TBK 119. Madde
I. Temerrüde düşen borçlu, beklenmedik hâl sebebiyle doğacak zarardan sorumludur.
II. Borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını veya borcunu zamanında ifa etmiş olsaydı bile beklenmedik hâlin ifa konusu şeye zarar vereceğini ispat ederek bu sorumluluktan kurtulabilir.
TBK 119. Madde Gerekçesi
818 sayılı Borçlar Kanununun 102 nci maddesinin birinci fıkrasının beklenmedik hâlde sorumluluğa ilişkin kısmı ile ikinci fıkrasını karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 118 inci maddesinde, temerrüde düşen borçlunun beklenmedik hâlde sorumluluğu ve bu sorumluluktan nasıl kurtulabileceği düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 102 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan “1. Kaza hâlinde mesuliyet” şeklindeki ibare, Tasarıda “b. Beklenmedik hâlden sorumluluk” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 102 nci maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan “tediye olunacak şeye” şeklindeki ibare, Tasarının 118 inci maddesinde “ifa konusu şeye” şeklinde ifade edilmiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 119. maddesi, temerrüde düşen borçlunun beklenmedik hâl (kaza) sebebiyle doğacak zarardan da sorumlu olacağını düzenleyen özel bir sorumluluk hükmüdür. Kural olarak beklenmedik hâl (casus fortuitus), borçluyu sorumluluktan kurtaran bir sebeptir; ancak bu madde, temerrüt durumundaki borçluyu beklenmedik hâlin ağırlaştırılmış sonuçlarıyla karşı karşıya bırakır. Madde, 818 sayılı Kanun’un 103. maddesini karşılamakta olup temerrüdün en sert hukukî sonuçlarından birini getirmektedir.
Maddenin birinci fıkrasına göre temerrüde düşen borçlu, beklenmedik hâl sebebiyle doğacak zarardan sorumludur. Bu hüküm, temerrüdün borçlu üzerindeki hukukî yükünü ağırlaştıran bir düzenlemedir. Normal şartlarda beklenmedik hâl borçluyu sorumluluktan kurtarırken, temerrüt hâlinde durum tersine dönmekte ve borçlu bu zararı da tazmin etmek zorunda kalmaktadır. Bu kurala "perpetuatio obligationis" (borcun sürekliliği) ilkesi denilmektedir. Mantığı şudur: Borçlu zamanında ifa etmiş olsaydı, edim alacaklının mülk ve tasarrufunda bulunacağından beklenmedik hâlin riskini alacaklı taşıyacaktı; temerrüt nedeniyle bu risk borçluya geçer.
İkinci fıkra, bu ağır sorumluluktan kurtulmanın iki yolunu göstermektedir. İlk yol, borçlunun temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispatlamasıdır. Yani borçlu, temerrüdün kendisinden kaynaklanmadığını, alacaklının kusurunun veya mücbir sebebin etkili olduğunu ispat edebilirse sorumluluktan kurtulur. İkinci yol, borçlunun borcunu zamanında ifa etmiş olsaydı bile beklenmedik hâlin ifa konusu şeye zarar vereceğini ispatlamaktır. Bu ikinci yol, nedensellik bağını tersine kanıtlamayı gerektirir; borçlu, temerrüt ile beklenmedik hâlin yol açtığı zarar arasında gerçek bir nedensellik bağı bulunmadığını göstermelidir. Örneğin, 1 Ocak’ta teslim edilmesi gereken evin 15 Şubat’ta yıkılan bir depremde hasar görmesi hâlinde; borçlu, ev zamanında teslim edilmiş olsa bile depremin onu hasara uğratacağını ispat ederse sorumluluktan kurtulur.
Doktrinde bu madde, "risk sorumluluğu" kategorisinde değerlendirilmekte ve Roma hukukundaki "mora facit debitorem perpetuum obligatum" ilkesinin modern yansıması olarak kabul edilmektedir. Yargıtay, bu hükmü uygularken ispat yükünün tamamen borçluya ait olduğunu, ispatlayamaması hâlinde beklenmedik hâlden kaynaklanan zararı dahi ödemek zorunda kalacağını vurgulamaktadır. Hükmün uygulanması için temerrüdün oluşmuş olması şarttır; temerrüt yoksa normal beklenmedik hâl kuralları devreye girer.
Uygulamada bu madde özellikle taşınır mal teslim borçlarında, yük taşıma sözleşmelerinde, depolama sözleşmelerinde önem kazanır. Zamanında teslim edilmediği için depoda bekleyen malların yanması, çalınması veya hava koşullarından zarar görmesi durumunda borçlu tam sorumlu olur. İnşaat sözleşmelerinde zamanında teslim edilmemiş eserin deprem, sel, yangın gibi olaylarda hasar görmesi halinde yüklenicinin sorumluluğu bu madde gereğince genişler. Bu hüküm, temerrüdün borçlu üzerindeki caydırıcı etkisini artırarak ifa disiplinini pekiştiren önemli bir düzenlemedir.
