TBK ▸ Madde 514

TBK 514. Madde

Vekilin sözleşmenin sona erdiğini öğrenmeden önce yaptığı işlerden, vekâlet veren ya da mirasçıları sözleşme devam ediyormuş gibi sorumludur.

TBK 514. Madde Gerekçesi

Tasarının tek fıkradan oluşan 514 üncü maddesinde, vekâlet sözleşmesinin sona ermesinin hükümleri düzenlenmektedir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 398 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan “II. Hitamın hükümleri” şeklindeki ibare, Tasarıda “II. Hükümleri” şeklinde değiştirilmiştir.

Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur. İKİNCİ AYIRIM Kredi Mektubu ve Kredi Emri

818 sayılı Borçlar Kanununun 399 uncu maddesiyle başlayan “İkinci Fasıl / İtibar mektubu ve itibar emri” şeklindeki alt başlık, Tasarıda “İkinci Ayırım / Kredi Mektubu ve Kredi Emri” şeklinde değiştirilmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununun “İtibar mektubu ve itibar emri” üst başlıklı ikinci faslında kullanılan “memur” terimi, Tasarının 514 üncü maddesiyle başlayan İkinci Ayırımında “kredi emri verilen”; “amir” terimi ise “kredi emri veren” şeklinde ifade edilmiştir.

Açıklama

Türk Borçlar Kanunu’nun 514. maddesi, vekâlet sözleşmesinin sona ermesinin vekilin iyi niyetine etkisini düzenleyerek haberdar olmaksızın yapılan işlemler bakımından vekâlet veren ve mirasçılarının sorumluluğunu sürdürmektedir. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 398. maddesinin karşılığı olan hüküm, vekâletin sona erme sebeplerinin vekile bildirilmediği ya da onun tarafından henüz öğrenilmediği dönemde yapılan işlemleri koruyarak hem vekilin emeğini hem de üçüncü kişilerin güvenini güvence altına almaktadır. Düzenleme, hukukun genel ilkelerinden olan iyi niyetin korunması ve işlem güvenliği prensiplerinin vekâlet hukukundaki somut yansıması olarak değerlendirilebilir.

Maddenin tek cümleden oluşan hükmü uyarınca vekilin sözleşmenin sona erdiğini öğrenmeden önce yaptığı işlerden, vekâlet veren ya da mirasçıları sözleşme devam ediyormuş gibi sorumludur. Burada kabul edilen ölçüt sübjektif bilgi ölçütüdür; bilmesi gereken değil, fiilen öğrenmiş olma aranır. Bu tercih, vekili araştırma külfetinden kurtararak işlem güvenliğini öne çıkaran bir düzenleme tekniğini yansıtır. Vekâlet sona erme sebebinin ne olduğu da önem taşımaz; gerek 512. madde kapsamındaki tek taraflı sona erdirme gerek 513. madde kapsamındaki ölüm, ehliyet kaybı veya iflas sebepleri için hüküm uygulanır. Özellikle vekâlet verenin ölümünden haberdar olmayan vekilin o süre içinde yaptığı işlemler, mirasçılar için bağlayıcı kabul edilerek onların ücret, masraf ve ifa yükümlülüklerini sürdürmeleri sağlanmakta; aksi takdirde vekilin iyi niyetli emeği karşılıksız kalacağından adaletsiz sonuçlar doğacaktır. Vekilin bu korumadan yararlanabilmesi için sona erme sebebini gerçekten bilmemesi yeterli olup ayrıca bilmemesinde kusursuz olması gerekmez; ancak kötü niyet iddiasını karşı taraf ispat ederse koruma ortadan kalkar.

Hükmün işlevi iki yönlüdür. Bir yandan vekilin ücret ve masraf alacaklarını koruyarak henüz haberdar olmadığı sona erme sebebine rağmen yaptığı işler için ücret ve giderlerini talep edebilmesini sağlar; bu bağlamda avukatın duruşmaya girmesi, dilekçe vermesi, keşfe katılması gibi işlemlerin hepsi ücrete hak kazandırır. Öte yandan üçüncü kişilerle girişilen hukuki ilişkilerde vekilin temsil yetkisinin, iyi niyetli olduğu sürece devam ettiği kabul edilerek müvekkilin bu işlemlerden doğan borçlara katlanma yükümlülüğü getirilir. Yargıtay kararlarında vekilin sona erme sebebini öğrenme anının ispat yükü, bunu ileri süren tarafa yüklenmekte; noter ihtarnamesi, KEP tebligatı, iadeli taahhütlü mektup veya elektronik bildirim gibi somut öğrenme delilleri aranmaktadır. Azilnamenin vekile tebliğ edildiği an, pratikte öğrenme anı olarak kabul edilmekte; bu andan itibaren yapılan işlemler artık vekilin iyi niyetini gerektirmeyecek biçimde müvekkili bağlamaz.

Uygulamada madde özellikle azledilen avukatın henüz haberdar olmadan duruşmaya girmesi, vekilin vefatından habersiz ortakların işlemlerini yürütmesi veya iflas kararının tebliğinden önce yapılan tasarruflar bakımından önem kazanmaktadır. Azilname veya istifanın ulaştırılmasında gecikme yaşandığında bu süre içinde yapılan işlemler müvekkili bağlamaya devam ettiğinden, vekâlet verenin azil iradesini derhal ve ispatlanabilir biçimde vekile ulaştırması, aksi takdirde yapılan işlemlerden kaynaklanan sorumluluğa katlanmak durumunda kalmaması açısından hayati önem taşır. Pratikte azlin mahkeme dosyasına sunulmasının da tek başına vekilin öğrenmesi için yeterli sayılmadığı, bizzat vekile tebliğ edilmesinin aranacağı dikkate alınmalıdır.

Kaynak: https://mehmettokar.av.tr/tbk-madde/madde-514/ — © Tokar Hukuk Danışmanlık