TBK 400. Madde
I. İşçi, işverene kusuruyla verdiği her türlü zarardan sorumludur.
II. Bu sorumluluğun belirlenmesinde; işin tehlikeli olup olmaması, uzmanlığı ve eğitimi gerektirip gerektirmemesi ile işçinin işveren tarafından bilinen veya bilinmesi gereken yetenek ve nitelikleri göz önünde tutulur.
TBK 400. Madde Gerekçesi
818 sayılı Borçlar Kanununun 321 inci maddesinin ikinci fıkrasını karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 399 uncu maddesinde, işçinin sorumluluğu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununu 321 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan “2. İhtimam mecburiyeti” ibaresi, Tasarıda “VI. İşçinin sorumluluğu” şekline dönüştürülmüştür.
Maddenin birinci fıkrasında, işçinin işverene kusuruyla verdiği her türlü zararlardan sorumluluğu esası getirilmiştir. Buna göre işçi, ancak kusuruyla verdiği zararlardan sorumlu tutulacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında ise, işçinin sorumluluğunun belirlenmesinde göz önünde tutulabilecek ölçütler yer almıştır. Bu ölçütler, işin tehlikeli olup olmaması, işin uzmanlık ve eğitim gerektirip gerektirmemesi, işçinin bilinen veya bilinmesi gereken yetenek ve nitelikleridir. İşçinin sorumlu olup olmadığının belirlenmesinde, bu ölçütlerden yararlanılacaktır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 321e maddesi göz önünde tutulmuştur.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 400. maddesi, işçinin işverene verdiği zararlardan sorumluluğunu düzenleyen önemli bir hükümdür.
Maddenin birinci fıkrası temel kuralı koyar: işçi, işverene kusuruyla verdiği her türlü zarardan sorumludur.
Bu hüküm, işçinin sorumluluğunu "kusur" esasına bağlar. Bu, objektif değil subjektif sorumluluktur; işçinin kasıt veya ihmalinin ispatı gereklidir.
Kusur türleri: kast (bilerek zarar verme), ağır ihmal (bariz dikkatsizlik), hafif ihmal (normal özeni göstermeme). İşçi, her tür kusuru için sorumludur; ancak uygulamada hafif ihmal için daha hoşgörülü değerlendirme yapılır.
"Her türlü zarar" ifadesi geniş kapsamdır: doğrudan maddi zarar, dolaylı zarar, makine hasarı, ürün kaybı, müşteri kaybı, itibar zedelenmesi gibi farklı zararlar.
İkinci fıkra, sorumluluğun belirlenmesindeki ölçütleri sayar: bu sorumluluğun belirlenmesinde; işin tehlikeli olup olmaması, uzmanlığı ve eğitimi gerektirip gerektirmemesi ile işçinin işveren tarafından bilinen veya bilinmesi gereken yetenek ve nitelikleri göz önünde tutulur.
Bu ölçütler, somut sorumluluğun hesaplanmasında önemlidir:
1. İşin tehlike düzeyi: tehlikeli işlerde işçiden daha yüksek özen beklenir. Ancak aynı zamanda hata yapma ihtimali de yüksektir; zarar miktarının kaçınılmaz olduğu durumlar değerlendirilir.
2. Uzmanlık ve eğitim gerektirme: uzman iş yapan işçiden (mühendis, doktor) daha yüksek standart beklenir. Sıradan işlerde daha düşük özen yeterli olabilir.
3. İşçinin yetenek ve nitelikleri: işveren, işçinin deneyim ve becerilerini bilir. Eğer işveren yetersiz bir işçiye karmaşık iş vermişse, sorumluluk azaltılır. Eğer deneyimli bir işçi basit hatada bulunmuşsa, sorumluluk artar.
Bu ölçütler sayesinde sorumluluk bireyselleştirilir. Her işçinin durumu ayrı değerlendirilir; standart bir ceza uygulanmaz.
Uygulamada sorumluluk sınırlaması: – Sosyal koruma: işçinin ekonomik gücü zayıftır; büyük tazminat ödemek zor olabilir – İş riski: işin kendisi risk içerir; hataların bir kısmı işin doğasına aittir – İşverenin yönetim hatası: bazı zararlar işverenin yetersiz yönetiminden kaynaklanır
Yargıtay kararlarında, işçinin sorumluluğu genellikle sınırlandırılır. Tam tazminat nadiren uygulanır; hakkaniyet indirimi yapılır.
İstisnai durumlar: kasıt ve ağır ihmalde işçinin sorumluluğu tam olabilir. Hırsızlık, zimmete geçirme, kasıtlı hasar gibi durumlar farklı değerlendirilir.
İş kazalarında durum farklıdır. İşverenin mesleki sorumluluğu (objektif sorumluluk) öncelikli uygulanır. İşçi kusuru dikkate alınır ama işverenin temel sorumluluğu korunur.
Bu düzenleme, işçi ve işveren menfaatleri arasında denge sağlar. İşçi mutlak korunma altında değildir ancak sorumluluğu makul çerçevede tutulur.
