dengelemeleri, 6698 sayılı KVKK ile etkileşim içinde TMK 25, Türk özel hukukunun kişilik haklarını koruma sisteminin çok katmanlı ve dinamik omurgasını oluşturmaktadır.
