TBK 535. Madde
I. Vekâlet verenin belirlediği bedelin altında mal satan komisyoncu, malı satmasaydı vekâlet verenin daha fazla zarar göreceğini ve durumun yeniden talimat almaya elverişli bulunmadığını ispat etmedikçe, belirlenen bedel ile satış bedeli arasındaki farkı gidermekle yükümlüdür. Bunun dışında komisyoncu, kusuru varsa, talimatına aykırı davranmasından dolayı vekâlet verenin uğradığı diğer zararlardan da sorumludur.
II. Vekâlet verenin belirlediği bedelin altında mal alan veya üstünde satan komisyoncu, bu işlemlerden doğan farkı alıkoyamaz.
TBK 535. Madde Gerekçesi
Tasarının iki fıkradan oluşan 535 inci maddesinde, vekâlet verenin belirlediği bedelden farklı bir bedelle satış yapan komisyoncunun sorumluluğu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 419 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan “3. Müvekkil tarafından tayin olunan fiyat” şeklindeki ibare, Tasarıda “3. Vekâlet verenin belirlediği bedel” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 419 uncu maddesi üç fıkradan oluştuğu hâlde, bu maddenin birinci ve ikinci fıkraları, birbiriyle bağlantılı oldukları göz önünde tutularak, Tasarının 535 inci maddesinin birinci fıkrasında, tek fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 419 uncu maddesinin birinci fıkrasında kullanılan “asgari” sözcüğü, vekâlet verenin belirlediği bedelin, her zaman en az bedel olduğu göz önünde tutularak, Tasarıya alınmamıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 419 uncu maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan “şarta muhalefetinden dolayı başkaca tazminat” şeklindeki ibare, Tasarıda “talimatına aykırı davranmasından dolayı vekâlet verenin uğradığı diğer zararlardan” şekline dönüştürülmüştür.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur. MADDE 536 -818 sayılı Borçlar Kanununun 420 nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 536 ncı maddesinde, komisyoncunun, vekâlet verenin izni olmaksızın malı veresiye satmasının ya da malı teslim almadan bedelini ödemesinin sonuçları ile malı veresiye de satabileceği durum düzenlenmektedir. 818 sayılı Borçlar Kanununun 420 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan “4. Veresiye mal satma, mal tesellüm etmeden tediye” şeklindeki ibare, Tasarıda “4. Veresiye satma ve teslim almadan ödeme” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 420 nci maddesi iki fıkradan oluştuğu hâlde, bu maddenin birinci ve ikinci fıkraları, birbiriyle bağlantılı oldukları göz önünde tutularak, Tasarının 536 ncı maddesinde, tek fıkra hâlinde kaleme alınmıştır. 818 sayılı Borçlar Kanununun 420 nci maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan “satış mahallindeki örfe göre” şeklindeki ibare, Tasarıda “satış yerindeki ticarî teamüle göre” şeklinde ifade edilmiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 535. maddesi, komisyoncunun vekâlet veren tarafından belirlenen bedele aykırı biçimde işlem yapması hâlindeki sorumluluğunu düzenlemektedir. Maddenin birinci fıkrasına göre vekâlet verenin belirlediği bedelin altında mal satan komisyoncu, satmasaydı vekâlet verenin daha fazla zarar göreceğini ve durumun yeniden talimat almaya elverişli bulunmadığını ispat etmedikçe, belirlenen bedel ile satış bedeli arasındaki farkı gidermekle yükümlüdür. Bundan başka komisyoncu, kusuru varsa talimatına aykırı davranmasından dolayı vekâlet verenin uğradığı diğer zararlardan da sorumludur. İkinci fıkra ise vekâlet verenin belirlediği bedelin altında mal alan veya üstünde satan komisyoncunun bu işlemlerden doğan farkı alıkoyamayacağını hükme bağlamaktadır. Hüküm, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 419. maddesinin karşılığıdır.
Maddenin birinci fıkrasının temelinde, komisyoncunun talimatlara uyma yükümlülüğü ile vekâlet verenin ekonomik menfaatini koruma borcu yatmaktadır. Vekâlet verenin belirlediği bedel, bir tür asgari satış sınırı veya azami alış sınırı anlamı taşır. Komisyoncunun bu sınırın dışına çıkması kural olarak talimata aykırılık oluşturur. Ancak kanun koyucu iki istisnai kurtuluş kanıtı öngörmüştür: Komisyoncu, belirlenen bedelin altında satış yapmasının vekâlet vereni daha büyük zarardan kurtardığını ve durumun yeniden talimat almayı imkânsız kıldığını ispat ederse sorumluluktan kurtulur. Bu iki koşul birlikte aranır; yalnızca birinin ispatı yeterli değildir. Fiyatların hızla düştüğü bir piyasada stokların değerini tamamen yitirme tehlikesi ya da vekâlet verenin ulaşılamaz olması gibi durumlar tipik örneklerdir.
Bedel farkını giderme yükümlülüğü, adeta garanti niteliğinde objektif bir sorumluluk doğurur; komisyoncunun kusuru aranmaksızın fark ödenir. Birinci fıkranın ikinci cümlesinde öngörülen ve kusur şartına bağlanan sorumluluk ise bundan ayrı olarak, talimata aykırılıktan kaynaklanan diğer zararları kapsar. Örneğin komisyoncunun düşük fiyatla erken satış yapması nedeniyle vekâlet verenin vergisel avantajlardan yararlanamaması, kur farkı zararına uğraması ya da başka ticari fırsatları kaçırması hâlinde bu kalem zararlar ikinci cümle uyarınca talep edilebilir.
İkinci fıkranın düzenlediği durum, komisyoncunun sözleşmenin ekonomik sonuçlarının vekâlet verene ait olması ilkesinin doğrudan yansımasıdır. Vekâlet veren belirli bir bedeli asgari satış sınırı olarak belirlemişse ve komisyoncu bundan daha yüksek bir bedelle satış yapmışsa, aradaki olumlu fark komisyoncunun ek kazancı değildir. Aynı şekilde belirlenen azami alış bedelinin altında alım yapılmışsa oluşan tasarruf da vekâlet verene aittir. Komisyoncu yalnızca kararlaştırılan komisyon ücretine hak kazanır; fark kesinlikle ona bırakılamaz. Bu kural, komisyoncunun sadakat borcunun ve kendi menfaatine işlem yapma yasağının somut görünümüdür.
Uygulamada bu hüküm, özellikle borsa aracı kurumlarının limit emirlerinin uygulanmasında, araç komisyoncularının alım satım işlemlerinde ve emtia ticaretinde sıklıkla gündeme gelmektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi içtihatları, limit emrine aykırı gerçekleşen işlemlerden doğan farkın müşteriye iadesini ve doğan ek zararın tazminini kabul etmekte; kurtuluş kanıtının dar yorumlanması gerektiğini vurgulamaktadır.
