TBK ▸ Madde 122

TBK 122. Madde

I. Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.

II. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.

TBK 122. Madde Gerekçesi

818 sayılı Borçlar Kanununun 105 inci maddesini karşılamaktadır.

Tasarının iki fıkradan oluşan 121 inci maddesinde, temerrüt faiziyle karşılanmayan zarar, yani aşkın zarar düzenlenmektedir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 105 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan “3. Munzam zarar” şeklindeki ibare, Tasarıda “3. Aşkın zarar” şeklinde değiştirilmiştir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 105 inci maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan “…derhal takdir olunabilirse” şeklindeki ibare yerine, Tasarının 121 inci maddesinin ikinci fıkrasında, “…görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine” şeklindeki ibare kullanılmıştır. Böylece, uygulamaya uygun olarak, hâkimin, bu konuda, ayrıca ve özel bir soruşturmaya girişmeksizin, zarar miktarını belirleyebilmesi durumunda, davacının istemi üzerine, aynı davada, söz konusu zarar miktarına hükmedebileceği öngörülmüştür.

Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.

Açıklama

Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi, para borçlarının temerrüdünde alacaklının temerrüt faizini aşan zararlarının tazmini olanağını düzenleyen önemli bir hükümdür. Uygulamada "aşkın zarar" veya "munzam zarar" olarak bilinen bu kavram, temerrüt faizinin yetersiz kaldığı durumlarda alacaklının gerçek zararını kurtaracak ek bir hukuki araç olarak hizmet eder. Madde, 818 sayılı Kanun’un 106. maddesinin birinci fıkrasını karşılamakta olup Türkiye gibi yüksek enflasyon yaşayan ülkelerde büyük pratik önem taşır.

Maddenin birinci fıkrasına göre alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Bu hüküm iki unsuru kapsar: Birincisi, alacaklının temerrüt faizini aşan bir zarara uğradığını ispat etmesi gerekir; ikincisi, borçlunun sorumluluktan kurtulmak için kusursuzluğunu ispatlaması şarttır. Temerrüt faizi, yasal veya akdî oran üzerinden ödense bile alacaklının gerçek ekonomik kaybını karşılamayabilir; enflasyon, kur farkı, yoksun kalınan yatırım fırsatları gibi faktörler aşkın zararı oluşturur.

Alacaklının ispatlaması gereken aşkın zarar kalemleri arasında şunlar sayılabilir: enflasyon nedeniyle paranın alım gücündeki azalma, döviz kurundaki değişim nedeniyle uğranılan kayıp, alacaklının alternatif yatırım yapmış olsaydı elde edeceği getiriler, banka kredisi almak zorunda kalındığı için ödenen faiz farkları, üretim veya ticari faaliyetin finanse edilmemesi nedeniyle uğranılan kârlar. Yargıtay, özellikle dolarizasyon ve yüksek enflasyon dönemlerinde, alacaklının TÜFE veya ÜFE oranları üzerinden hesaplanacak paranın reel değer kaybını aşkın zarar olarak kabul etmektedir.

İkinci fıkra, hakimin aşkın zarar miktarını belirleme yetkisine ilişkin pratik bir düzenleme getirmektedir. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder. Bu kural, ayrı bir dava açılmasına gerek kalmaksızın, aynı dava içinde aşkın zararın tazminine karar verilmesine imkân tanır. Ancak bu, hakimin kendiliğinden harekete geçmesini değil, davacının talebini gerektirir.

Doktrinde aşkın zarar, "temerrüt faizinin tahmini tazminat özelliğinin tamamlanması" olarak nitelendirilmektedir. Temerrüt faizi, bir tür götürü tazminat niteliğindedir ve her zaman alacaklının gerçek zararını karşılamayabilir. Uygulamada aşkın zarar talepleri özellikle uzun süren davalarda, yüksek miktarlı alacaklarda, yabancı para borçlarında ve ticari ilişkilerde sıkça karşılaşılır. Yargıtay, enflasyonun çok yüksek olduğu dönemlerde TÜFE oranını aşkın zararın bir göstergesi olarak kabul etmekte; ancak borçlunun enflasyonun kendi kusuru dışında olduğunu savunabilmesi zorlanmaktadır. Bu madde, alacaklının para alacağının gerçek değerini koruyan en önemli hukuki araçlardan biridir.

Kaynak: https://mehmettokar.av.tr/tbk-madde/madde-122/ — © Tokar Hukuk Danışmanlık