TBK 164. Madde
I. Müteselsil borçlulardan biri, alacaklıya karşı, ancak onunla kendi arasındaki kişisel ilişkilerden veya müteselsil borcun sebep ya da konusundan doğan def’i ve itirazları ileri sürebilir.
II. Müteselsil borçlulardan biri ortak def’i ve itirazları ileri sürmezse, diğerlerine karşı sorumlu olur.
TBK 164. Madde Gerekçesi
818 sayılı Borçlar Kanununun 143 üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 163 üncü maddesinde, müteselsil borçluların savunmaları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 143 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan “b. Müşterek borçlulara ait def’iler” şeklindeki ibare, Tasarıda “b. Borçluların savunmaları” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun tek fıkradan oluşan 143 üncü maddesinde iki ayrı konunun düzenlendiği göz önünde tutularak, Tasarıda iki fıkra hâlinde düzenlenmiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 164. maddesi, müteselsil borçluların alacaklıya karşı ileri sürebilecekleri savunma (def’i ve itiraz) araçlarını ve bunların sınırlarını düzenleyen önemli bir hükümdür. Bu madde, müteselsil borçluluk ilişkisinde bireysel savunma hakları ile ortak savunma yükümlülükleri arasındaki dengeyi kurmaktadır. 818 sayılı Kanun’un 144. maddesini karşılamaktadır.
Maddenin birinci fıkrasına göre müteselsil borçlulardan biri, alacaklıya karşı, ancak onunla kendi arasındaki kişisel ilişkilerden veya müteselsil borcun sebep ya da konusundan doğan def’i ve itirazları ileri sürebilir. Bu hüküm, müteselsil borçlunun kullanabileceği savunma araçlarını ikiye ayırır: kişisel savunmalar ve ortak savunmalar.
Kişisel savunmalar, sadece belirli bir borçluya özgü olan ve o borçlunun alacaklıyla kendi arasındaki özel ilişkisinden doğan def’ilerdir. Örneğin alacaklı, müteselsil borçluyla ayrı bir sözleşme yaparak onu ibra etmişse, bu ibra sadece o borçluyu korur; diğer borçlular bundan yararlanamaz. Aynı şekilde takas imkânı (eğer sadece bir borçlunun alacaklıya karşı karşı alacağı varsa), bireysel iradi hata, ehliyetsizlik gibi durumlar kişisel savunma olarak sadece ilgili borçlu tarafından kullanılabilir.
Ortak savunmalar ise müteselsil borcun sebep veya konusundan doğan ve tüm borçlular bakımından aynı şekilde geçerli olan def’ilerdir. Örneğin sözleşmenin geçersizliği, borcun sona ermesi (ifa, takas, ibra gibi), zamanaşımı, ifa imkânsızlığı, borcun ahlaka aykırı olması gibi savunmalar tüm borçluların durumunu etkiler. Bu tür savunmaları herhangi bir borçlu ileri sürebilir ve sonucu tüm borçluları bağlar.
İkinci fıkra, ortak savunmaları ileri sürme yükümlülüğünün iç sonucunu düzenler: müteselsil borçlulardan biri ortak def’i ve itirazları ileri sürmezse diğerlerine karşı sorumlu olur. Bu hüküm, borçlunun diğerlerine karşı yükümlülüğünü ortaya koyar. Eğer bir borçlu, zamanaşımı gibi ortak bir savunmayı ileri sürmeyerek haksız yere ödeme yapmışsa, sonradan diğerlerine rücu ettiğinde onlar "biz senin ihmalin nedeniyle zarar gördük" diyerek rücu taleplerini reddedebilir veya sınırlandırabilir.
Bu düzenleme, müteselsil borçluların birbirine karşı dikkatli ve iyi niyetli davranma yükümlülüğünü ortaya koyar. Savunma araçlarını kullanma veya kullanmama kararı, sadece kişisel tercih değil; diğer borçlulara karşı da bir sorumluluk gerektirir. Kanun koyucu, bu yolla müteselsil borçluların arasındaki dayanışma ilişkisini güçlendirmeyi amaçlamaktadır.
Doktrinde bu hüküm, "savunma araçlarının tasnifi" olarak değerlendirilmekte ve müteselsil borçluluğun karmaşık iç ilişkilerini düzenlemektedir. Yargıtay kararları, özellikle ortak savunmaların ileri sürülmesi konusunda borçluların özen yükümlülüğünü titizlikle değerlendirmektedir. Zamanaşımı, ibra, ifa gibi ortak savunmalar ileri sürülmezse, rücu aşamasında bu ihmalin sonuçları ortaya çıkar.
Uygulamada bu madde, özellikle çok taraflı alacak davalarında, müteselsil kefil davalarında, ortaklık borç uyuşmazlıklarında, banka kredi takiplerinde önem taşır. Avukatların müvekkillerini temsil ederken müteselsil borçluluk varsa ortak savunmaları titizlikle araştırması ve ileri sürmesi gerekir. Bireysel savunmalarla yetinerek ortak savunmaları göz ardı etmek, hem müvekkile hem de diğer müteselsil borçlulara karşı sorumluluk doğurabilir. Bu düzenleme, müteselsil borçluluk ilişkisinin dinamik dengesini sağlayan kritik bir kuraldır.
