Hasta Hakları Yönetmeliği 19. Madde
I. Hastanın manevi yapısı üzerinde fena tesir yapmak suretiyle hastalığın artması ihtimalinin bulunması ve hastalığın seyrinin ve sonucunun vahim görülmesi hallerinde, teşhisin saklanması caizdir.
II. Hastaya veya yakınlarına, hastanın sağlık durumu hakkında bilgi verilip verilmemesi, yukarıdaki fıkrada belirtilen şartlar çerçevesinde tabibinin takdirine bağlıdır.
III. Tedavisi olmayan bir teşhis, ancak bir tabip tarafından ve tam bir ihtiyat içinde hastaya hissettirilebilir veya bildirilebilir. Hastanın aksi yönde bir talebinin bulunmaması veya açıklanacağı şahsın önceden belirlenmemesi halinde, böyle bir teşhis ailesine bildirilir.
Açıklama
Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 19. maddesi, bilgilendirme hakkına önemli bir sınırlama getirerek tıp etiğindeki “terapötik ayrıcalık” (therapeutic privilege) kavramını hukuki norma dönüştürür. Hastanın bilgilendirilmesi kural olsa da, bazı hâllerde bilgilendirmenin zararlı olacağı öngörülebilir; bu durumda hekimin sınırlı takdir yetkisi kullanması mümkündür. Ancak bu istisna, bilgilendirme kuralını tersine çevirmez; sıkı koşullara bağlanmıştır.
Birinci fıkra, teşhisin saklanmasının koşullarını düzenler. İki koşulun birlikte bulunması aranmıştır: “hastanın manevi yapısı üzerinde fena tesir yapmak suretiyle hastalığın artması ihtimali” ve “hastalığın seyrinin ve sonucunun vahim görülmesi.” Her iki koşul da somut ve değerlendirilebilir niteliktedir; soyut “hasta üzülür” argümanı yeterli değildir. Hekim, bilgilendirmenin hastanın tıbbi durumunu objektif olarak kötüleştirme ihtimalini belirlemek zorundadır.
Bu istisnanın iki önemli sınırı vardır. Birincisi, bilgilendirme tamamen atlanmaz; saklama yalnızca “teşhis” düzeyindedir. Tedavi ve bakım süreci hakkında bilgi verilmeye devam edilir. İkincisi, saklama geçicidir; hastanın durumu stabilleşince veya tedavi sürecinde uygun bir noktaya gelince bilgilendirme yapılmalıdır. Sürekli saklama, hastanın bilgi alma hakkının tamamen yok edilmesi anlamına gelir ki bu kabul edilemez.
İkinci fıkra, bilgilendirme tercihini hastanın ailesine uzatır. “Hastaya veya yakınlarına, hastanın sağlık durumu hakkında bilgi verilip verilmemesi, yukarıdaki fıkrada belirtilen şartlar çerçevesinde tabibinin takdirine bağlıdır.” Bu fıkra dikkatli yorumlanmalıdır; 18. maddenin üçüncü fıkrası ile birlikte değerlendirildiğinde, yakınların bilgilendirilmesi için kural olarak hastanın rızası gerekir. Bu fıkra, terapötik ayrıcalık istisnasının sınırlı takdir alanında hareket eder.
Üçüncü fıkra, maddenin belki de en hassas düzenlemesidir: “Tedavisi olmayan bir teşhis, ancak bir tabip tarafından ve tam bir ihtiyat içinde hastaya hissettirilebilir veya bildirilebilir.” “Tam ihtiyat içinde hissettirme” ifadesi, klinikteki “gradual disclosure” (aşamalı açıklama) anlayışını yansıtır. Terminal hastalık teşhislerinin birden ve çıplak biçimde hastaya söylenmemesi, hastanın psikolojik ve sosyal destek mekanizmaları hazırlanırken aşama aşama iletilmesi tavsiye edilir.
Aynı fıkrada “Hastanın aksi yönde bir talebinin bulunmaması veya açıklanacağı şahsın önceden belirlenmemesi halinde, böyle bir teşhis ailesine bildirilir” ifadesi yer alır. Bu, hasta aksine talepte bulunmadığı sürece tedavisi olmayan teşhislerin aileye bildirilebileceğini düzenler. Bu hüküm, modern hasta özerkliği anlayışına göre tartışmalıdır; her hasta, “tedavisi olmayan bir teşhisim varsa önce ben bileyim” hakkına sahiptir. Uygulamada sağlık çalışanları, terminal tanıyı öncelikle hastaya iletme, hastanın aile bilgilendirmesi konusundaki tercihini alma yönünde bir eğilim taşırlar.
Modern sağlık hukuku literatüründe 19. madde eleştirilmektedir. Hastalığın “manevi yapı üzerinde fena tesir” yaratacağı tahmininin hekimin kişisel görüşüne dayandığı; bu durumun paternalist tıp anlayışını koruduğu, hasta özerkliğini zayıflattığı belirtilmektedir. Biyotıp Sözleşmesi’nin 10/2 fıkrası da “bilgi almama hakkı”nı düzenler; yani hasta isterse bilgilendirilmeyi reddedebilir. Ancak hekimin kendi kararıyla saklaması tartışmalıdır.
Avukat perspektifinden 19. madde, hem saldırı hem savunma olarak kullanılabilir. Davacı hasta veya yakını, teşhis saklandığı için geç intervene edildiğini iddia edebilir; kurumun savunması ise 19. maddeye göre istisnai saklama yaptığı yönünde olabilir. Bu iki argüman arasında hâkim, somut koşulları değerlendirecektir. Bilirkişi raporu bu değerlendirmede belirleyicidir.
