TBK ▸ Madde 47

TBK 47. Madde

I. Temsil olunanın açık veya örtülü olarak hukuki işlemi onamaması hâlinde, bu işlemin geçersiz olmasından doğan zararın giderilmesi, yetkisiz temsilciden istenebilir. Ancak, yetkisiz temsilci, işlemin yapıldığı sırada karşı tarafın, kendisinin yetkisiz olduğunu bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispat ederse, kendisinden zararın giderilmesi istenemez.

II. Hakkaniyet gerektiriyorsa, kusurlu yetkisiz temsilciden diğer zararların giderilmesi de istenebilir.

III. Sebepsiz zenginleşmeden doğan haklar saklıdır.

TBK 47. Madde Gerekçesi

Tasarının üç fıkradan oluşan 47 nci maddesinde, temsil olunan tarafından, yetkisiz temsilcinin yaptığı hukukî işlemlerin onanmamasının sonuçları düzenlenmektedir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 39 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan “2. İcazetin bulunmaması” şeklindeki ibare, Tasarıda “2. Onamama hâlinde” şeklinde değiştirilmiştir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 39 uncu maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde kullanılan “…hâkim onu daha fazla zarar ve ziyan itasına mahkûm eder.” şeklindeki ibare yerine, Tasarının 47 nci maddesinin ikinci fıkrasında, “…kusurlu yetkisiz temsilciden diğer zararların giderilmesi de istenebilir.” şeklindeki ibare kullanılmıştır. Tasarıda kullanılan “diğer zararlar” sözcükleri ile, üçüncü kişinin, kendisiyle hukukî işlem yapan yetkisiz temsilciden, ancak sözleşme geçerli olarak kurulmuş olsaydı istenebilecek olan olumlu zararlarının da, hakkaniyet gerektirdiği takdirde, giderilmesini isteyebileceği kastedilmektedir.

Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.

Açıklama

TBK md. 47, temsil olunanın yetkisiz temsilcinin yaptığı işlemi onamaması hâlinde karşı tarafın uğrayacağı zararların tazminat rejimini düzenleyen önemli bir hükümdür. Üç fıkradan oluşan madde, yetkisiz temsilcinin sorumluluğunu net biçimde ortaya koyar ve karşı tarafın iyi niyetinin değerlendirmesi için kriterler getirir. Düzenleme, hukuki işlem güvenliğinin korunmasının yanı sıra adil risk dağılımı sağlar.

Birinci fıkraya göre temsil olunanın açık veya örtülü olarak hukuki işlemi onamaması hâlinde, bu işlemin geçersiz olmasından doğan zararın giderilmesi, yetkisiz temsilciden istenebilir. Bu kural yetkisiz temsilcinin birincil sorumluluğunu ortaya koyar.

Onamama iki şekilde olabilir. Açık onamama, temsil olunanın işlemi kabul etmediğini beyan etmesidir. Örtülü onamama ise temsil olunanın davranışlarıyla işlemi reddettiğini göstermesidir; işlem konusu mal üzerinde başka tasarrufta bulunmak, karşı tarafa ödeme yapmamak gibi. Ayrıca madde 46/2 çerçevesinde karşı tarafın süre tanımasına rağmen cevap verilmemesi de zımni onamama sayılır.

Onamama üzerine işlem geriye dönük olarak kesinleşmiş geçersiz hâle gelir. İşlem kuruluşundan itibaren hiç yapılmamış sayılır. Bu durumda karşı tarafın uğradığı zararlar söz konusu olur: hazırlık giderleri, araştırma giderleri, alternatif fırsat kaybı, güven yatırımları.

Yetkisiz temsilcinin sorumluluğu "güven sorumluluğu" niteliğindedir. Temsilci yetkili olmadığı hâlde yetkili gibi hareket ederek karşı tarafta güven oluşturmuştur; bu güven boşa çıktığında ortaya çıkan zararı tazmin etmelidir. Tazmin edilecek zarar kural olarak menfi zarardır; karşı tarafın işlemin hiç yapılmamış olması durumundaki hâliyle mevcut hâli arasındaki fark.

Birinci fıkranın ikinci cümlesi önemli bir istisna getirir: ancak, yetkisiz temsilci, işlemin yapıldığı sırada karşı tarafın, kendisinin yetkisiz olduğunu bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispat ederse, kendisinden zararın giderilmesi istenemez. Bu kural karşı tarafın kötü niyetini veya ağır ihmalini dikkate alır.

Karşı taraf yetkinin olmadığını biliyorsa veya dürüstlük gereği bilmesi gerekiyorsa onun korunması gereksizdir. Böyle bir karşı taraf, yetkisiz işlemin riskini bilerek üstlenmiştir ve ortaya çıkan zarardan da kendisi sorumludur. Bu ispat yükü yetkisiz temsilcinin üzerindedir; karşı tarafın kötü niyetini veya bilmesi gerektiği durumu ispat etmelidir.

Karşı tarafın bilmesi gereken durumlar çeşitli olabilir. Yetki belgesinin olmaması, temsilcinin tutumunun güveni sarsıcı olması, işlemin niteliğinin özel yetki gerektirmesi gibi durumlar karşı tarafı dürüstlük gereği yetkiyi sorgulamaya yöneltir.

İkinci fıkra hakime ek takdir yetkisi verir: hakkaniyet gerektiriyorsa, kusurlu yetkisiz temsilciden diğer zararların giderilmesi de istenebilir. Bu düzenleme müspet zararın da tazmin edilebilirliğini kapsar. Normal kural menfi zarar tazminidir; ancak yetkisiz temsilcinin ağır kusuru veya kötüniyeti söz konusu ise hakim karşı tarafın işlemden elde edeceği faydayı da tazmin ettirebilir.

Hakkaniyet unsuru somut olaya göre değerlendirilir. Yetkisiz temsilcinin kasten yetki olduğunu söyleyerek karşı tarafı aldatması, ciddi ekonomik kayıp, karşı tarafın iyi niyeti, yetkisiz temsilcinin malvarlığı durumu gibi faktörler hakimin takdirinde rol oynar.

Üçüncü fıkra başka bir hukuki yola kapı açar: sebepsiz zenginleşmeden doğan haklar saklıdır. Bu hüküm yetkisiz temsilci aracılığıyla karşı tarafa bir edim geçmiş ise, geri alma hakkını korur. Temsil olunan bu edimden zenginleşmiş olabilir (örneğin yetkisiz temsilci onun için mal almış ve karşı taraf malı teslim etmiş). Bu durumda TBK md. 77 vd. sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulanır.

Doktrinde madde 47, güven zararı (Vertrauensschaden) doktrininin Türk hukukundaki yansıması olarak değerlendirilir. Yetkisiz temsilcinin sorumluluğu, hukuki görünüm yaratmış olmasına dayanır. Yargıtay kararlarında özellikle ticari vekâletsiz işlerde, şirket yetkililerinin yetkilerini aşarak yaptığı işlemlerde, emlak alım-satım işlemlerinde yetkisiz temsil iddiaları madde 47 çerçevesinde değerlendirilir.

Kaynak: https://mehmettokar.av.tr/tbk-madde/madde-47/ — © Tokar Hukuk Danışmanlık