Hasta Hakları Yönetmeliği 18. Madde
I. Bilgi, mümkün olduğunca sade şekilde, tereddüt ve şüpheye yer verilmeden, hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde verilir.
II. Hasta, tıbbi müdahaleyi gerçekleştirecek sağlık meslek mensubu tarafından tıbbi müdahale konusunda sözlü olarak bilgilendirilir. Bilgilendirme ve tıbbi müdahaleyi yapacak sağlık meslek mensubunun farklı olmasını zorunlu kılan durumlarda, bu duruma ilişkin hastaya açıklama yapılmak suretiyle bilgilendirme yeterliliğine sahip başka bir sağlık meslek mensubu tarafından bilgilendirme yapılabilir.
III. Hastanın kendisinin bilgilendirilmesi esastır. Hastanın kendisi yerine bir başkasının bilgilendirilmesini talep etmesi halinde, bu talep kişinin imzası ile yazılı olarak kayıt altına alınmak kaydıyla sadece bilgilendirilmesi istenilen kişilere bilgi verilir.
IV. Hasta, aynı şikayeti ile ilgili olarak bir başka hekimden de sağlık durumu hakkında ikinci bir görüş almayı talep edebilir.
V. Acil durumlar dışında, bilgilendirme hastaya makul süre tanınarak yapılır.
VI. Bilgilendirme uygun ortamda ve hastanın mahremiyeti korunarak yapılır.
VII. Hastanın talebi halinde yapılacak işlemin bedeline ilişkin bilgiler sağlık hizmet sunucusunun ilgili birimleri tarafından verilir.
Açıklama
Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 18. maddesi, bilgilendirmenin nasıl yapılacağına dair usul kurallarını ayrıntılı biçimde düzenler. 2014 değişikliği ile genişletilen bu madde, “bilgilendirme yükümlülüğü var” demekle yetinmeyip bu yükümlülüğün nasıl yerine getirileceğini yedi fıkra boyunca somutlaştırır. Bu madde, aydınlatılmış onam doktrininin prosedürel çerçevesidir.
Birinci fıkra, bilginin “mümkün olduğunca sade şekilde, tereddüt ve şüpheye yer verilmeden, hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde” verilmesini şart koşar. “Sade şekilde” ifadesi, tıbbi jargonun hastanın anlayabileceği biçime çevrilmesini gerektirir. “Tereddüt ve şüpheye yer verilmeden” ise muğlaklığı yasaklar; “belki”, “ihtimal dahilinde” gibi ifadelerin yanında somut olasılık oranları verilmesi tercih edilmelidir. “Sosyal ve kültürel düzeye uygun” ölçütü, bilgilendirmenin kişiye özel olduğunu; standart broşür dağıtımıyla yetinilemeyeceğini belirtir.
İkinci fıkra, bilgilendirmeyi yapacak personeli tanımlar: “Hasta, tıbbi müdahaleyi gerçekleştirecek sağlık meslek mensubu tarafından tıbbi müdahale konusunda sözlü olarak bilgilendirilir.” Kural, bilgilendirmenin müdahaleyi yapacak kişi tarafından yapılmasıdır. İstisna ise aynı fıkrada düzenlenmiştir: zorunlu hâllerde, hastaya açıklama yapılmak suretiyle yetkili başka bir meslek mensubu bilgilendirme yapabilir. Bu istisna, çok büyük kurumlarda pratikte sık karşılaşılan “farklı hekim bilgilendirir, farklı hekim ameliyat yapar” uygulamalarına sınırlı meşruiyet sağlar; ancak hasta bu durumdan haberdar olmalıdır.
Üçüncü fıkra, bilgilendirmenin muhatap sorununu düzenler: “Hastanın kendisinin bilgilendirilmesi esastır.” Esas olan hastadır; yakınların bilgilendirilmesi kendi başına yeterli değildir. Hasta aksine talepte bulunursa — örneğin eşinin bilgilendirilmesini istiyorsa — bu talep “kişinin imzası ile yazılı olarak kayıt altına alınmak” kaydıyla geçerli olur. Bu düzenleme özellikle aile içinde karar alma kültürünün güçlü olduğu toplumsal yapıda önemlidir; hastanın yakınlarına bilgi verme yetkisi vermesi aktif bir tercih gerektirir.
Dördüncü fıkra, ikinci görüş (second opinion) hakkını güvence altına alır: “Hasta, aynı şikayeti ile ilgili olarak bir başka hekimden de sağlık durumu hakkında ikinci bir görüş almayı talep edebilir.” Bu hak, özellikle karmaşık veya ciddi tanılarda hastanın bilgilendirilmiş karar verme kapasitesini artıran önemli bir araçtır.
Beşinci fıkra, acil durumlar dışında bilgilendirmenin “makul süre tanınarak” yapılmasını öngörür. Ameliyat sabahı hastaya imzalatılan rıza formu, makul süre tanınmadığı için zayıf bir aydınlatma olarak değerlendirilir; Yargıtay kararları bu yönde istikrarlı bir çizgi çizmektedir. Altıncı fıkra, uygun ortam ve mahremiyet korumasını zorunlu kılar; hasta koridorlarda, başkalarının yanında, hızlıca yapılan bilgilendirmeler yasaya uygun sayılmaz. Yedinci fıkra ise işlem bedeline ilişkin bilgilerin hasta talebi halinde verilmesini düzenler; bu, finansal şeffaflığın bir gereğidir.
Uygulamada 18. madde, rıza formlarının hukuki geçerliliğini değerlendirirken referans alınır. Mahkemeler, rıza formunun imzalanmış olmasından ziyade 18. madde prosedürünün usulüne uygun olarak işletilip işletilmediğini sorgularlar. Hastanın “ben bu formu anlamadan imzaladım” iddiası karşısında kurumun bilgilendirmenin içeriği, süresi ve ortamına dair somut kanıt üretmesi gerekir.
Avukat perspektifinden 18. madde, aydınlatma yükümlülüğünün ihlali iddialarında argümanları somutlaştırır. “Hasta bilgilendirilmedi” genel iddiası yerine, “18. maddenin birinci fıkrasındaki sade anlatım yapılmadı”, “beşinci fıkradaki makul süre tanınmadı”, “altıncı fıkradaki mahremiyet korunmadı” gibi fıkra-bazlı iddialar, davayı daha güçlü bir zemine oturtur.
