TBK ▸ Madde 106

TBK 106. Madde

I. Yapma veya verme edimi gereği gibi kendisine önerilen alacaklı, haklı bir sebep olmaksızın onu kabulden veya borçlunun borcunu ifa edebilmesi için kendisi tarafından yapılması gereken hazırlık fiillerini yapmaktan kaçınırsa, temerrüde düşmüş olur.

II. Alacaklı, müteselsil borçlulardan birine karşı temerrüde düşerse, diğerlerine karşı da temerrüde düşmüş olur.

TBK 106. Madde Gerekçesi

818 sayılı Borçlar Kanununun 90 ıncı maddesini karşılamaktadır.

Tasarının iki fıkradan oluşan 105 inci maddesinde, alacaklının temerrüdünün koşulları düzenlenmektedir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 90 ıncı maddesinin kenar başlığında kullanılan “E. Alacaklının Temerrüdünün / I. Şartları” şeklindeki ibare, Tasarıda “E. Alacaklının temerrüdü / I. Koşulları” şeklinde değiştirilmiştir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 90 ıncı maddesinde kullanılan “Yapılacak veya verilecek şey” şeklindeki ibare, Tasarıda “Yapma veya verme edimi” şeklinde; “tekaddümen kendi tarafından yapılması lâzım gelen muameleleri icradan imtina eder ise, mütemerrit addolunur.” şeklindeki ibare ise, Tasarıda “kendisi tarafından yapılması gereken hazırlık fiillerini yapmaktan kaçınırsa, temerrüde düşmüş olur.” şeklinde değiştirilmiştir.

Maddenin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Fıkraya göre, alacaklının müteselsil borçlulardan birine karşı temerrüde düşmesi, diğerlerine karşı da temerrüde düşmüş olması sonucunu doğurur. Böylece, müteselsil borçlulardan birinin usulüne uygun bir ifa önerisi, haklı bir sebep olmaksızın alacaklı tarafından reddedilirse, diğer müteselsil borçluların da aynı edimi alacaklıya yeniden ifa önerisinde bulunmaktan kurtarılmaları amaçlanmıştır.

Açıklama

Türk Borçlar Kanunu’nun 106. maddesi, alacaklının temerrüdü kurumunun koşullarını düzenleyen temel hükümdür. Alacaklının temerrüdü, borcun ifasında alacaklının kendisine düşen işbirliği yükümünü yerine getirmemesi durumunu ifade eder ve borçlu lehine önemli hukukî sonuçlar doğurur. Madde, 818 sayılı eski Kanun’un 91. maddesini karşılamakta; ikinci fıkrasında müteselsil borçlular bakımından yeni bir hüküm getirmektedir.

Birinci fıkraya göre alacaklının temerrüde düşmesi için üç temel koşul gereklidir. Birinci koşul, borçlunun usulüne uygun bir ifa önerisinde bulunmuş olmasıdır. Bu öneri gerçek ve ciddi olmalı; yer, zaman ve şekil bakımından sözleşmeye uygun olmalıdır. İkinci koşul, alacaklının haklı bir sebep olmaksızın bu öneriyi reddetmesi veya borçlunun ifa için gerekli hazırlık fiillerini yapmaktan kaçınmasıdır. Örneğin teslim adresini bildirmeme, teslim için kararlaştırılmış yerde bulunmama, ifa için gerekli belgeleri vermekten kaçınma gibi durumlar bu kapsamdadır. Üçüncü koşul ise bu tutumun haklı bir sebebe dayanmamasıdır; alacaklı, kusur teşkil etmeyen bir engel gösterirse (deprem, ağır hastalık gibi) temerrüde düşmez.

İkinci fıkra, 818 sayılı Kanun’da yer almayan yeni bir hüküm olup müteselsil borçlulara ilişkin özel bir kural getirmektedir. Buna göre alacaklı, müteselsil borçlulardan birine karşı temerrüde düşerse, diğerlerine karşı da temerrüde düşmüş sayılır. Bu hüküm, müteselsil borç ilişkisinin iç mantığına uygundur. Zira müteselsil borçluluk bir ortaklaşa sorumluluk mekanizmasıdır ve borçlulardan birinin ifa teklifinin haksız yere reddedilmesi, diğer borçluların aynı edimi yeniden teklif etme yükümlülüğünü ortadan kaldırmalıdır.

Doktrinde alacaklının temerrüdü, borçlunun temerrüdünden farklı olarak "kusur" şartı aramamaktadır. Alacaklının reddetme eylemi objektif olarak haklı sebebe dayanmıyorsa yeterlidir. Bu durum, alacaklının temerrüdünü bir "külfete aykırılık" olarak nitelendirmeye imkân vermekte; tam anlamıyla bir borç ihlali sayılmamaktadır. Yargıtay kararlarında ifa teklifinin gerçekliği ve ciddiliği titizlikle değerlendirilmekte, sadece sözlü veya mektupla yapılan soyut ifa tekliflerinin yeterli sayılmadığı belirtilmektedir.

Uygulamada alacaklının temerrüdü özellikle satım, eser ve kira sözleşmelerinde karşılaşılır. Satıcının belirlenen yer ve zamanda malı teslime hazır bulundurmasına karşın alıcının malı almaması, yüklenicinin eseri teslim ettirmek istemesine rağmen iş sahibinin kabul etmemesi, inşaat iş sahibinin sonraki proje aşamaları için onay vermemesi bu hükmün tipik uygulamalarıdır. Bu durumlarda borçlu TBK m. 107-110 hükümleri çerçevesinde tevdi, satış veya sözleşmeden dönme haklarını kullanabilir.

Kaynak: https://mehmettokar.av.tr/tbk-madde/madde-106/ — © Tokar Hukuk Danışmanlık