TBK 23. Madde
Genel işlem koşullarında yer alan bir hüküm, açık ve anlaşılır değilse veya birden çok anlama geliyorsa, düzenleyenin aleyhine ve karşı tarafın lehine yorumlanır.
TBK 23. Madde Gerekçesi
818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, “III. Yorumlanması” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 23 üncü maddesinde, genel işlem koşullarının yorumlanması düzenlenmektedir.
Maddeye göre, açık ve anlaşılır olmayan veya birden çok anlama gelen genel işlem koşulları, düzenleyenin aleyhine ve diğer tarafın lehine yorumlanır. Bu esaslar, 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 2 nci maddesinde öngörülen dürüstlük kurallarının, genel işlem koşullarının yorumlanması bakımından özel bir uygulama alanı oluşturur. Gerçekten, düzenleyenden, sözleşme koşullarını dürüstlük kurallarının gerektirdiği önemi vererek hazırlaması beklenir. Sözleşmede açık olmayan veya duraksamaya sebep olan noktalar, düzenleyen aleyhine yorumlanacaktır. Sözleşme hükümlerinin düzenleyen aleyhine yorumlanması için, düzenleyenin o sözleşme bakımından uzman olması da gerekmez. Aksine bir çözüm tarzı, bir genel hukuk ilkesi olan, “çelişkili davranma yasağı”na (nemo audiatur propriam turpitudinem allegans) aykırı düşer. Sonuç olarak, bu tür genel işlem koşulları daima diğer taraf lehine yorumlanır.
Nitekim, Roma hukukundan gelen “in dubio contra stipulatorem” (Sözleşme, şüphe hâlinde düzenleyen aleyhine yorumlanır) genel ilkesinden de aynı sonuç çıkmaktadır. Bu genel ilke ve buna uygun olan madde, sözleşmeyi veya sözleşmedeki bir hükmü ya da bir sözcüğü kaleme alanın, onu istediği gibi ifade etme olanağına sahip bulunması sebebiyle, kaleme aldığı metnin kendi aleyhine yorumlanmasına katlanması gerektiği düşüncesine dayanmaktadır. Aynı şekilde, bir hükmü düşündüğü gibi yazmamış olan kişinin, “bu hüküm şöyle anlaşılmalıdır.” şeklinde, sonradan yapacağı yorum haklı sayılamaz. Alman Medenî Kanunun (BGB) 305c maddesinin ikinci fıkrasında benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir.
Açıklama
TBK md. 23, genel işlem koşullarının yorumlanmasında izlenecek temel ilkeyi ortaya koyan kısa ama çok etkili bir hükümdür. Tek fıkradan oluşan madde, "in dubio contra proferentem" (şüphe halinde düzenleyen aleyhine) ilkesini Türk hukukuna kazandırır ve belirsizlik barındıran standart sözleşme hükümlerinin yorumunda karşı taraf lehine davranılmasını zorunlu kılar.
Maddeye göre genel işlem koşullarında yer alan bir hüküm, açık ve anlaşılır değilse veya birden çok anlama geliyorsa, düzenleyenin aleyhine ve karşı tarafın lehine yorumlanır. Bu düzenleme iki farklı durumda yorum yöntemi belirler. Birincisi "açık ve anlaşılır değilse"; hükmün dili muğlak, tereddüt yaratıcı veya teknik kavramlar kullanılmışsa bu durumda karşı taraf lehine yorum yapılır. İkincisi "birden çok anlama geliyorsa"; hüküm birden fazla makul yorum kabul edebiliyorsa yine karşı taraf lehine olan yorum tercih edilir.
Maddenin altında yatan temel mantık, düzenleyenin sözleşme metnini hazırlayan taraf olmasıdır. Metni hazırlayan taraf, açık ve anlaşılır bir dilde yazma imkânına sahiptir; belirsizlikten kendisi sorumludur. Karşı tarafın metin üzerinde müzakere imkânı olmadığı gibi, yorum farklılığından kendisini koruyacak bir pozisyonu da yoktur. Bu nedenle hukuk, belirsizliğin yükünü düzenleyen üzerine atar.
"In dubio contra proferentem" ilkesi, Roma hukukundan günümüze ulaşan ve Kıta Avrupası hukuk sistemlerinin geniş kabul gördüğü bir yorum kuralıdır. Türk hukuku bu ilkeyi genel işlem koşulları alanında kesin biçimde benimsemiştir. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun da tüketici sözleşmelerinde aynı ilkeyi öngörür.
Uygulamada maddenin kullanıldığı tipik alanlar vardır. Sigorta poliçelerindeki istisna hükümleri dar yorumlanır; poliçenin kapsamı genişletici lehine yorumla belirlenir. Kredi sözleşmelerindeki belirsiz ücret ve faiz ibareleri tüketici/müşteri lehine yorumlanır. Garantili ürünlerin garanti kapsamındaki belirsizlikler alıcı lehine yorumlanır. Kira sözleşmelerinde standart hükümlerdeki tereddütler kiracı lehine yorumlanır.
Madde 23’ün yorumda öncelikli yöntem olması gerektiği hususu doktrinde tartışılır. Baskın görüş, öncelikle hükmün güven teorisine göre yorumlanması, yani makul bir muhatabın hükmü nasıl anlayacağının tespit edilmesi gerektiğidir. Bu aşamadan sonra hâlâ belirsizlik varsa madde 23 devreye girer. Yani madde 23, son başvurulacak yorum kuralı olmakla birlikte etkili bir yaptırım aracıdır.
Önemli bir sınırlama madde 23’ün uygulanabilmesi için gerçek bir belirsizliğin bulunması gerekliliğidir. Karşı taraf her hükmü "açık değil" diye ileri süremez. Hakim, hukuki çerçevede makul bir okuyucunun o hükmü nasıl anlayacağını değerlendirir. Hükmün objektif olarak açık olduğu sonucuna varırsa madde 23 uygulanmaz.
Doktrin, madde 23’ün yanı sıra madde 21’deki şaşırtıcı koşullar doktrini ve madde 25’teki içerik denetimi ile birlikte okunmasını önerir. Bu üç kural birlikte, genel işlem koşullarına karşı çok katmanlı bir koruma duvarı oluşturur. Bilgilendirme eksikliği (md. 21), içerik denetimi (md. 25) ve yorum kuralı (md. 23), karşı tarafa farklı aşamalarda koruma sağlar.
Yargıtay kararlarında, özellikle sigortacılık ve bankacılık alanındaki sözleşmelerde belirsiz hükümlerin düzenleyen aleyhine yorumlanarak karşı tarafın korunduğu görülmektedir.
