TBK ▸ Madde 112

TBK 112. Madde

Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.

TBK 112. Madde Gerekçesi

818 sayılı Borçlar Kanununun 96 ncı maddesini karşılamaktadır.

Tasarının tek fıkradan oluşan 111 inci maddesinde, borcun ifa edilmemesi durumunda, genel olarak giderim borcu düzenlenmektedir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 96 ncı maddesinin kenar başlığında kullanılan “A. Borcun İfa Edilmemesi / I. Borçlunun mesuliyeti / 1. Umumiyet itibariyle” şeklindeki ibare, Tasarıda “A. Borcun ifa edilmemesi / I. Giderim borcu / 1. Genel olarak” şeklinde değiştirilmiştir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 96 ncı maddesinde kullanılan “Alacaklı, hakkını kısmen veya tamamen istifa edemediği takdirde” şeklindeki ibare, Tasarıda “Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse” şekline dönüştürülmüştür.

Maddede, borçlunun borcunu hiç veya gereği gibi ifa etmemesi durumunda, alacaklının ifaya olan menfaatinin (olumlu zararının) karşılanması amaçlanmıştır.

Maddede borçlunun, “kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe” borca aykırılık nedeniyle alacaklının uğradığı zararı gidermekle yükümlü olduğu belirtilmektedir. Burada, borca aykırı davranış söz konusu olduğu için, 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 6 ncı maddesinde öngörülen genel ispat kuralından farklı olarak kusursuzluğunu ispat yükü, tazminat sorumluluğundan kurtulmak isteyen borçluya yükletilmiştir.

Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.

Açıklama

Türk Borçlar Kanunu’nun 112. maddesi, borca aykırılık hâlinde borçlunun tazminat sorumluluğunu düzenleyen temel hükümdür. Sözleşmesel sorumluluk hukukunun merkezinde yer alan bu hüküm, tüm borç ilişkilerinde borçlunun yükümlülüğünü yerine getirmemesi hâlinde alacaklıya tanınan tazminat hakkının yasal temelini oluşturmaktadır. 818 sayılı eski Kanun’un 97. maddesini karşılayan düzenleme, sözleşmeye aykırılığın sonuçlarını açık ve güçlü bir biçimde ortaya koymaktadır.

Maddenin temelinde iki koşul bulunur: Birincisi, borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemiş olması; ikincisi, bu durumun borçluya yüklenebilecek bir kusurdan kaynaklanmasıdır. "Borcun hiç ifa edilmemesi" hiç yapılmamayı, "gereği gibi ifa edilmemesi" ise eksik, geç veya kusurlu ifayı kapsar. İfa hiç gerçekleşmeyebileceği gibi, miktar olarak eksik, kalite olarak ayıplı, yer olarak yanlış veya zaman olarak geç de olabilir. Bu hâllerin tümünde borçlunun sorumluluğu söz konusudur.

Maddenin en ayırt edici özelliği, ispat yükünün düzenlenme biçimidir. Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesindeki genel ispat yükü kuralından farklı olarak, burada kusursuzluğu ispat yükü borçluya yüklenmiştir. Alacaklı sadece borcun ifa edilmediğini veya gereği gibi ifa edilmediğini ispatlamak durumundadır. Borçlu ise sorumluluktan kurtulmak için kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini kanıtlamak zorundadır. Bu ispat yükü tersine çevirme kuralı, sözleşmesel ilişkilerde alacaklıyı korumak ve borçlunun borca aykırılıktan sorumlu olmak için kusurun varlığını kanıtlayan değil, kusursuzluğunu kanıtlaması gereken taraf olmasını sağlamak amacıyla getirilmiştir.

Doktrinde kusurdan kurtulma için borçlunun ileri sürebileceği sebepler arasında mücbir sebep, beklenmedik hâl, alacaklının veya üçüncü kişinin kusuru ve imkânsızlık sayılmaktadır. Borçlunun sorumluluğu kural olarak objektif değildir; kusur esasına dayanır. Ancak kusur kavramı, sözleşmesel sorumlulukta oldukça geniş yorumlanmakta; işin gerektirdiği özeni göstermemek, teknik standartlara uymamak, gerekli öngörüyü yapmamak gibi durumlar da kusur sayılmaktadır.

Uygulamada bu madde, tüm sözleşme tipleri için temel sorumluluk kuralıdır. Satım sözleşmesinde ayıplı mal teslimi, eser sözleşmesinde teslim edilmeyen veya ayıplı imal edilen eser, vekâlet sözleşmesinde özen yükümlülüğüne aykırılık, hizmet sözleşmesinde yapılmayan iş gibi durumlar bu hüküm çerçevesinde değerlendirilir. Yargıtay, tazminatın kapsamını belirlerken olumlu zarar (menfi/müspet zarar) ayrımı yapmakta; müspet zarar hesaplanırken alacaklının sözleşmenin ifa edilmiş olması hâlinde bulunacağı durumun sağlanmasını esas almaktadır. Bu düzenleme, borç ilişkilerinde güven ortamının ve sözleşmeye bağlılık prensibinin hukukî güvencesidir.

Kaynak: https://mehmettokar.av.tr/tbk-madde/madde-112/ — © Tokar Hukuk Danışmanlık